Feeds:
Posts
Comments

Archive for October, 2009

>Black&White

>Geçtiğimiz haftalarda klozette adaptörüne oturmayı kabul etti ve ilk oturmada iki işi birden halletti :) Ertesi gün bir kez daha oturdu, çişini yaptı. Ancak bir daha oturmak istemedi. Keyfi gelsin diye bekliyoruz :)

Sevgili anonymous, güzel sözlerin için teşekkür ederim, çok cesaret verici :) Ama bilmelisin ki ben de İngilizler’i örnek alıyorum bu konularda :) Hepimiz bir takımız, tüm anne babalar birleşmeliyiz :P

Bugün bir arkadaşım, ‘senin bloga baktıkça, çocuk yapasım geliyor’ dedi :)

Çocuk.. Bakımı, eğitimi.. Bir yandan zor, 7 gün 24 saatini alan bir iş, diğer yandan zevkli ve rayına oturduktan sonra kolay.

Bir şey hem zor, hem kolay nasıl oluyor? Oluyor işte. Radyo frekansını tutturmak gibi bir şey. Kanalın frekansını bulana kadar cızırtılar içinde kalıyor, rahatsız oluyor insan. Ancak frekansı tutturunca… müziklerle coşuyor, sohbete doyamıyor :)

Yalnız çocuğun radyodan farkı, frekansı sürekli değişiyor :)

Yeni doğduğunda farklı bi frekansta, arayıp bulmak gerekiyor :) 1 yaşında başka frekansa geçiyor, 2 yaşında başka.. Allah hepsine uzun ömürler versin, yaşadıkları sürece ayrı telden çalmaya devam ediyorlar, ana babalar da peşlerinde :)

Ancak zaman geçtikçe ilk baştaki acemilik de geçiyor, yeni frekans çok daha çabuk, kolayca bulunuyor.

Anne-babalık, ömür boyu süren bir öğretmenlik-öğrencilik. Aynı anda hem öğrenip, hem öğretmek gerekiyor.

Anne-babalığın öğrenilen bir şey olduğuna inanıyorum. Kendi anne-babalarımızdan gördüklerimizi uygulamıyor muyuz çocuklarımıza? Doğrusuyla, yanlışıyla. Yanlışları düzeltmek de mümkün o halde. Ya da biyolojik olarak çocuk dünyaya getirmeden anne baba olmak da.

Biyolojik çocuğuma-çocuklarıma bir de manevi çocuk/lar eklemek istiyorum. Biraz daha uzun vadede belki, kısmet olursa.

Ne diyorduk, çocuk yetiştirmek hem zor, hem kolay diyorduk.

En uyumlu çocuğun bile gün içinde, sürekli fiziksel*duygusal ihtiyaçlarını karşılamak, akşam olduğunda sizi yorgunluktan koltuğu yığmaya yeter bazı günler.

Anne babayı zorlayan çocuklarsa.. hem fiziksel, hem zihinsel, hem de duygusal olarak anne babayı bir kağıt gibi buruşturup çöp kutusuna fırlatabilirler.

Ancak..

Otoriteyi elinize aldığınız zaman işler değişir. Hayat güzelleşir.

Çocuğunuzun arkadaşı değil de anne*babası olduğunuzu hatırladığınız ve bunu çocuğa da hatırlattığınızda,

Ona saygı duyarak ancak bu dünyadaki yaşınıza ve tecrübenize bakarak kuralları koyanın, kararları alanın siz olduğunu doğal, normal karşıladığınızda, zaten olması gerekenin bu olduğunu gördüğünüzde,

Sırf ‘O’ istedi diye, istediği her şeyi yapmanın, her şeyi almanın, hayatı onun üzerine kurup, dünyayı onun çevresinde döndürmenin saçma olduğunu farkettiğinizde,

