Feeds:
Posts
Comments

Archive for June, 2009

>Butternut Squash

>

Biberler yolda :))

Bugün, ‘Arabalar’ filmini izlerken :)

Butternut Squash, rahmetli anneannemin “susak” dediği, hamamda-banyoda tas niyetine kullandığı edevatın ana maddesi olan kabak cinsi anladığım kadarıyla. Annem ve anneannem susak ya da susak akıllı derlerdi, şaşkınca, şapşal işler yaptığımızda :))

Butternut squash görünce aldım markette. Kabak tatlısını yurtdışında genelde bu kabak cinsi ile yapıyor bizimkiler. Batılılar da en çok çorbasını ve püresini yapıyorlar. Başka neler yapabilirim diye arayınca yine Jamie yetişti imdadıma :) Elimde, bahçe komşum Feriha teyzenin verdiği bir tutam sage/adaçayı yaprağı da vardı, tarif ikisini de içerince denedim.

Bir miktar kabağı; sage/adaçayı yaprakları, kabaktan çıkan çekirdekler, zeytinyağı, tuz ve karabiberle, üzerini folyo ile kapatarak 200 derecede, 15-20 dakika kadar fırınladım. Folyoyu kaldırıp, kabaklar yumuşayıncaya kadar, bi 10 dakika daha fırında bıraktım. Makarnanın yanına yoldaş oldular :)

21. yüzyılın sofistike aşçıları, sofra tuzu yerine deniz tuzu; toz karabiber yerine de taze çekilmiş karabiber tavsiye ederek yemeğe daha bir sofistike hava katıyorlar :)))

Artan kabakları soyup, kesip; üzerlerini şekerleyerek sabaha sulanmaları için tencerede bıraktım. Onlar da yarının kabak tatlısı olma yolundalar :))

Bu da bugünün ‘abstract’ sanatı olsun :)

Daha bu yılın ürününü toplamada, önümüzdeki yılın ekim planını yapmaya başladım. Verim açısından, her ürünü belirli bir sırayla, birbirini yine bir kurala bağlı olarak takip eder şekilde ekmek gerekiyor. Mesela gelecek yıl patateslerin yerine domatesleri ekemediğim gibi, patatesleri de soğanların yerine ekemeyeceğim.

Patates, tomates, soğan ve sarımsakların olduğu toprağı ki şu anda bir miktar marul hariç tüm ekim alanım bunlarla kaplı :)) önümüzdeki yıl nohut ve baklagillerle kaplamam gerek. Toprağı verimlendirmeleri için. Taze nohutu çok severim. Şimdiden nohut ve baklagil çimlendirme, ekme, biçme derslerini çalışmaya başladım :)))

30 dereceye ulaşılan İngiltere’de sıcak hava dalgası alarmı var :))))) 35’i bulunca evden dışarı çıkmama uyarıları gelecektir. Yıllar önce olmuştu :))) Bol bol limonata yapıp dolaba koymalı. Bir de Ice Tea-Buzlu çay denemek istiyorum bugünlerde.

Read Full Post »

>Tam Şu Anda..

>

İncecikten Bir Kar Yağar – Cengiz Özkan

Sıcaklık 31 derece şu anda!

MK bile sıcaktan bir şey yiyemiyor. Süt ve meyve ile idare ediyor.
Önümüzdeki iki hafta evden çalışıyorum. Aysel abla’nın doktor randevuları olduğu için bugün ve yarın MK ile birlikteyiz. Maşallah diyeyim, kendi kendine oynuyor da ben de çalışabiliyorum böylece.

Bu cuma küçük hala Meltem geliyor :)) 1 ay burada.

Pazartesi eşim Tanzanya‘ya gidiyor. Kilimanjaro dağının eteklerine. Bir sonraki cumartesiye kadar. Hayırlısıyla gider gelir inşallah.

