Feeds:
Posts
Comments

Archive for May, 2009

>Clandon Park

>Geçen Pazar:

Geçen pazar.. Abbaslar düştü yola :)

1730’ların başında yapılan malikane.

Hinemihi: Maori House.

Bu küçük yapı (Hinemihi) 1881 yılında Yeni Zellanda yerlileri tarafından yapılıyor. Bir nevi belediye binası. 10 Haziran 1886’daki volkanik patlama sırasında içine sığınan yaklaşık 50 kişinin kurtuluş şansı oluyor.

1892’de, Yeni Zellanda valisi olan, Clandon Park House’ın/malikanenin sahibi Lord Onslow binayı satın alıyor. Parçalara ayrılan bina gemi ile İngiltere’ye getiriliyor ve malikanenin bahçesinde yeniden birleştiriliyor.






Malikaneyi gezdik, ağzımız açık bir şekilde :) Hayran olduk. Ancak ne yazık ki içeride fotoğraf çekmek yasaktı, tek kare çekemedik. Gerçi bu durumlarda biraz memnun oluyorum. Çünkü bir yere en azından 2 kere gitmem gerekiyor bu fotoğraf sevdam yüzünden. Birinde fotoğraf makinası ile, diğerinde onsuz.

Fotoğrafı görev bilinci ile çekiyorum :) Bütün dikkatimi veriyorum. Sonra eve dönüp fotoğrafları incelerken pek çok detayı canlı canlı, kendi gözümle farkedemediğimi farkediyorum. Dünyaya objektiften bakıyorum.

Oysa yanımda makina yokken rahat rahat, fotoğraf çekme kaygısı olmaksızın inceleyebiliyorum her yeri, her şeyi. Ama bu sefer de huzursuz oluyorum, ‘fotoğraflayamadığım’ için. Zevk alamıyorum :)

O yüzden her yere en azından 2 kere gitmek güzel olurdu. Birinde fotoğraf makinalı, diğerinde makinasız :)

Aslında var ya, bu da çözüm değil, itiraf etmeli :) Her gün geçtiğim yollardan bile hep makinalı geçmek istiyorum, dün olmayan ama bugün olanı kaydedebilmek için.

İşin özü bu sanırım, kayıt etme, anı dondurma, sonsuzluk tutkusu… Özümdeki sonsuzluk özlemi.

Malikanenin en katındaki restorant.


Burada da görüldüğü üzere… Sofrayı sona kalanın kaldırması bir centilmenlik kuralıdır :D

Annemize çiçek derelim :)


German Garden. Alman Bahçesi. İngiliz Hava Yolları Uçuş Ekibi tarafından, kazalarda hayatlarını kaybeden iş arkadaşlarının anısına yaptırılmış.

Hayatımda ilk kez bir nilüfer çiçeğini bu kadar yakından gördüm.







Read Full Post »

>Muğaaat!

>
MK:
Muğaaat! Muğaaaat! (Murat:))
Ben: Hangi Murat oldum? (Babası ve Murat amcası adaş)
MK: Baba Muğat!

*****************************

Türkiye’de, Çanakkale’de iken, anne ve babam bana Esra diye seslendikleri için orada ortalıkta, ‘Esğaaa’ diye dolaşıyordu.

Aksaray’a geçtik, küçük halası sık sık Esra abla dediği için, bir süre sonra peşimden Esra abla diye dolaşmaya başladı :)

Bugünlerde bana Esra anne, babasına da Murat baba diyor :D

*****************************

Artık kendi başına uyumak istiyor! Bu bizim hayatımıza bir devrim :) Bknz: Eski postlar :)
Sabahın 5’inde uyandığında artık geri uyutmak için herhangi bir şey yapmamıza gerek yok. Babası ile uyumak istiyor. Onun gibi başına yastığı koyuyor ve kendi kendine geri dalıyor.

