Feeds:
Posts
Comments

Archive for May, 2010

>Kendisine verilen odulu, “ee.. bunu tasiyabilecek kadar kuvvetli oldugumu sanmiyorum” diyen bir kizcagiza verdiler! Odulu kazandiklari aciklandiginda, ne kadar ruhsuz sevinilir ise o kadar ruhsuz sevindiler takimcak.. ne diyim ki ben size.. gitti caanim Fransiz takimi :P

Advertisements

Read Full Post »

>MaNga’yi cok aramislar mi? Kesin sonuncu olur diyordum ama ondan beterleri var :P

Eurovision basladiginda yoldaydik, ilk sarkilari radyodan dinledik. Hayatimda ilk kez eurovision’i radyodan dinledim :)

Norvec’in bu yilki sarkisi cok kliseydi..

Fransizlar her sene romantik imajiyla cikip cikip kaybetmekten bikmis olmalilar, bu sene yarisi zenci yarisi beyaz bir grup, afrika&akdeniz karisimi, haydi eller havaya tarzi bir sarki soylediler. Favorim simdilik onlar :)

Ingilizce olmayan sarkilarin sansi olmadigini anlayinca herkes ingilizce soylemeye baslamis.. Bir de miy miy miy yavas sarkilarin is yapmadigini anlasalar daha eglenceli olacak bu yarisma :)

Read Full Post »

>Ferguson

>Bugunlerde Ingiltere gundemi cok hareketli sevgili okur. Sanirim gecen yil, Istanbul’daki bir cocuk yuvasindaki siddeti gizli kamera ile goruntuleyen York Dusesi Saeah Ferguson’un gectigimiz gunlerde, Arap Seyhi&isadami kiligindaki bir gazeteci ile, 500 bin pound karsiliginda seyhi, bosandigi kocasi, zengin isadami Prens Andrew ile tanistiracagina dair pazarlik ederken cekilmis gizli kamera goruntuleri ortaya cikti..

Eee etme bulma dunyasi..

Bugunlerde de ortalikta bir kaset furyasidir gidiyor :P 80’lere donduk :)

Neyse, Sarah’in bir arkadasi demis ki, naapsin.. hic parasi yok.. koye cekilip evde recel yapsa, birak evin parasini.. recelin malzemelerini bile odeyebilecek durumda degil.. mecbur kaldi boyle bir yola basvurmaya!!! Oha diyorum, birisi ingilizceye ceviriversin.. dunyanin geri kalani olsun o zaman!!! zavalli Sarahcik.. bogurtlen receli bile kaynatamayacak fakirlikte.. gelsin benim bahceyi temizlesin, bogurtlenler benden bedava :)) Allahim, koskoca Prens’in bosandigi karisindan daha zenginim.. cok sukur halime…

Read Full Post »

>Patatesli Ekmekler için bkz: Patatesli Ekmekler

Sling için bkz: Ev Yapımı Slingler

Blog içinde bir arama yapmak istediğinizde, sol üst köşede bir arama kutucuğu var, oraya aradığınız kelimeyi yazarsanız, blogger, o blogta, o kelimenin geçtiği postları önünüze seriveriyor :) Ondan sonra ayıklayın pirincin taşını :P


Cumartesi bulduğum ilk boşlukta, MK ile bahçeye gittim. 3 saat kalıp biraz ot yoldum ama hamlamış olduğum için ertesi güne kadar geçmedi yorgunluğum. Yine de çok tatlı bir yorgunluk. Bütün gün ekran&masa başında oturuyorum ama günün sonunda başıma ve vücuduma öyle pis bir yorgunluk yapışıyor ki, üzerimden atamıyorum.

Cumartesi bahçede geçen günden geriye kalan tek üzücü şey, o gün hiç arı ile karşılaşmamak oldu :( Arı nüfusundaki azalışı maalesef gözümüzle görüp, bizzat tecrübe eder hale geldik. Yerim olsa, sırf nüfusları artsın diye arıcılık yapmayı düşündüm :(( Yerim dar.. yenim dar.. Bunlar bahane değil. Araştırmalı, imkanı olup da arıcılık yapan, arı nüfusunu arttırmak için uğraşanlar olmalı.. Onları bulup, onlara destek olmalı… Belki uzaktan da olsa sponsorluğunu yaptığım bir arı kovanım olur :))

Mısırları ve ayçiçeklerini toprağa geçirdim :)

Bakımsızlıktan MK’nın boyunu aşan çayır çimen :)

Bir ara elinde fotoğraf makinasıyla dolaşan MK’nın denk getirip de çektiği fotoğraflardan birisi.
Nohut olur kendileri :)

Su kurbağası :)




Sol baştan sırayla :P
1- Bakla (uzantısında nohut ve bezelye)
2- Marul
3- Mısır (uzantısında 2 ayçiçeği, sincaplardan sana bir şey kalmaz, 1 gecede biter dediler:))
4- Geçen yıldan kalan, bu yıl kendi kendine çıkan soğan ve sarımsaklar..

