Feeds:
Posts
Comments

Archive for January, 2010

>Mim

>Pratik Anne mimlemişti sağolsun, atta çantamızda neler var diye ama sabit bir atta çantamız yok :)

Sadece işe gittiğim günler çanta taşıyorum, onu da döktüm saçtım ortaya :) Diğer günler evden çıkarken, kredi&banka kartlarını ve anahtarı bir cebime, telefonu da diğer cebime atıp çıkıyorum. Bu ülkede 2 kere çanta çaldırdığım için (üstelik ilkinde pasaportum da içindeydi) çanta kullanma fobim var. Çanta taşıyorsam kendimi çok huzursuz hissediyorum, sürekli çantayı kontrol etmek istiyorum falan.

İşe gittiğim günler çantamda neler oluyor?

1- Kitap
2- Ajandam
3- Cüzdan
4- Telefon
5- ipod
6- Ev Anahtarı
7- Metro kartı ve İşyeri giriş kartı
8- Starbucks indirim kuponları (Kitabın üstündeki kahverengi şey)
9- Fotoğrafı çektiğim gün işe telefon şarjını da götürmüştüm, o yüzden o da var fotoda :)
10- Hijyen şeysi. Mikrop öldüreni hani :P Yeşil fıs fıs.
11- Alışverişlerde naylon poşet kullanmamak için, yıkanabilir, polyester çanta.
12- Kalem.


Bunlar da MK’nınkiler. Onunkileri, günü uzun saatler dışarda ya da arkadaşlarda geçireceksek, elime geçirdiğim ilk poşete, çantaya tıkıyorum. Birer kat çamaşır, hala inatla bezime yapıcam, tuvalete yapmiicaam dediği için bez, ıslak mendil ve kirli bezi koymak için poşetler.

Bir yere giderken ayrıca yanına o an istediği oyuncağı (araba tabi ki:)), kitabı alıyor. Bugünlerde ne kitap, ne araba istiyor, üzerinde araba resmi olan body ve t-shirt’lerini toplayıp götürüyor! Aysel teyzesine giderken geçen hafta 2 t-shirt götürdü sadece. Araba almayacak mısın oğlum dedim, no, istemiyom dedi. Oraya gidince de t-shirtleri kaloriferin üstüne sermiş, seyretmiş :)))

Bu arada, fotodaki body, daha MK doğmadan, Aslan ile Kaplan’ın sevgili anneleri tarafından ABD’den gönderilmişti :) Sağolsun, varolsun.. 18 aylık bebeler için :P Bizimki 3 yaşına yaklaştı, hala giyiyor :P O yüzden lütfen sakın bana, benim çocuğum yemiyor, kilo almıyor, zayıf, iştahsız, bık bık.. demeyin, çok rica ediyorum :P

Read Full Post »

>
Benim gençliğimde çevremdeki kızlar ikiye ayrılırlardı: Kitap okuyanlar ve dantel örenler.

İki kesimin de yolu, daha baştan ayrılmıştı. Dantel örenler; ev işlerinde uzmanlaşır, çeyiz hazırlar ve uygun koca adayını beklerlerdi. Kitap okuyanlar; sürekli değişik sınavlara hazırlanır, elinden kitap düşmez ve meslek sahibi, güçlü bir kadın olmanın hayalini kurarlardı.

Bir zamanlar, dantel örmeyi bilmemekle övünenlerdendim. Hiç anlamam öyle şeylerden derken, kibirlice burnumu kıvırırdım. Dantel örmeyi bilmiyorsan eğer bizim oralarda, tüm zamanın dersle, kitapla yoğrulmuş demektir çünkü.

Benim gibilerin çeyizine dantellerini, ya anneleri örerdi, ya ücret karşılığı başkaları. Dantelden ve onun simgelediklerinden arkama bakmadan kaçardım. Okuyacaktım ben, hem iyi okullarda okuyacak, hem çok kitap okuyacaktım. Çalışacaktım, özgür olacaktım. Hem evime de dantel gibi modası geçmiş şeyler sokmayacaktım. Duvardan duvara kitaplarım ve sade döşenmiş bir evim olacaktı.

