Feeds:
Posts
Comments

Archive for December, 2009

>Weston Super Mare -2-

>

Biz memnun kaldık, denememiş olanlara tavsiye ederiz :)

Evlerin mimari yapısı çok değişikti. Londra’da tepe bulunmadığı için, Weston’da tepelerden denize bakmak çok hoşumuza gitti. İstanbul’a çok benzettik.

Sağım solum, önüm arkam… Deniz :)


İnanılmaz rüzgarlı bir gündü. Rüzgarın şiddetini belgeleyen videolar da çektim. Fırsat olduğunda bir tanesini ekleyeceğim.

Med-Cezir’in boyutu.


Uzun zaman önce bir takipçi, İngiltere’deki ikinci el pazarlar hakkında bir şeyler sormuştu. Aklımda, bir ara yazacağım :)

Eşimin hırkası, Ayşe Şule :) kayınvalidemin el emeği göz nuru :)

Read Full Post »

>Oxford Street

>Bugün; yağmurlu, gri ve soğuk bir Londra günü olmasına rağmen, şehrin üç farklı noktasından yola çıkan Banu, Sema, Ben (ve MK) Oxford Street’te buluştuk. ‘Havalar nasıl olursa olsun, bizim havamız iyi olsun’ dedik :P

Cuma günü için eşimle sözleştik, neredeyse 3 yılın ardından ilk kez birlikte, başbaşa sinemaya gideceğiz :)) Açılışı 3D Avatar’la yapmaya karar verdik :D

Şimdiden heyecan yaptım :P

PS: Enfield’da oturan (Edmonton mıydı yoksa?) ve bana yorum bırakan arkadaş, bana bir mail atar mısın?

annevebebisi@gmail.com

:))

Read Full Post »

>Weston Super Mare

>http://maps.google.co.uk/maps?f=d&source=s_d&saddr=London&daddr=A36%2FPulteney+Rd+to:A4%2FLondon+Rd+to:bath+to:weston+super+mare+to:somerton+to:Easton,+United+Kingdom+to:poole+to:bournemouth+to:london&hl=en&geocode=FXjUEQMd5BL-_yl13iGvC6DYRzGZKtXdWjqWUg%3BFTr-DwMdlh_c_w%3BFSY1EAMdLC_c_w%3BFbQEEAMdMgfc_ykt4T50pnhxSDEJmm3W0CeLEw%3BFamADwMdHIrS_ynvU3wd4PZxSDEmlK39-C8xog%3BFYYECwMdvlXW_ykDCauySxFySDEhYYtfzT1CGw%3BFfZBAwMdFNXa_yl3CI-olPBySDGQdb9NMK4OCg%3BFbTqBQMdNsXh_ynNzkKNtaBzSDGnWBlplKLRsA%3BFZHzBQMdAVbj_yn9Z6CxoJhzSDGULKlrFeAuOw%3BFXjUEQMd5BL-_yl13iGvC6DYRzGZKtXdWjqWUg&gl=uk&mra=pe&mrcr=3,4&via=1,2&sll=51.59705,-1.949453&sspn=3.767526,8.701172&ie=UTF8&ll=51.412912,-1.274414&spn=3.289319,7.03125&z=7&output=embed
View Larger Map

Bu hafta sonu güzergahımız kabaca böyleydi. Gerçi ilk önce sadece günü birlik bir gezi düşünüyorduk. Arkadaşları da alacak, birlikte gidecektik ama planlar değişti. Evden çıkmadan son 10 dakikada yatılı gitmeye karar verdik :)

2 günlük geziler için çanta hazırlama süremiz 5 dakikaya düştü artık. Yalnız hala diş fırçalarını unutuyoruz. Gittiğimiz gezilerde aldığımız ucuz diş fırçalarıyla doldu ev :P

Çanta hazırlığımız şu şekilde, Kelle başı birer pijama. Birer kat iç çamaşır, birer çift çorap. Ne olur ne olmaz diye fazladan 1 kazak ya da hırka.

MK’nın çantası her daim hazır zaten. A. teyzesine gittiği günler hep yedek kıyafet götürüyoruz. Haftasonu bir yere giderken o çantaya fazladan iç çamaşır ve bir kat eşofman atıyorum o kadar.

Bunların dışında, laptop, telefon şarjı, fotoğraf makinası ve f. makinası pilleri için şarj aleti de başka bir çantaya sokuşturuluyor.

Ve 5 dakikada hazır oluyoruz :) Diş fırçaları hariç :P

****************************

Cumartesi günü Bath üzerinden Bristol yakınlarındaki Weston Super Mare, gece orada konakladıktan sonra ertesi gün güneye iniş, Portland, Weymouth, Easton, Pool, Bournemouth ve London.