Ben çalışırken MK da halasıyla bol bol oynar. Akşam işimi erken bitirip halayı bizim buralarda gezdiririz biraz :))

incecikten bir kar yagar – Muazzez Ersoy

Her iki yorumu da severek dinliyorum ama Muazzez Ersoy’un sesi pek bir gür, pek bir dolu dolu geliyor kulağa :)) Ayrı bir güzel yani :)))

Read Full Post »

>Margate&Ramsgate

>
Aslında bugün (cumartesi) başka planlarımız vardı.

Bu ülkeye ilk geldiğimiz haftalarda tanıştığımız, aynı zamanda aynı mahallede oturduğumuz, komşumuz da olan eski bir arkadaşla yıllar sonra yeniden görüşecektik bu sabah. Daha sonra da Meral ve Eda’yı alıp çilek tarlasına gidecektik, sepet sepet çilek toplamaya. (Tabii çıkışta parasını ödemek koşuluyla :))

Sabah üst üste gelen iki mesajla planlar 180 derece değişti. İki tarafın da işi çıktığı için buluşmalar iptal oldu.

Aslında evde yapılmayı bekleyen bir sürü ev işi (1 haftadır katlanmayı bekleyen ama gerektikçe içlerinden alıp kullandığımız için gün geçtikçe eriyen, eh zaten yakında tamamı kullanılıp yeniden yıkamaya atılmış olacak diye düşünüp dokunmadığımız çamaşırlar başta olmak üzere:))) iş yerinden eve taşınmış (hem hatun kişi, hem er kişi tarafından ayrı ayrı:)) bir sürü ofis işi, sıcak havalar sebebiyle, bir önceki gece yıkanmadığı için kokan bir çocuk, yapılmayı bekleyen bir mutfak alışverişi (tabi doldurulmayı bekleyen tencereler) ve kimbilir oturup düşünsek daha neler neler.. vardı gezmeye engel :))

Amma velakin, şu ülkede güzel hava buldu mu, çarpacaksın kapıyı çıkacaksın. Aynı havayı bırak ertesi gün, öğleden sonra bile bulmak hayal olur çoğunlukla.

Biz de öyle yaptık, çamaşırlar, bulaşıklar beklesin dedik, sabah kahvaltısından artan çayı termosa, krepleri torbaya attık ve yola çıktık.

Tavsiye üzerine Londra’nın doğusunda kalan, Manş denizine bakan Margate kasabasına gittik önce. İngiltere’de ilk kez kumlu kumsal :) gördük böylece.



Ramsgate:

Ramsgate, Margate yakınlarında başka bir kasaba. Londra’ya dönüş yolunda bir de buraya uğrayalım dedik.






Karşı kıyılar; Fransa, Belçika ve Hollanda. Artık hangi kıyıları görüyorduk bilemiyoruz :)


Arabalı Feribot. Ramsgate ve Belçika’nın Ostend kasabası arasında, 6 feribot, her biri 4 saat süren, günde 20 sefer yapıyormuş. Kısmet olursa belki bir gün Belçika’ya bunlardan birisiyle gideriz, kim bilir?


Ramsgate’ten Londra yoluna çıkmadan önce Meral’le konuştum, ballandıra ballandıra günümüzü anlatırken, sizin orada yağmur yok mu? diye sordu. Meğer Londra’yı sular seler götürmekteymiş son 1.5 saattir. Biz konuşurken arka planda gümbürtülü bir gök gürültüsü koptu.

Dönüş yolunda güneşi bugün için son görüşümüz yukardaki fotoğraftaki gibi oldu. Arkasından, yolumuz üzerindeki bulutların sınırlarına girdik. Düşen şimşekler, sıkışan trafik derken, yoldaki ‘ilerde trafik var!’ uyarılarını görüp ilk sapaktan ana yoldan çıktık. Saatlerce karayolunda beklemektense ara köy yollarından (buranın köy yolları bizim anayollardan hallice maşallah) dere tepe düz gitmeye karar verdik. Gecikmeli ama trafiğe takılmadan, trafiğe takılmayalım diye de epey heyecanlı bir şekilde eve döndük. Bütün gün aklımın bir köşesinde, Londra’ya dönünce eve uğramadan bahçeye gidip sulamak vardı ama yağmuru duyunca gerek kalmadığı için çok sevindim :))


Londra’ya girdiğimizde bizi bu manzara karşıladı! Yağan doludan geri kalanlar! Aynı gün içinde hem yazı, hem kışı yaşamış olduk!