Dantele verilen emeğe ve zamana acırdım. Hiç bir getirisi, kişiye hiç bir kazancı olmadığına inanırdım. Aslında, hemcinslerimin tek kalıba sokulmaya, etkisizleştirilmeye çalışılmasına bir tepkiydi benimkisi. Bunu dantel üzerinden yapardım. ‘Otursun evde çeyizini hazırlasın’ diye bir kavram vardı, kızların önündeki eğitim kapılarını tek hamlede kapatan. Kitapların dünyasını bir kıvılcımla yakıp yok eden. Bu yüzdendi dantele öfkem. Öyle öfkeliydim ki ona, evime bile sokmamaya yeminliydim. ‘Boşuna yapıyorsun bunları, ben evime böyle şeyler koymayacağım’ diyordum anneme. ‘aaa ama ne kadar güzeller’ dediklerinde, anlayamıyordum onları. Ben dantele baktığımda, onu ören hemcinslerimin, hiç okuyamayacakları kitapları; attıkları her ilmekte, kendilerini bir kez daha düğümlediklerini görüyordum.

Zamanla danteli ve simgelediklerini birbirinden ayırmayı öğrendim. Dantelin zerafetini keşfettim, onu ilmek ilmek işlemenin sabrını, ona verilen emeği takdir etmeyi öğrendim.

Dantele ödenen bedel, benim jenerasyonum için çok ağırdı. Kimisi evinin her yerini onunla donattı, kendisini donatabilme yetisinden mahrum kalarak; kimisi kendisini donattı baştan aşağıya, dantelin zerafetinden mahrum kalarak.

Uç uca eklenmiş zincirler, göründüklerinden çok daha fazlasını simgeler…


özgüranne, çok teşekkürler :))

Read Full Post »

>

Pratik Anne’den çağrı var: tık tık

Read Full Post »

>kısa.. kısa..

>Pazartesi bir arkadaş ve oğlumdan 1 yaş büyük kızı geldi oturmaya. Geçen yıl birbirlerinin gözlerini oyuyorlardı, bu yıl kendi kendilerine saatlerce oynuyorlar, hatta akşam küçük hanım annesiyle eve gitmek istemedi, bizde kaldı :) Eşim geldi, yemek yedik birlikte, ne güzel oldu :)

Yalnız babası gelene kadar müthiş uyumlu olan MK, babasını arkadaşından kıskandı ve tüm gün yapmadığı şeyleri yaptı. Bizimle sofraya oturmadı, vır vır vır söylendi, güzellikle konuşmaya kalktık kaçtı gitti :) Kendi kendine bir tripler, çok komikti hali :))) ‘Sen git artık evine’ diye de kızı kovdu bir de :))

Babası küçük hanımı evine bırakmaya gidince de oturup yemeğini yedi, kucağımda nazlana nazlana :)) Babanı mı kıskandın deyince de, utanıp başını çevirdi, hııı dedi nazlı nazlı :)) Alem bu çocuklar :)))

Pazar günü fotoğrafları bloga eklerken, nazar değecek şimdi çocuğa dedim. En çok nazarı kendim değdiriyorum zaten :)) Ateşlenir şimdi bu çocuk diye de, nerden geldiğini bilmediğim bir hisle düşündüm kendi kendime. Pazartesi gecesi ateşle uyandı zavallım. Salı gününü kucak kucağa, tv izleyerek geçirdik. Ayağımda uyumadığı anlar dışında yani. Salı sabahı kustu da, attı çok şükür mikrobu. İyi şimdi çok şükür. Aile büyükleri telaş edecekler diye bir şey yazmadım :) Şimdi normal rutinine döndü :)

Danteller Türkiye’den :)) Annemin elleriyle çeyizime ördüğü ve gelirken getirdiği danteller :) Yeni bir yazı konusu, aklımın köşelerinde, taslak halimde. Her gün yazıp yazıp çiziyorum. Vakit bulsam da buraya da aktarabilsem :)))

Ayşe Şule, sorduğun soru aklımda :) İlk fırsatta onu da yazacağım :)

Read Full Post »

>Bedford Park&Mim

>17.01.2010 Pazar:










MK’nın Gözünden:


Harika bir yazı: tık tık.

Pratik Anne’nin, geçen seneden beni sobelediği bir mim vardı, anca … :P

Aynı anda bir çok kitabı okuyanlardanım ben. Avantajı, bir anda bir kaç kitabı bitirivermek oluyor :) Dezavantajı, okuyabilme kapasitenize göre kitaplar bir süre elinizde sürünüyor.

Bazen sırayla okuyorum, hiç birine hak geçirmeden :) Bazen birisini ortalayıp askıya alıyorum, yenilerini sıkıştırıyorum araya.

Özellikle paralel okumalar yapmak hoşuma gidiyor.