Xmas haftasında olduğumuz için tarihi ve turistik yerlerin tamamı kapalıydı. Dere tepe dolaşıp geldik sadece :)

Bath&Weston Super Mare:

Bath şehrinin tepelerinde..


Arabadan çekilmiş kötü bir fotoğraf ama evin şeklini ve konumunu göstermek istedim. Sebebini hiç anlamadığım bir şekilde, evleri yolun bu kadar dibine yapıyorlar. Bu durum sadece bu garip şekilli eve özgü değil yani. Bakıyorsunuz, arkada uçsuz bucaksız arazi ama ev yolun 10 santim gerisinde! Önüne bir bahçe yapıp, 3-5 metre öteye kondurmuyorlar evleri! Ne anlıyorlar, o kadar geriş arazide araba gürültüsü ve egzos kokusuyla bu kadar içiçe olmaktan, anlamıyorum..

İlk gün hava kapalıydı. Işık olmadığı, daha doğrusu bu şekilde olduğu zaman fotoğraf çekmekten zevk almıyorum. Fotoğrafın ana kaynağı ışık.

Burada olduğu gibi :) Bizim taraf kapalıyken karşı tepeyi güneş yıkıyordu..



Weston Super Mare sahili..


Bu sefer Bed&Breakfast yerine otelde kaldık. B&B’ların yeri başka, gidilen bölgenin köy havasını solumak için ideal. Ancak tamamı, gece eksilerdeki havaya bakmaksızın kaloriferleri kapatıyorlar! Kış için en ideali otel, en azından bizim için. Sıcaklık ayarı her oda için ayrı ayrı. Gayet sıcak, yattık uyuduk :D

Sıcak yatma bölümü tamam da, uyuma bölümü yalan oldu bak şimdi :P MK paşa gecenin tam 4’ünde kalkıp, resim yapıcam ben diye tutturdu!! Ve ille de lamba açılacakmış! Git yap ne yapacaksan diyoruz, yeter ki bizi bi rahat bırak ama yok, adam tutturdu lamba açıcam diye. Tabi karanlık ne de olsa :P Banyoya kapatmayı düşündük bir ara, lambasıyla oturur resim yapar diye ama duruma itiraz etti tabi :P

Deli etti bizi. Eşim araba kullanacak, uyusun, dinlensin diye nöbeti ben devraldım. Zoooorrllaa salladım, 1 saat. Neyse ki tv de vardı, izleye izleye vatandaşı zorla uyuttum. Abartmıyorum 1 saat salladım ve yanıma yatırdım, 10 dakika sonra kafayı kaldırdı, resmen dalga geçerek, resim yapcamm beeenn diye homurdandı! Hatırlat da seni eve gidince bi döveyim dedim cevap olarak :P Geri uyudu neyse ki, yarım saat kıpır kıpıırr döndükten sonra..

Ertesi sabah eşim; ‘işte, çocuğun yeteneğine köstek oluyoruz, gece gece resim yapacağı geldi, yaptırtmadık, zorla uyuttuk, böyle böyle köreliyor’ dedi. Hee dedim, başlarım gece 4’te gelen ilhama :P Hayır vaktinde değilim, illa lamba açıp bizi de üretim sürecine dahil etmeye çalışıyor. Oysa ki ben duyarsız duyarsız uyuyacağım canım aaa :P

Onun dışında asayiş berkemaldi :)

..

Devam edecek…

PS: Bir önceki posta yorumlar için teşekkürler :) Allah herkese gönlüne göre versin :)

Read Full Post »

>19

>

2002, Ortaköy-Beşiktaş, Çırağan Sarayı Önü

Sene 1997.

Aylardan ekim.

6 ay önce başlayan mirc hastalığı, yaz tatilinin ardından devam ediyor. Okul açılmış, dersler başlamış. Artık daha az vaktim var. Ancak yine de dersten çıkar çıkmaz soluğu bilgisayar labında alıyorum.

‘truva’ takma ismi cinsiyet çağrışımı yapmıyor. Otomatikman erkek olarak algılanıyorum. Truva’yı bir at ismi zannedenler atlıyor dalga geçmek için. Erkek zannedilmek işime geliyor. Tek istediğim, sanal arkadaşlarımla huzur içinde sohbet etmek.

Günlerden bir gün bir pencere açılıyor önümde, takma ismimle ilgili bir espri yapıyor, sanal dünyanın içinden birisi. truva’nın bir at değil, bir şehir ismi olduğunu bilen, espri yeteneği de olan ymi. Bilmiyorum kadın mı, erkek mi?