Yersiz istekleri, ağlamaları, mızmızlıkları, tantrumuları, tutturmaları… hadi adını açıkça koyalım, modern anne*babalar arasında bu kelime tabu ama cesur olalım, ŞIMARIKLIKLARI sizi ve başkalarını çileden çıkardığında, ama yavrum, canım, hayatım.. böyle yapmaman lazım, bu hiç doğru değil, böyle yap-mı-yo-ruz, değil mi?.. diye karşısında ezilip büzülmek yerine; sesinizi yükseltip kolundan tuttuğunuz gibi odasına götürmenin psikolojisini, fizyolojisini, karmasını, çorbasını.. hiç bir şeyini yakıp, yıkıp, yaralamayacağına inandığınızda..

O zaman her şey çok kolaylaşıyor.

Ne 2 yaş sendromu kalıyor ortada, ne 3 yaş tantrumu…

Bu yazıya, Huysuz’un son postu, az önce izlediğim supernanny ve bugün bir arkadaşımla yaptığımız konuşma ilham oldu..

Who’s in Control?

PS: Fotoğraflar, Behice ablasından :)

Read Full Post »

>Oxburgh Hall

>1482 yılında inşaa edilen Oxburgh Hall, ilk günden bu zamana kadar aynı aileye, Bedingfeld ailesine ait bir malikane. Düşünsenize, şu an oturduğunuz evde dedeniz, büyük dedeniz, büyük büyük büyük dedeniz ve büyük büyük büyük büyük dedeniz de oturuyordu :))

Evin büyük kısmı National Trust’a devredilmiş ancak aile evin bir kısmında hala yaşamaya devam ediyor. Evine bu kadar bağlı aile zor bulunur :P


Evdeki odalardan birisinde bu bahçenin bir fotoğrafı vardı, 1845 tarihli.

Güneş saati.




Evin en önemli özelliklerinden birisi, evin sahiplerinin katolik olmaları. Protestan İngiltere’de katolik olmak, bir zamanlar pek de kolay bir şey değilmiş. Evin içinde bulunan gizli bir bölmede, din savaşları sırasında katolik bir rahibin saklandığı tahmin ediliyor.

Evde sergilenen etaminlerden bir kısmı, Mary Queen of Scots‘a ait. İngiltere’de gözaltında tutulduğu sırada işlemiş o etaminler.

Queen Elizabeth ve The Other Boleyn Girl filmlerini izlemiş olanlar hatırlar belki, katolik olan Mary Queen of Scots, Anne Boleyn’in kızı Queen Elizabeth‘in kuzeni. Uzun süren iktidar savaşları sonunda Elizabeth tarafından idam ettiriliyor.

Oi! Naughty Boy!



Good Boy :)

Uçan MK :)



Read Full Post »

>2.5 Yaş Partisi :)

>Geçen hafta içi, bizim oğlana doğumgünü partisi yaptık :)

2. yaş doğumgününü kutlamamıştık. Benim partilerle, kutlamalarla, özel günlerle aram, soğan sarımsakla aram kadardır diyeceğim ama soğan sarımsağın benim için anlam ve önemi daha büyüktür :P

Tam o dönemde babası yurtdışındaydı, onsuz kutlamak istemedim. O dönünce de, herkesi çağırabileceğim, pazar günü parkta cümbür cemaat eğlenebileceğimiz bir kutlama istedim; buraların yazı bol yağmurlu geçtiği için malum, kurak bir zaman yakalayana kadar ağustos geldi :) Amaaan dedik geçtik :)

Yalnız bizimkisi geçen gün babasına, mum üflicem ben, hepi börtdey yapıcam deyince, babasının içi cız etmiş :) Nerden çıktı ki bu hepi börtdey hikayesi diye düşünürken, cbbc kanalında bir programı görünce anladım :) Çocuğunuzun fotoğrafını gönderiyorsunuz, 3-5 gün öncesinden, doğumgünü olan günde fotoğrafını koyuyorlar ekrana, ismini söylüyorlar, hepi börtdey diyorlar çocuğa :) Bu programı Aysel teyzesi ile izliyor, herhalde Aysel abla ona, senin de doğumgünün olacak, mum üfleyeceksin dedi ki bizimki plak gibi tekrarlamaya başladı :))