1- Konusuyla birlikte, şu an okumakta olduğum kitaplar:

1- Foucault‘nun, Türkçe’ye Deliliğin Tarihi ismiyle çevrilen kitabı. Avrupa’da akıl hastanelerinin doğuşunu, rönesans öncesi bir nevi bizdeki köyün delisi mantığı ile içselleştirilen, kabullenilen delilerin toplumdan soyutlanmaları sürecini anlatıyor.

2- İbn Arabi’nin, 500’den fazla eseri içeren ve İslam dünyasının tematik olarak hazırlanan ilk ve tek ilimler ansiklopedisi olarak kabul edilen, Futûhât al-Makkiyya isimli eserinden parçaların yer aldığı Marifet ve Hikmet kitabı.

3- Arkadaştan ödünç aldığım için ilk iki maddedekileri şimdilik rafa kaldırıp önceliği buna verdiğim, Oxford Üniversitesi’nde öğretim ve araştırma görevlisi olan Henrietta Leyser‘ın “Medieval Women: A Social History of Women in England 450-1500” isimli kitabı.

Ortaçağ dönemi İngiltere’sindeki kadının konumu üzerine hazırlanmış kapsamlı bir araştırma. Şu ana kadar, hristiyanlık dönemi öncesi kadının toplumdaki konumu, hristiyanlığa geçiş ve ilk hristiyan aristokrat kadınlar, rahibelik kavramının ortaya çıkışı… gibi konular yer alıyordu. Ortaçağ döneminde cinselliğe bakış, evlilik, annelik kavramları, çalışma hayatındaki konumları, dul kadınların toplumdaki yerleri ve dönem kadınlarının entellektüel ve ruhani dünyaları gibi konular da gelecek sayfalarda :))


2- En son aldığım kitaplar:

En son MK’ya, beş mini kitaptan oluşan bir araba kitap serisi aldım :))) Kendime de Madness and Civilization‘ı.

3- Şimdiye kadar okuduğum kitaplar içinde en çok sevdiklerim:

O kadar çok ki :)

Edebiyat alanından 3 tane seçiyorum:

1- Victor Hugo’nun, üniversite sınavına hazırlanırken, bana o yoğun süreçte nefes aldıran, içinde bulunduğum durumla da uyum sağlayan :) Sefiller romanı,

2- Tolstoy’un, değişik yaşlarda 3 kere elime alıp en sonunda 17 yaşımda, yaz tatilinde bir solukta okuduğum Savaş ve Barış romanı,

3- Knut Hamsun’un sıcaktan kavrulduğum bir temmuz gününde iliklerime kadar donma hissini bana yaşatmış olan Açlık romanı.

4- Bir türlü bitiremediğim, bitirsem de illallah dedirten kitaplar:

En son Ayşe Kulin’in Veda romanını, daha fazla devam edemeyip yarıda bırakmıştım. Aynı sıralarda okuduğum Elif Şafak’ın Siyah Süt ve Buket Uzuner’in Yolda isimli kitaplarını , bitse de gitsek tadında okumuştum.

Bayıyor bu arkadaşlar beni.

Hele hele, Elif’le Buket’in; söyle özgür ruhum var, böyle gezenti yanım var, hiç bir yerlere de kök salamıyorum, kendimi yollara vuruyorum, kimselere benzemiyor, kimselerle uyuşamıyorum tadındaki alttan alta, çok gezerim, çok okurum, çok bilirim vurguları beni çileden çıkartmıştı. Çok geziyorsunuz, çok gezginsiniz de kardeşim; işi gücü bırakıp kendinizi Amazon ormanlarına mı vuruyorsunuz? Afrika’da kabilelerle mi yaşıyorsunuz? Birisi kalkıp New York’tan Hawai’ye tatile gidiyor, diğeri okul için Boston’a gidiyor ve ‘ah bu gezgin ruhumuz, hiç yerimizde duramıyor, kök salamıyoruz’ diye sözde serzenişte bulunuyorlar! Gezgin görmesek yutacağız…!
Neyse, neyse, çok gıcık olmuştum bu duruma o dönem :)) Geçelim.

5- Elimdekiler bitince okumayı düşündüğüm kitaplar:

Tahminen:

1- Prof. Ruth B. Bottigheimer: Grimms’ Bad Girls and Bold Boys: The Moral and Social Vision of the Tales.

Çocukluğumuzun, Sindirella’dan Rapunzel’e, Hansel ile Grethel’den Pamuk Prenses’e, aklınıza gelebilecek tüm prens&prenses ve kötü üvey anne masallarının analizi. Hani şu güzel prenseslerin ya da genç kızların hep güçlü ve yakışıklı erkeğin gelip kendilerini kurtarmasını beklediği masalların :))

2- Rus yazar Nikolai Ostrovsky: makale ve mektuplarının yer aldığı Selam! Yaşam Ateşi.