Esprisine espriyle cevap veriyorum.

Laf lafı açıyor.

Konuşuyoruz.. Konuşuyoruz.. Gün bitiyor.. Ancak birbirimize söyleyeceklerimiz bitmiyor…

Ertesi gün yeniden buluşuyoruz…

Sohbeti tatlı, güleryüzü, henüz yüzleri göstermeyen ekranın arkasından bile belli. Konuşmalarımız sıradan konuşmalar. Günlük hayata ve birbirimizi tanımaya dair. Esprileri hoşuma gidiyor. Onu her gün ekranın diğer tarafında, online görmek hoşuma gidiyor. Artık bir tek onunla konuşuyorum. Olmadığı saatlerde, onun gelişini iple çekiyorum.

Okullarımız birbirine yakın. Onun evi benim okuluma, benim yurdum da onun okuluna neredeyse yürüme mesafesinde. Daha bir sene önce, bir arkadaşımın, onun okuluna bakan evinin penceresine yaslanıp hayallere daldığımı hatırlıyorum..

Belki de her gün, teğet geçmişiz yollarda birbirimize..

Kader ağlarını, biz daha sanal kimliklerimizi almadan önce örmüş belki de..

..

Yazışıyoruz günlerce. Belki 10 gün, belki biraz daha fazla. Bıraksalar daha da devam edecek arkadaşlığımız o şekilde.

Ancak günlerden bir gün labtan bir karar çıkıyor. Bilgisayarlardaki tüm sohbet programlarının kaldırılacağı haberi veriliyor. Bıkmışlar bizden, sanal bir darbe yapmaya karar veriyorlar :)

Günlerden cuma. Pazartesi, tüm bilgisayarlar temizlenmiş ve yenilenmiş olacak diyorlar.

Bu haberi, cuma akşamı, tam da herkes çıkmış, lab kapanmak üzere iken ymi’ye veriyorum. ‘Seninle sohbet etmek güzeldi ama buraya kadarmış, hoşçakal’ diyorum. Ne de olsa, sanal dünyadaki arkadaşlıkları gerçek dünyaya taşımamak prensibim :) Henüz mail adresinin varlığından da haberim yok, sohbete :P ordan devam edeyim :)

kem küm ediyor.. bir şey söylemek istiyor. ‘Aslında biraz daha beklemek, doğru zamanın gelmesini beklemek istiyordum, planım daha sonrası içindi ama.. madem ki bir daha görüşmeme ihtimalimiz var, o zaman şimdi soracağım sana bu soruyu’ diyor.. Ben hala, ne soracağını anlamamışım, merakla bekliyorum :)

Benimle buluşur musun? diyor…

Lab kapanmak üzere, görevli geliyor ışıkları kapatıyor, çıkmam için son uyarıları yapıyor. Ben toparlanmışım, hatta ayakta, gitmek üzereyim.. Hiç düşünmeden, tartmadan, kimseye sorup danışmadan, o an bir karar vermem gerekiyor.

Elim Evet’in E’si ile Hayır’ın H’si arasında gidip geliyor. O anı hiç unutmuyorum, daha o zaman, benim için bir karar ve kader anı olduğunu hissediyorum. Bir yandan görevli labı artık kapatmak üzere olduğu uyarısını yapıyor, bir yandan ymi ekranın karşısında bekliyor.. Bense E ve H harfleri arasında gidip geliyorum. Bir an Evet diyecek oluyorum, sonra, saçmalama, başına iş alma, Hayır de, kestir at, bu iş burda kalsın, burda bitsin diyorum…

Ama içimden bir his.. ne olacaksa olsun… diyor ve parmaklarım Evet yazıyor: ) Evet.. Seninle buluşurum..

Alelacele yurdun numarasını veriyorum. Ne kadar meşgul bir hat olduğu, beni düşürmesinin ne kadar zor olduğu konusunda uyarmadan, düşürse de anonsu duyacağımın bir garantisi olmadığını söylemeden… Yurdun numarasını veriyorum ve bilgisayarı kapatıp çıkıyorum.

Aynı akşam bir anons geliyor adıma. İlk kez o zaman sesini duyuyorum :)) Yüzünü ise daha hiç görmemişim.

Bana ulaşabilmek için, saatlerce bir telefon kulübesinde beklediğini ve umutsuzca, sürekli meşgul çalan hattı düşürmek için uğraştığını sonradan anlatıyor.