Read Full Post »

>

Bir de masanın üstünü temizlerken çekilmiş videosu var :D

Bahçeyi yine eve taşıdım :)

Bir baktım evin en konforlu yerini o da keşfetmiş, bir de üstüne yan gelip yatmış :D

Tavuklu ve Mantarlı Tart:
(4 kişilik)

3 tavuk göğsü,
600 ml (3 küçük nutella bardağı:)) mantar çorbası,
6-7 orta büyüklükte mantar,
Biraz maydanoz,
Tuz+Karabiber,
Üzeri için milföy hamuru.

Mantar çorbasını hazır da alıp yapabilirsiniz ancak ben evde yaptığım çorbayı kullandım.

Mantar Çorbası:
250 gr. mantar
1 yemek kaşığı sıvı yağ,
2 yemek kaşığı un,
Yarım litre, 2.5 su bardağı, soğuk su,
1 bardaktan az süt,
Tuz.

Yağ ve un kavrulur, su eklenir, su kaynayınca çok küçük doğranmış mantarlar ve biraz tuz eklenir. 20 dakika kaynatılır, süt eklenir, bir kaç dakika sonra altı kapatılır.

Tavuk göğüslerini küp küp doğradım. Hiç yağ ve su eklemeden tavada yumuşayıncaya kadar çevirdim. Orta büyüklükte doğradığım mantarlar, mantar çorbası ve maydanoz ile karıştırdım. Tuz ve karabiber ekleyip tepsiye yaydım. Üzerini milföy hamuru ile kapladım. Burada büyük ebatlarda milföy hamuru satılıyor, onları kullandım. 180 derece fırında 20-25 dakika, üzeri kızarana kadar pişirdim.

Çok basit, yapımı kolay bence gayet lezzetli bir yemek :)

Orjinal tarifine sadık kaldım ama bizim Türk mutfağı için biraz sade kaçıyor sanırım :) Tavukları ilk pişirme aşamasında soğan, salça ve baharatlarla tadlandırarak daha zengin bir harç elde edilebilir.

Yanında ellerinizle ekip, ellerinizle topladığınız marullarla tam yeme de yanında yatlık :D

Read Full Post »

>Uyumuyoo :))

>http://www.youtube.com/get_player

Dün akşam dönüş yolunda. Başını geri yatırmıyor ki uykuya dalıvermesin!

Ayşecim, sürekli fotoğraf çektikçe ustalaşacaksın hiç merak etme :)) Sana güveniyorum :))

Sevicim, ben içerde yetiştiriyorum naneyi, güneş alan bir pencere kenarında. İsterden bir tane de içerde dene. Dışardaki süs niyetine durur, içerdekini de yemeklere kullanırsın. Bol su ve bol güneş yeter. Şimdi benim ikinciler bile aldılar başlarını gittiler maşallah :D

Sevgili Naile, bu işin tadını alan bir daha bırakamıyoru di mi? :))

Sevgili tomurcuk, şu adresler işine yarayabilir: Home Composting ve Greens&Browns

Marullara gelince arkadaşlar, ben de ilk kez burada gördüm onları. Cinsi ‘red fire’ kırmızı ya da kızıl ateş :)) Çok taze ve lezzetliler. Yetiştirmek isteyen arkadaşlara tohumlarını gönderebilirim. Mail atmanız yeterli. annevebebisi@gmail.com

Read Full Post »

>Hastings

>Geçen Pazar:

Geçen pazar hava sıcaklığı 21-22 civarında, ancak hissedilen sıcaklık 28-29 derece civarındaydı. İngiltere’nin güney sahillerinde bulunan Hastings’e arkadaşımız Gül’le birlikte günü birlik bir ziyaret yaptık.

İlk başta MK, ‘üşüdüüü, üşüdüüü’ diyerek hırkasını giymek istedi :)

Ancak yavaş yavaş kandırmaya başladık ve babası önce hırkasını çıkarmaya ikna etti.