Babası, yapalım oğlana bir parti derken, markette alışveriş yaparken thomas the tank engine pastasını görmüş, babası da kıyamamış. Iyy dedim, bu pastanın tadını tahmin edebiliyorum :P

Neyse, çağırdık 3 arkadaşımızı. Bizim de eşimle tanışma&nikah&düğün haftasının yıldönümü. (O da ayrı bir hikaye, yine geçen hafta içi Meral’le telefonda konuşuyoruz, bugün sizin evlilik yıldönümünüz değil mi diye sorunca ben, aaaaa? evet yaa :P diye olaya iştirak ettim :P O derece alakalıyız karı koca bu özel günlerle :P)

Devam edelim..

Dedim, gelin yemek yeriz, çay içeriz, nargile tüttürürüz :) Doğumgünü, yıldönümü bahane :D MK da mum üfler, pasta keser..

Üfledi mumlarını vatandaş :) Pastayı da kestik, kimse 1-2 lokmadan ötesini yemedi :P Yani şeker*un*yumurta bir araya getirilip bu kadar berbat bir kombinasyon oluşturulabilirdi, arkadaşlar başarmış, tebrik ederim :P

Kendi çapımızda havai fişek gösterisi de yaptık :P
Organizasyon tam tekmil :P

Geyiğine doğumgünü yaptık ama sağolsun Burcu ve Meral donattılar oğlanı :) Gerçi ayakkabı küçük, eşofman takımının altı büyük geldiği için değiştirmek zorunda kaldılar :)

Yelekli, şirin takımla değiştirmişler, bu takımı hepimiz daha şirin bulduk :)))

Hele ben yeleğe bittim :)
Hem Thomas Trenli :P
Acaba diğer arkadaşları da çağırıp bi parti daha mı yapsak :P
2 yaş 7. ay partisi :D

10 Kaplan Gücünde :)



Canı mantı çeken arkadaşımızı mutlu edelim dedik :)) Bu 4. mantı yapışım :) Oklavayla açamıyorum, oklavaya dolanıyor, sonra yapışıp kalıyor hamur. Önerisi olan? Ben çareyi, hamuru merdaneyle büyütmekte buldum :P Gerekirse kare hamur açabiliyorum, artık biraz da üçgen çalışayım diyorum :P

Mantıların şekilleri görünmesin diye yoğurtla kamufle etmeye çalıştık ama biraz belli oluyor sanırım :P Kimisini bıçakla kesmek gerekti :P Ne var canım İtalyanlar yapıyor, adına da rivioli
diyor, tüm dünyaya satıyorlar :)

Bu da çiğ börek. Bazı arkadaşların gözü doymadığı için ikinci parti hamuru açtırdılar bana :) Sonra o kadarını yiyemeyeceğimize kaar verip kalanını çiğ börek yaptık. Hamurun içine kıymayı koyup katlıyoruz, kızgın yağda önlü arkalı 10 saniye kızartıyoruz :) Çok lezzetliydi, ilk kez denedim :)

Read Full Post »

>MK

>
Pratik Anne mimlemiş, mimi biraz manipüle ederek, çok da iyi yapmış :))

MK’nın ilginç özellikleri :))

1- Youtube’e; cars, rally, rally cars, trucks, rc cars, rc helicopters, rc planes, rc trucks.. yazıyorsunuz ve karşınıza çıkan videoların önüne MK’yı oturtuyorsunuz :) Sonrası vıınnnn bıızznnn gibi araç sesleri dışında.. sessizlik :)))) Bir ara MK’nın videosunu çekmeliyim, gözünü kıprmadan, pür dikkat, kıpırdamadan izliyor :)