Pazar günü için sözleşiyoruz. Birbirimizi nasıl tanıyacağımızı konuşuyoruz. Uzun boylu, kumral ve yeşil gözlü olduğunu biliyorum. Ben de, siyah kazak ve siyah pantolon giyeceğimi söylüyorum. Bu kadar romantik bir delikanlının şansına, daha ilk buluşmasında karalara bürünmüş bir genç kız düşüyor ya, kader işte :)

İkimize de yakın bir yerde, İstinye’de, Devlet Hastanesi’nin karşısındaki otobüs durağında buluşmaya karar veriyoruz.

Cumartesi günü, ikimiz için de heyecan ve mide krampları, acaba nasıl birisi, acaba beni beğenir mi ki? soruları ile geçiyor.

Günlerden on dokuz ekim bin dokuz yüz doksan yedi, pazar.

Buluşma saatinden biraz erken gidiyorum, durakta uzun boylu, kumral, yeşil gözlü, kot pantolonlu ve kazaklı bir delikanlı var. Acaba o mu diye dikkatlice bakıyorum ama karşıdakinin birini beklermiş gibi bir hali yok :)

Bir süre bekliyorum, heyecanla etrafı kolaçan ediyorum. Beklerken vakit geçsin diye, hastanenin önündeki telefon kulübesinden bir telefon etmek istiyorum. Karşıdan karşıya geçerken, yolun ortasında arkamdan birisinin adımı seslendiğini duyuyorum. Beni daha görmeden tanıyor :)

Takım elbiseli, tertemiz traşlı ve cebinde benim için getirdiği tek bir kırmızı gül ile genç ve kibar bir beyefendi :) Daha ilk günden birbirimize ne kadar tezat duruyoruz :)

Önce bir kahve içiyoruz Yeniköy’de, açık bulduğumuz bir McDonalds’ta.

Otobüsle Taksim’e geçiyor, Beyoğlu’nda dolaşıyor ve yürüyerek Beşiktaş’a iniyoruz.

O evine dönüyor, ben yurduma..

Beklediğimden çok daha güzel bir gün geçiriyorum.

Pazartesi okula gittiğimde, henüz mirc’in silinmediğini görüyorum. Yine bıraktığımız yerden devam ediyoruz. Ancak bu sefer biraz daha farklı :) Bana, benim için yazdığı şiirleri gönderiyor. Hepsi birbirinden güzel.. de.. ben biraz format dışı bir genç kızım :) Daha bir kere gördüğü birisine insan nasıl bu kadar aşık olur da, böyle aşk şiirleri yazar ki diye söyleniyorum :)) Üstelik ben aşk şiiri de sevmem ki diyorum :P

O, kendi kabuğunda yaşayan, romantik bir yengeç; bense sosyal hayat ormanında ordan oraya sıçrayıp kükreyen bir aslan :)

Bir kez daha buluşmaya karar veriyoruz. 26 ekim pazar günü. Bu sefer Taksim’de, Fitaş’ın önünde saat 12’de buluşmak için sözleşiyoruz.

Cumartesi günü gelip çattığında, saatlerin 1 saat geri alındığını hatırlıyorum. Ah bu erkekler, yarın kesin saatini almayı unutur ve erken gider diyorum :))

Ertesi gün olduğunda, tıpkı ilk başta Evet ve Hayır arasında kararsız kaldığım gibi, bu sefer de gidip gitmemek arasında kararsız kalıyorum. Gitmezsem, beni bekler, belki biraz hayalkırıklığına uğrar ve geri döner. Bu hikaye de başlamadan biter diyorum. Gitmek istememe sebebim ondan hoşlanmamış olmam değil, tam tersine, hoşlanmış olmam :)) Hep kalp kırıklıkları ile biten hikayelerim o kadar yığılmış ki, bir tanesinin daha aynı sonla bitmesini istemiyorum, bu sefer başlamadan ben bitireyim, sonrasında üzüleceğime şimdi son vereyim diyorum.

Gitmemeye karar veriyorum.

O gün yurtta, odada bir tek arkadaşım var. Hem okul, hem oda arkadaşım Ayşegül. Gitmem konusunda beni ikna ediyor. Belki o bile unutmuştur bunu ama ben hiç unutmadım :)

İkna ediyor beni, çocuğa ayıp olacağını, böyle bir karar versem bile bunu ona söylemem gerektiğini, bugün onu ekmeye hakkım olmadını söylüyor. Bugün git, sonrasına bakarsın diyor.