Sonra kendisi denizin ne kadar eğlenceli olduğunu keşfetti ve soyunmaya başladı :) Yanımıza mayosunu almadığımız için olduğu kadar idare etti ve boğazına kadar ıslandı :)


Burada bezini de istemediği için çıkarmaya çalışıyor :) Bezini çıkardım, bir süre giyinmeye ikna edemedik :))




İlerleyen saatlerde kostüm değişikliği :)




Tarihi evlerden bir görüntü..

Hastings kasabasının Milli bir parkı var. Bir de o parkın bir ucuna çıkan tam 237 basamaklı bir merdiven var :)) Buraya kadar gelmişken, bir de oraya tırmanalım dedik.




Merdiven evlerin arasından çıkıyor tepeye. Bir çatıda, ‘grow bag’ denilen, her birinde 3 tane sebze fidesi yetiştirebileceğiniz gübre torbaları vardı. ‘Çiftçilik’ ruhu sınır tanımıyor :)))

************************************

Bu pazar:

Bunlar geçen pazar gününün fotoğraflarıydı. Bu pazar da yine Hastings yollarına düştük. 18-19 derece sıcaklıkta. Meral&Murat ve Eda&Levent ile. Geçen hafta sıcak bir hava vardı ancak deniz çekilmemişti. Bu hafta ise deniz çok güzel çekilmişti ama hava soğuktu. Kızlar kat kat giyinip oturmuşlarken, kızların deli misiniz siz yaaa? protestoları arasında, bu sefer mayosunu yanımızda götürdüğümüz MK’yı denize soktuk :))) ‘Soğuk hasta etmez, tam tersine dinç tutar’ sözünün destekçisiyim :)

MK doğduğunda beri hep, İngilizler ve hatta burada yaşayan diğer pek çok milletin (Hintliler, Pakistanlılar, zenciler vs) çocukları kasım ayında çorapsız gezer, soğuk havada denize girer, atlet giymez, terli terli araba koltuğundan alınır rüzgara çıkar ve hiçbir şey olmaz. Onlara bir şey olmuyorsa bizimkine neden olsun? diye düşünerek hareket ettim hep. Ve evet artık elimizde soğuk havada kendini resmen denize atan bir veled var :)) Ben denize ayaklarımı sokmuşken, çocukların çığlığı eşliğinde denizin içine duraksız koşarken son anda kolundan yakaladım :)) Eh madem istiyorsun, s0yun bakalım deyip saldım suya :D


Burada, Levent amcasına doğru koşmak için geri gidiyor :)
Denizden tir tir titreyerek çıktı :)

Günün kalan fotoları hafta içi bir gün, umarım :)

Read Full Post »

>

Sevimli, sakin ve yumuşak :) Patates yapraklarının arasında, iş üzerinde :)

Ta-ta-ta-taaaam :) Tanıştırayım, ilk mahsül adayı :) Domatescik.

Patateslerin açmaya hazır ve nazır çiçekleri.

Dün MK Aysel teyzesindeydi, bende sabah 10’dan akşam 4’e kadar bahçede. Yanımda azığımı da götürdüm. Şans eseri bir önceki günden kalan sebzeli bulgur pilavı vardı, tam ırgat yemeği oldu :))

İnsanlık için küçük ama benim için büyük bir alanı ellerimle temizledim :)

Öncesi:

Sonrası:

Otları tek tek elimle yoldum, sonra da toprağı alt üst edip kökleri temizlemeye çalıştım. Tamamen kökten arınmadı maalesef. Daha uzun zaman ve daha çok çaba lazım. Yine de bu yıl için idare eder.

Temizlenen yere evden getirdiğim 2. posta domatesleri ektim. En son 2 tane domates fidesi kaldı evde. Bir ara onları da ektim mi, bu yıl için işlem tamamdır ;) diyorum ama ellerim kaşınıyor :) Bağımlılık yaptı sanırım :D

4 farklı cins domates var.
1- Yamuk yumuk ve pembe ama çok lezzetli domates üretenler.
2- Kiraz domates denilen -cherry tomato-, ince uzun fidelerde üreyenler.
3- Kıbrıslı teyze ve amcanın verdiği, kimselerde olmadığını söyledikleri orjinal domatesler ve..
4- Olur da elimdekiler tutmaz diyerek fide halinde satın aldığım, büyük domates üreten 1 fide.