Bu da, emeklilerin bahçeden bir görüntü :D İki resim arasındaki farkı siz ayırt edin gayri :P

Bu akşam işten eve dönerken, Oxford Street civarlarında yerin altından tıngır mıngır giderken, karşımdaki kadının bacağında, minik, fıstık yeşili renkli bir tırtıl*caterpillar farkettim. Bugünlerde hava sıcaklığı 27 dereceyi bulduğu için, fırsatını bulan parklara yayılıyor, herhalde kadın da parktan kalkmış metroya binmiş, zavallı tırtıl da onun üzerinde Central Line’da yolculuk ediyordu :))

O kadar çaresiz, savunmasız görünüyordu ki.. Kadın kalksa, trenden inse, bu zavallıcıkta yerin altında, istasyonda yuvarlanıp düşse.. Kıyamadım.. Kadıncağıza gülerek, bacağından aşağılara doğru yavaş ama emin adımlarla ilerleyen tırtılı bacağından aldım. Yanımdaki kesekağıdına koydum. Yer üstünde, tren değiştirmek için indiğim durakta küçük bir bahçe vardı ama içime sinmedi :) Tırtılcık kesekağıdı içinde metro yolculuğuna devam etti. Eve dönerken bahçeye uğradım ve bizim için küçük ama onun için koca bir yeşil derya olan bahçede, yapraklardan birisinin üzerine bıraktım :) Bahçe arkadaşım, minik tırtıl :))

Read Full Post »

>
Çiçek açan basil/fesleğen. Dalından koparıp, makarnayla yemek çok güzel oluyor :)

Basil pesto yapımını araştırmam lazım bir ara. Kalanları dondurup sonra kullanmak lazım :))

How To Live a Simple Life programının üçüncü ve son bölümü yayınlandı bu akşam.

Neredeyse 1 yıl boyunca para harcamadan, bir şekilde idare eden Peter, süreyi tamamlamasına bir kaç hafta kala, süresi geçen araba sigortası için harcama yapmak zorunda kaldı.

Programa, saçıp savurmakla, hiç para harcamamak arasında bir üçüncü yol yok mu? sorusuna cevap arayarak devam ettiler :)

Bu konuda bir önceki postta bazılarınızın da dediği gibi, hiç para kullanmadan yaşanmaz. Para hep vardı, hep var olacak. Tabi parayı Likya’lılar buldu o ayrı ama sonuçta para yerine geçecek mal, mülk, servet, zenginlik, altın… vs hep vardı. Muhtemelen bundan sonra da olacak. Parayı reddederek yaşayamayız ancak dikkat etmezsek çok kısa sürede, kolayca, sistemin ve tüketimin kölesi olabiliriz.

Harcama yaparken, gerçekten ‘ihtiyacımız olan’ şeyleri mi alıyoruz, yoksa almak ‘istediğimiz’ şeyleri mi? İhtiyaç nedir? Ne kadardır? Ne kadardan sonrası lükstür? Bunlar hep kişinin kendi karar vereceği şeyler. Ve zaman zaman, karar verirken de hile yapabileceği şeyler :)

Ben bugünlerde, yeniden ve yeniden bu konuda düşünmeye başladım. İhtiyaçlarım nerede başlıyor, nerede bitiyor? Nereden sonrası gereksiz tüketime giriyor?

Bir zamanlar alacakaranlık kuşağında izlediğim bir mini dizi vardı. Alkolik olan bir adam, bir barda gizemli bir adamla tanışır. Ve bu gizemli adam, alkolik adamın içkiyi bırakabilmesi için ona bir teklifte bulunur. Alkolik adam, içkiden kurtulmak için teklifi kabul eder.

Gizemli adam, alkolik olana bir ilaç içirir. Kesinlikle ve de kesinlikle içki içmemesi gerekmektedir. Yoksa ilaç çok şiddetli yane tkiler gösterecektir.

Alkolik ilacı içer.

Sonra da kendisini tutamaz ve içki içer..

Ancak artık içinde, içki içtikçe büyüyen, büyüdükçe daha çok içki isteyen bir yaratık vardır ve ondan kurtulmasına imkan yoktur. Acılara dayanamaz ve daha çok içer.. İçtikçe içindeki yaratık daha da büyür ve daha çok acıya sebep olur…

Tüketimi de ben böyle bir canava benzetiyorum işte. Tükettikçe daha çok tüketme isteği doğuyor insanda. Aldıkça almak istiyor. Tıpkı yemek ve mide ikilisi gibi. Yedikçe mide büyür, genişler.. yeme kapasitesi artar. Arttıkça daha çok yer insan. Oysa yemeyi kestikçe mide küçülür. Küçüldükçe daha azla yetinir..

Daha az harcadıkça, tüketim canavarından daha az zarar görürüz… bence :))

Tabi dediğim gibi, herkesin sınırı, önceliği, lüksü-ihtiyacı farklı farklı. Bana ihtiyaç gelen bir başkasına lüks gelebilir. Yine de hep bir orta yolu bulmaya çalışmakta, 3 alacakken 2 almaya ve zamanla 1 almaya çalışmakta fayda var bence.