Kalkıp gidiyorum. 12’ye 10 kala Fitaş’ın önüne geliyorum. Kimse yok :)) Bekliyorum. Biraz sağa sola bakınıyorum. Kesin saatini öne almayı unuttu ve erken geldi, sonra da bekledi bekledi gitti diyorum ki… Tam o anda, Fitaş’ın içinden çıkıyor :))

Beni görünce ne kadar sevindiğini söylememe gerek yok sanırım :) Evet, saatini öne almayı unutmuş. Üstelik 1 saat de erken gelmiş. 2 saat beni beklemiş :) Artık ümidi kesmiş, eve gidiyormuş…

O akşam yurda çok mutlu dönüyorum.

12 yıl oldu. Acısıyla, tatlısıyla. Bulutların üzerinde de gezindik bu süreçte, uçurumların dibinde de.. Birlikte pek çok zorluğa, yokluğa, güçlüğe göğüs gerdik. Zorluklarla dolu ortak bir geçmişi paylaşan insanlar, birbirlerine özel, çok farklı bir bağ ile bağlıdırlar. Kimseyle kuramadığımız bir bağ kurduk aramızda. Tüm zıtlıklarımıza rağmen, çok hikayemiz oldu birlikte.

Birbirimizi ne kadar sevdiğimizi anlatmayacağım.

Celin Dion ve Pavarotti’nin birlikte söylediği,

I hate you
Then I love you
Then I love you
Then I hate you
Then I love you more
For whatever you do
I never, never, never
Want to be in love with anyone but you

dizelerini içeren şarkının ortak şarkımız olduğunu ve eşimin bana en son geçtiğimiz günlerde Elvis’in;

You look like an angel
Walk like an angel
Talk like an angel
But I got wise
You’re the devil in disguise
Oh yes you are
Devil in disguise

şarkısını hediye ettiğini söyleyip geri kalanını hayalgücünüze bırakıyorum :)))

2002, Ortaköy-Beşiktaş, Çırağan Sarayı Kenarı :)

Read Full Post »

>Kent

>
Geçen cumartesi tüm gün devam eden kas ağrılarımın pazar günü uyandığımda geçmiş olduklarını görünce, 2 gün boyunca eve kapanıp bana ve MK’ya bakan eşimin, ‘biraz hava alalım’ önerisini geri çevirmek istemedim. İyi ki de çevirmemişim :) Londra’da kar, pazar günü yerden kalkmış olsa da, Londra’nın hemen güneyindeki Kent bölgesi karlar altındaydı :)



Robin kuşu. Bu kuşu ilk kez bu ülkede gördük. Eşim hastası :)) Pek çok İngiliz de :) Bir yarışmaya göndersem bu fotoğrafı, sırf Robin’in hatırına oy verirler bana, o derece Robin fanatikleri var bu ülkede :))

Göller bile buz tutmuştu..

Ağaç kovuğunda minik sincap :D



National Trust’ın bünyesinde bulunan, İngiliz eski (ve efsanevi) başbakanlarından Winston Churchill‘in yaşadığı eve gittik ancak galiba hava muhalefeti sebebiyle kapalıydı. O karda kışta, dağ başındaki eve kim gelir diye düşünmüş olmalılar :P İlginç olan, park yerinde 7-8 araba vardı park etmiş. İçindekiler nereye gitmişti çözemedik :))

Kış güneşi..


http://maps.google.co.uk/maps?f=q&source=s_q&hl=en&geocode=&q=westerhan+hosey&sll=51.257242,0.082912&sspn=0.028308,0.067978&gl=uk&ie=UTF8&hq=&hnear=Hosey+Hill,+Westerham,+Kent+TN16+1,+United+Kingdom&ll=51.518998,-0.109863&spn=0.598178,1.167297&z=9&output=embed
View Larger Map

Read Full Post »

>Bir Kış Masalı

>

Read Full Post »

>


Geçmiş olsun mesajları için çok teşekkürler arkadaşlar.

Benim eserim, iki post alttaki foto :P kaşar peyniri :)) İnce dilimlenmiş kaşar satıyorlar, hazır. Biraz bekleyince kuruyor tabi. Ben de değerlendirmek için, makarna sosunun üzerini süslemesi için ince ince kesmiştim :)

MK daha önce de boyamıştı mutfak ve beyaz eşya kapılarını :P Sildirmiştim :P Çıkıyorlar :) Ancak duvarlara yaptıkları var ki… :))) Çıkarken boyamamız ya da boyatmamız şart :) Tabi henüz Mirzahan abisi gibi tavanları boyamadı ama yakındır :P

Boyalar pastel, duvarlardan çıkmıyor. Çıkıyor da.. duvar boyaları pek adi olduğundan boyalar da siliniyor ve alttaki beton ortaya çıkıyor :P Duvarda bir de tükenmez kalem çizimler var :P

Dediğim gibi, çıkarken artık bakıcaz çaresine..

Read Full Post »

Older Posts »