Herhangi bir araba, araç videosu, Top Gear gibi araba programları herhangi bir çizgi filmden daha eğlenceli ve izlenebilir MK için. Gerçi Top Gear’ı ailecek, severek izliyoruz :))

2- Uyku ritüelimiz var. Yastığını alıp geliyor, önce ali baba ile başlıyoruz :) 5-10 saniye geçiyor geçmiyor; kuş! komutu geliyor. Mini, mini bir kuş donmuştu.. diye başlıyorum, hemen keloğlan! komutu geliyor :) Keloğlan, bildiğimiz keloğlan ama biraz kılık değiştimiş, MK kılığına girmiş keloğlan :))

Babası bir gecei MK’nın gün içinde yaptığı şeyleri Keloğlan adı altında anlatmış MK’ya. Keloğlan parka gitmiş, sallanmış, arabalarıyla oynamış, sonra yemek yemiş vs.. vs şeklinde :) Eskiden biz anlatırken, keoğlan parka girtmiş dediğimizde mesela, ben de gittiiim :)) derdi gülerek :) Her cümlenin arkasından, ben de yediim, ben de uyuduuum.. vs şeklinde eklerdi :) Artık onu kaldırdı, sadece dinliyor ve çok seviyor :)

3- Dışarıya çıkarken mont mutlaka giyecek, önü de mutlaka kapatılacak :))

4- Evde herhangi bir sebepten yüksek ses olduğunda camdan dışarısını gösterip, bebetler uyuyoo bebeetleeer! diyerek kızıyor :) Nedense ben şarkı söylerken de aynısını yapıyor :P Sus anne sus, bebetler uyuyoo :P Neden oğlum, sesim güzel değil mi diye sordum, no dedi :P

Geçen gün dışarıya çıkıyoruz, yatağın üstündeki kıyafetleri gösterip, değiştir anne üstünü değiştir, onları giy dedi!! Niye oğlum bunları beğenmedin mi diye sordu.. cevap.. no!

:))

5- Çok kuralcı. Bazı şeyleri bir kere söylemiş olmamız ona yetiyor, kural haline getiriyor. Ağzındaki lokmayı bitir, ondan sonra ikinci kaşığı al.. demiştim bir zamanlar. Şimdi ağzında lokma varken su bile içmiyor. Bir şey uzattığımızda işaret parmağıyla, görmüyor musunuz, ağzımda lokma var dercesine ağzını gösteriyor.

Read Full Post »

>Kış Uykusu

>

Bu köşe kış köşesi..


Bütün yaz çalıştım, çabaladım.. gezdim, tozdum. Sonbaharın başında kış hazırlıklarını tamamladım.. Şimdi de kış uykusuna yattım :))))

Karanlık ve gri günlerin gelişiyle birlikte bir miskinlik çöktü üzerime, bütün gün yatıp uyumak istiyorum. Sabahtan akşama kadar evin içinde ordan oraya yuvarlanıp duruyorum.

Sabah 7-7.30 gibi uyanıyor MK, beni de uyandırıyor, kalk anne kalk! mama yap bana! diyerek :D Geçen sabah yine aynı şekilde kaldırıldım, hava kapkaranlık. Oğlum saat daha 5 midir nedir, gece daha gece, uyuycaz çocuğum.. diye söyleniyordum ki, saate bakmamla gözlerimin faltaşı gibi açılması bir oldu :)) Saat 7.30 amma hava kapkaranlık..

Bugün bir alt kattaki komşuma inecektim, dünden sözleşmiştik, çocuklar oynayacaktı. Oraya bile inmeye mecal bulamadım. Bütünü günü evde pinekleyerek geçirdik.

Bütün gün bulutların arkasına saklanan güneş, ancak batarken kendisini gösterdi.