3-Edward Said: Orientalism.

diye düşünüyorum şimdilik…

Read Full Post »

>Ödül :)

>

Ensar Bera‘nin ve Balca Misis‘in annelerine çok teşekkür ediyorum :)

Söylemeye gerek yok, ödül tüm blog dostlarına gidiyor teoride :)) Pratikte de, henüz hiç blog ödülü almayan Kral Çıplak ekibine ;))

Read Full Post »

>

tomurcuk‘un hatırı kalmasın dedik :D



Yok, henüz okullu olmadı :) Arabada kullanabileceği bir yazı-çizi çantası bulduk oyuncakçıda. Gittiği her yere taşıyor şimdilik :)

Araba delisi. Ancak (genelde hediye yoluyla gelen) arabalarının kıymetini pek bilemeyip, haşin kullanarak kırıyor. Arabalar da, bir an önce kırılsınlar da, yenileri alınsın! mantığıyla yapılıyorlar anladığım kadarıyla :)) Neyse, sonuçta kırılıp giden arabanın haddi hesabı yok. Biz zaten araba almıyoruz kendisine, arkadaşlara da tembihliyoruz, kıymetini bilmiyor, almayın diye.

Arkadaşların çocuklara hediye almaya girdik Toy’s R Us’a. Tabi araba cenneti orası malum :) Rafların arasında, kendini kaybederek geziniyor. Sana araba almıyoruz, kırıyorsun hepsini dediğimiz için ümidi de pek yok :) Gezerken birden durdu, “ben büyüyüm, bunların hepsinden alcam!!” dedi :))) İyi dedik biz de, aferin, hep böyle ol işte :P Kendi arabanı kendin al :)

2.5 yaşında, şimdilik hedefi büyüüp kendine araba almak :) Önümüzdeki yaza köşedeki araba tamircisine çırak vereyim diyorum, en kısa zamanda da bi kumbara almalı, araba şeklinde olanından tabi :P

Nerde pasta görse, hepi börtdey yapalım diyor :)

Güneş gibi, kar, buz, soğuk da yakıyor. Bunu unuttuk tabi. MK’nın yüzü soğuktan kavruldu. Gerçi al al yanakları çok şirin duruyordu ama acıyor diye şikayet edince kremlemeye başladık :) Tabi inanılmaz huylu bir tip olduğundan krem mrem, hiç bir şekilde yanına yaklaştırmadığından, uyuyunca ben de onu şebeğe benzetip resmini çektim :P

Arkadaş, eşime götürmem için iki parça çukulata vermişti. Yemek masasının üzerinde unutmuşum. Görüp isteyince, zaten her zaman yemiyor diye, sadece bir tanesini yemesine izin verdim. Bir şeyi fazla yemesini istemdiğimde, “kalanını da babana bırakalım akşama o yesin” diyorum.

Bunda da, “diğerini babana bırak tamam mı oğlum?” dedim. Tamam dedi :))

Sonra gitti geldi, “anne birazcık yiyim mi? azıcık yiyim? azıcık yiyorum tamam?bunu yiyim, bak bunu babama bırakıyorum” dedi durdu :)) Öyle öyle zavallım, hem canı çekiyor yemek istiyor, hem söz vermiş, babasına bırakması gerekiyor, bıraka bıraka bunları bırakmış en sonunda :)))))

Sanatsal Çalışma :)


Bugünkü Hava Durumu:


Bugünkü MK Durumu :

Eda collection :D

Yaş: 2 yıl 8 ay.
Eylem: Varoluşsal Sorgulama.

Son zamanlarda bize sık sık soruyor, bu arabayı kim aldı? Bu meyveyi kim aldı? Etrafındaki her şeyin kimin tarafından alındığını öğrenmek istiyor. Bu evi kim aldı diye soruyor şu ara. Ev sahibi almış oğlum, onun evi, biz de para ödeyip oturuyoruz diye açıklıyorum. Bu lambayı kim aldı? sorusu geliyor sonra.. :) Böyle devam ediyor.

Bugün yine envanter çıkarırken durdu, anneyi kim aldı? diye sordu. he hö? oldum başta, anlayamadım, sonra jeton düştü. anne nasıl oldu da var oldu diye düşünüyor minik aklınca :)

anneyi kim aldı? babayı kim aldı? ben kimim? nerden geldim? nereye gidiyorum :))))

Read Full Post »

Older Posts »