Marullarım :) Dün akşam ilk kez mahsülü topladım. Salyangozlar sağolsunlar, baktım yaprakları kemire kemire yarıya indirmeye başlamışlar; onlara kemirecek yaprak çok, bari marullardan biz nasiplenelim dedim ve epey topladım. Toplarken bir salyangoz kabilesi ile karşılaştım. Tam anlamı ile kabile! Öldürmeye içim elvermiyor. Sonuçta onların mekanına gelip yerleşen biziz :) Hepsini tek tek toplayıp küçük bir kürekle, benim mahsüllerden uzak:P başka yerlere attım. 4-5 sefer yapmak zorunda kaldım, o kadar çoktular!

Marulların yarısından çoğu hala duruyor, arkadaşlara açık davet ;) Gelin buyrun efendim, koca bir salatalık mahsül var. Körpec1k, ç1tırr çıt1rrlar :)) Ayşe Şulecim, sana özel davetiye ;))

Seneye sadece domates ve marul eksem olur yani, o kadar şahaneler :)))

Komşuda açar, bize de sarkar :)

7 mart 2009
9 Mayıs 2009

16 Haziran 2009

Marullarla birlikte 3 tane de nurtopu gibi salyangoz gelmiş! Yaprakları tek tek yıkadım, sonra bir de baktım kasenin dibindeler :) Tek tek pencereden asağıya, çalılıkların üzerine sallandırdım. Birinin camına yapışacaklar diye de korkmadım değil :P

Tabi eve salyangozları da taşıdığımı eşime söylemedim, yoksa hayatta ağzına koymazdı marulları :)

Bahçeden dekorasyon için de malzeme çıkıyor :D
Arkada, üvey evlat muamelesi gören fide halinde satın aldığım domates.

Bu domates fidesinin ise ilginç bir hikayesi var. Bir sürü çekirdeği minik saksılara, ayrı ayrı ekmiştim. Bir çoğu tutmuştu ama bir kısmında ne ses, ne görüntü vardı :) Uzun bir süre bekledikten sonra tutmayan saksıları bir köşede unutmuştum. Ölmek üzere olan bir çiçeğimi iyice budayıp, ya tutarsa diye büyükçe saksıya ekmeye karar verdim. Domates fidesinin dibinde görülen 3 adet sapçık :)) Toprak olarak da, tutmayan çekirdekleri ektiğim, kurumuş kalmış toprakları kullandım. Bir kaç gün sonra bir baktım ki, tohumlardan birisi can bulmuş, kafasını topraktan çıkarmış. Gel zaman git zaman yukarıdaki hale ulaştı :) Yakında toprağa ekeceğim onu da.

Betül, içerde de deneyebilirsin domatesi. Güneş gören bir pencere kenarı yeterli olur sanırım.

Sevgili tomurcuk, ben hep boşveririm milleti :) Bence hemen başla :) Çok verimli, bol vitaminli bir toprak oluyormuş :) Yalnız, çimlendirme aşamasında, tohumlar için kullanmayın diyorlar, aklında olsun. Çimlenme aşamasından sonrası için çok idealmiş.

Ya aklıma şimdi geldi bak, oturduğun siteden bahsetmiştin blogunda, acaba diyorum, çevre bilinci açısından konuyu gündeme getirsen ve bahçeye büyükçe bir plastik ya da tahta kutu konmasını teklif etsen. Herkese de içine ne atabileceklerine dair bilgi broşürü dağıtırsın. İçeriğini seve seve ben bile hazırlarım. Belki ilgilenirler? Çok mu iyimserim :P

İkinci sezon naneler :) Sevicim, seninkiler ne alemde? Bir foto koysana sen de sahi?

Eline cetveli alıp sağı solu ölçen mimarcık :))

Read Full Post »

Older Posts »