Neyse ki yarın iş var.
İnsan içine karışacağım.
Half shot-extra hot-with cream latte ile :)

Read Full Post »

>MK@Work

>Geçen Pazartesi:

Geçen pazartesi MK’yı iş yerime, iş arkadaşlarımla tanıştırmaya götürdüm. Bazıları MK ilk doğduğunda eve ziyarete gelmişti, kimisi yazdıklarımı anlamasa da blogtan, kimisi facebook’tan, ama hepsi de iş yerimdeki fotoğrafından MK’yı gıyaben tanıyordu :) Ancak 2.5 sene sonra iş yerine götürünce kanlı-canlı görmüş oldular :))

Önce evden metroya 20-30 dakika yürüdük. Sonra 40 dakikayı geçen bir metro yolculuğu yaptık, sonra yine bir 2o dakikalık yürüyüşle iş yerine geldik. Metroda arabalarıyla oynayarak vakit geçirdi :)

Kimseye rahatsızlık vermemek ve fazla gürültüye sebep olmamak için ancak 10 dakika takıldık ve bu sürede kalabalıktan ve ilgiden şımarmaya başlayan MK sebebiyle fotoğraf çekemeden çıktık :)

Partnerimi çalan MK :))

Öğle tatilinde de, oğlunu getiren başka bir arkadaş ve diğerleriyle yakınlardaki bir parka takıldık.

Esmer annenin sarışın oğlu :)
Anne Rus, baba İngiliz.

İşe dönmek zorunda olanları gözyaşlarıyla :P uğurlayıp oyun parkına takıldık :))

Annesi telefonda konuşuyor, bebiş de tüm oyun parkını emekleyerek dolaşıyordu :) Bütün oyun bölümünü bu şekilde arşınladı :) Arada yerdekileri aldı tadlarına baktı :))) Rahat insanları seviyorum, söylenenlere göre ben de onlardan birisiyim :P

Aslında bu kadar basit, sıradan bir şeyin rahatlık olarak algılanması bile bence vahim :P

Normalde, Children must be accompanied by adults falan yazar. Yani çocukları bir başlarına salıvermeyin, yetişkinler başlarından ayrılmayın :P mealinde. Burada tam tersi yazıyordu :)) 14 yaşından büyükler, çocuksuz giremezler :D

Geçen Salı:

İş hayatını tanıyalım! konseptli:P gezilerimiz salı günü de devam etti :)
Soluğu Meral&Burcu’nun iş yerinde aldık.
Bunlar evden metroya yürürken gözüme takılanlar…


Sonbahar.. Adı üzerinde, hala Bahar :)

Liverpool Street Station’da, metroya girerken*metrodan çıkarken kahve bardaklarını yan yana dizenler Communal Street Art oluşturuvermişler, farkına varmadan :))

Ne fiyat vermiştiniz Meral hanım bu müşteriye?
Fazla söyleyip papaz olmayalım şimdi :D

Meral hanım, lütfen getirin hanımefendinin dosyalarını.. şimdi bizzat, ben kendim kontrol edeceğim efendim… merak etmeyin siz..

hm.. mm? anlıyorum, tabi efendim. hmm ? tabi tabi.. Şimdi karşımda oturuyor zaten Burcu hanım, ben kendisiyle bu konuyu bizatihi olarak görüşeceğim… hmmm.. !

Amma zormuş canım patron olmak da. Müşterinin derdini ayrı çek, çalışanlarla ayrı uğraş. Daha ilk günden yoruldum. En iyisi ben arabalarımla oynamaya devam edeyim :D

Ayşe‘nin mimi :)

1- Bloguna neden bu ismi verdin?