Neyse, kendi adıma aldığım kararlara gelince… İlk olarak 2 kredi kartımı da iptal ediyorum. Kredi kartını gayet akıllıca kullanan insanlardan birisiyim. Limiti içinde harcama yapıp, hesap ekstresi geldiği gibi öderim :) Sadece bir kere, üst üste almam gereken şeyler sebebiyle borçlanmıştım ve bir kaç ay için bile fenalık getirmişti gereksiz faiz ödemek :) Anne ve babamın hiç kredi kartı yoktur, hiç bir zaman da almadılar :)) Onları örnek almalıyım bu konuda :P

Evet, bu ilk adım :P

İkinci adımsa, parayı gözümle görüp, elimle tutmak :) Kartla yapılan harcamalar, sanki başkasını parasını harcıyormuşcasına o kadar kolay oluyor ki. (Burda kredi kartı dışında banka kartı ile de, sanki kredi kartıyla alışveriş yaparmışcasına ödeme yapabiliyorsunuz. Hatta overdraft denilen, size ekstradan verilen krediyle de, hesabınızda 100 lira varken, 200 liralık krediniz varsa toplamda 300 liralık harcama yapabiliyor, sonra da bankaya 200 lira borçlanmış olarak bir de faiz ödüyorsunuz. Yani ha ali veli, ha veli ali :P Kredi kartından bir farkı yok.)

Overdraft*kredi limitlerimi de iptal ettireceğim. Sonra da yatan maaşımdan, sağa sola faturalara, ödemelere gidenler yetecek kadarını bırakıp, gerisini artık elime almak istiyorum! Evet, tüketim, savurganlık, bankalara borçlanmalara son garik :P

Elbette bu duruma da kesin bir son vermek çok zor. Ev almaya kalkışsan bankada yeter miktar para göstermek gerekiyor, mortgage ödemeleri vs.. vs.. ama açıkcası o zaman gelsin düşünürüz. İnsanın, parayı ve harcamayı, bu şekilde daha iyi kontrol altına alabileceğine dair bir teorim var :P Deneyelim ve görelim :))

Read Full Post »

>Oxford Street

>Isten eve donerken, benim kullandigim hatta bir yolcu trende rahatsizlaninca, yine yerin altinda kuyruk olup beklemeye basladik. Bu central line’in da basina gelenler.. okutup ufleticem su hatti bu gidisle :P

Yerin altinda bekleyecegime cikip biraz hava alayim dedim ve marble arch’ta indim. Su an BikBok isimli bir dukkanin onundeyim :P

Amma kalabalik, her zamanki gibi.. herkes takmis koluna alisveris cantalarini ucer beser piyasa yapiyorlar :P Bi de kriz var derler :P

Vitrinlerden anladigim kadariyla bu yaz hippi modasi var. Kafaya dolanan ipler, hani su kizilderililer’inki gibi… salvarlar, uzun uzun kolyeler..

Eskiden 10 senede bir kiyafetler, moda degisirdi, simdi her sezon degisiyor diye dusunurken, salincakta iki kisi, modanin fast food doneminde oldugumuzu yazmis gecenlerde.. kusicim bu fast food modadan :P organic doneme ne vakit gelicez acep?

Allahim, 72 millet onumde seyru sefer ediyor, ne acayip zamanlardayiz…

Afrikali geni tasidigimi dusunuyorum. Ciddiyim. Bazi sebeplerden oyle bir kaniya vardim.. Uzun hikaye.. 135 sterlin ayirip DNA testi yaptirirsam aciklarim :)))

Yolcudur Abbas.. malum sefer uzun.. sehrin obur ucuna gitmem lazim.. eskiden 1 gun 1 gecede gidilecek yolu 1 saatte gidiyoruz.. hic normal degil,, acayip zamanlardayiz dedik vesselam…

Read Full Post »

>Signal Failure

>

Bakla çiçeği..

Sabah bindim metroya. 2 durak gittik ve durduk. Yarım saatten fazla peronda bekledik. Saat oldu 9. İşe gitmeye kalksam ancak akşam varacağım, şehrin öbür ucu çünkü.. Geri döndüm. Eve gitmeden bahçeye uğradım. Belgrad Ormanı olmuş mübarek.


Geçen sene domateslerin olduğu yerler. Otlar çok uzamış olsa da, uzun otları kökünden topraktan çıkarmak, kısaları çıkarmaktan daha kolay oluyor. Bakalım..

Sol tarafta, geçen yıldan kendi kendine çıkan soğan ve sarımsaklar var sözde ama yabani ve arsız otların arasında kaybolup gitmişler..

Doğrudan toprağa ektiğim bezelye ve nohutlardan ses yok. Nohutların olduğu yerde, birbirinin eşi iki minik bitki var, nohut mu, yoksa yabani ot mu göreceğiz..

Canım hiç eve dönmek istemedi…

Benim bahçenin önünden geçen profesyonel *emekli* amcalar bahçenin haline gülüyor olmalılar. Bir ara da, değme çifçilere taş çıkartan emeklilerin bahçeleri çekip koymalı buraya da, iki resim arasındaki farkı görmelisiniz :D

Read Full Post »

Older Posts »