Hamileligim sırasında açtım bu blogu. Önce Esra ve Bebişi diye açtım hatta. Sonra ismimi ifşaa etmek istemedim :) Anne ve Bebişi olarak değiştirdim. Bebiş kelimesi bazı insanlara çok itici geliyor biliyorum :) Ama bana o zamanlar, hamilelik hormonlarının da etkisiyle şirin gelmişti :) Hala itici gelmez :P

Tabi ne zaman kadar blog yazmaya devam edeceğim konusunda bir fikrim yoktu, bebiş diye isim alırken :) Bizim bebiş dana kadar oldu, blogun ismi biraz garip kaçıyor artık. Yine de blog isimleri, adresleri marka gibi bir şey, değiştirirken iyi düşünmek gerekiyor :D Şu sıralar düşünüyorum blogun ismini ve adresini değiştirmeyi aslında. Ancak tam istediğim gibi bir şey bulana kadar bilmiyorum ne kadar zaman geçer :)))

2-Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?

Olmaz mı? :))

İlk başta, MK uyuyor olacak mesela :) O uyanıkken konsantre olmama imkan yok. Ayrıca sadece yazı yazarken değil, fotoğrafları seçerken de konsantre olmam gerekiyor. Sadece blog için geçerli değil bu, özellikle fotoğraf konusunda her zaman için geçerli :) Fotoğraf seçmek benim için başlı başına bir iş. Çünkü bazen bir günde yüzlerce fotoğraf çekmiş oluyorum, aynı pozdan 20 tane çekmiş oluyorum. İçlerinden içime sinenleri seçmek zaman alıyor :) Yani MK’nın uyumuş, benim de karnımın tok, sırtımın pek olması; olmazsa olamızım :)))

3-En son satın aldığın garip şey?

hmm 2 dakikadır düşünüyorum, hala bulamadım :P

Bir arkadaşıma bıçak bilemesi için bir alet aldım :)) Sayılır mı acaba? :) Aşağıdakinin hemen hemen aynısı ama onun iki gözlüsü, diğer göz makaslar için :))

4 -Şeker gibi olduğun anlar?

Eşime sordum bu sorunun cevabını, senin şeker gibi olmadığın bir an var mı aşkım dedi :P Ben onun yalancısıyım :D

Bana tatlı dil, güler yüz gösterildiği sürece her daim şeker gibiyimdir :P

5-Arkadaşım artık sormayın şunları dediğin şeyler?

Sorular yönünden bir şikayetim yok, aynı soruya 100 kere aynı cevabı verebilecek sabırdayım sanırım :))

MK’nın zayıf olmasından dolayı kendi milletimden (onlar-bunlar ayrımı oluyor diyeceksiniz ama vallahi bizimkilerden başka kimseden gelmiyor bu tür sorular :)) mütemadiyen gelen ‘Yemek yemiyor mu? Kilo almıyor mu? Emmiyor mu? Hala emiyor mu? Üşümüyor mu? Tuvalete yapmıyor mu?’ gibi sorular bile beni hiç sinirlendirmez :) Kişisel konularda sinirleri alınmış bir insanım galiba ben :P Üstelik bu sorulardan çooooook başka konularda, çoook uzun zamandır gelen başka sorular da var :)) Onlar bile sinirlendirmez beni :))

Tam tersine.. Sorun canım kardeşim, sorun her konuda, söyleyeyim, bilgilendireyim sizi derim :D

Sinir olmaktansa, karşımdakini kendi silahı ile vurup :P sinir etmeyi çok severim :))))

6-Aynaya bakınca gördüğün?

Sofistike bir cevap istiyor bu soru :))) ama ben yuvarlak bir cevap vereceğim :))

Haline şükreden, hayatından memnun bir insan :)

7-Kendini okutan blog dediğin?

Arkası yarın tadındakiler :))))

8-Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?

Londra sokakları, parklar, kitapçılar, kütüphaneler, müzeler, tarihi evler, kaleler, kafeler, metro, otobüs ve trenler :))

Read Full Post »

>Simithane&Victoria Park

>



Fotoğraf: Meral :)





Read Full Post »

Older Posts »