Öğle uykularını ve akşam uykusunu da, ‘Baba gibi’ diye belirterek kendisi uyumak istiyor ama zavallım yerde dört dönüyor uyuyabilmek için :) Bir o tarafa, bir bu tarafa; bi yastıkla yatıyor, bakıyor olmuyor yastığı atıyor :) Hatta ve hatta, misafir yorganlarını koyduğumuz, yüklük niyetine kullandığımız kendi yatağında bile yatmak istedi :))

Ama henüz kendi başına uyumayı beceremiyor. 2 dakika ninni söyleyerek sallamak, 1 saat onun uyumasını beklemekten daha pratik geliyor bize :D Sonunda ya O pes ediyor ya da biz yeter artık diyoruz :)

*****************************

En sevdiği ninni mini mini bir kuş donmuştu şarkısı. Şuşşş (Kuş) diyerek isteğini belirtiyor. Değiştir yarışması vardı, bilmem hatırlar mısınız? O misal, bazen şarkının ortasında ‘miyaav miyaav’ diyerek Ali Babanın Çiftliği eserine istekte bulunuyor :)) Ya da babasının uyutma metodu olan, pışş pışş diyerek pış pışlanmak istediğini belirtiyor :))

*****************************

‘Şunu veeeğ, bunu veeeğ’ diye istekte bulunduğunda lütfen demesini öğretiyoruz. ‘Lütfen de oğlum’ dediğimizde bazen piiğzz (piliz/please) diyor. İkisinin aynı anlama geldiğini öğrenmiş :)

Sıkışık bir ortamdan, insanların arasından geçerken ‘sorry’ diyerek yol istiyoruz. Geçenlerde evin içinde, bisikleti ile kapı arasındaki daracık boşluktan geçmeye çalışıyor, bir yandan sooğğy, sooğğy diye söyleniyor :))

*****************************

Bugün kendimi iyi hissetmediğim için yataktan çıkmadım. Geçen hafta iş yerinden bir arkadaş, kitaplığını temizlemiş ve artık istemediği kitapları iş yerine getirip bir masaya bırakmıştı. Neredeyse tamamı hamilelik-annelik-bebek üzerine kitaplar. İçlerinden iki tanesini seçmiş, kitaplığın bir köşesine bırakmıştım. Bugün farkettim ve bir tanesini elime aldım. Jill Kargman’ın ‘Momzillas’ isimli inanılmaz eğlenceli bir romanı. New York’lu zengin genç anneler üzerine yazılmış bir kitap. ‘American Psycho‘nun komik bir versiyonu diyebiliriz :)

Kitaptaki tipler o kadar tanıdık geliyor ki :)

Ortam ve benzer anneler Türkiye dahil her yerde var. Okurken özeleştiri de yaptım tabi :) Ama yok ben momzilla değilim çok şükür, orası kesin :)

İngilizce bilen arkadaşlar için linkler, kitap hakkında bir fikir verecektir.

Jill Kargman: Momzillas

Momzillas by Alyssa

5th Estate

Sardunya
‘nın kitabı türkçeye çevirmesini istedim okurken. Eminim o da çok eğlenirdi çevirirken :))

Kitabı yarıladım, şimdi bitirmek için kaçayım :))

PS: Dünkü kıyafet çok sevdiğim bir arkadaşımın, Yasemin’in hediyesi. Buradan bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum :) Şu kitabı okuyunca ona hediye edeyim, üzerinde epey geyik çeviririz birlikte ;))

Read Full Post »

>Banu&Alpay

>Pazartesi günü resmi tatildi burada. Ben evden çalıştım, MK babası ile takıldı. Öğleden sonra arkadaşım Gül de geldi, bize katıldı, güzel oldu :))

Akşama ise sevgili Banu ve Alpay yemeğe davet ettiler, sağolsunlar. Banu’nun sınavları yaklaştığı için uzun süredir görüşemiyorduk, hasret giderdik biraz :)

Hadi bana eyvallah :)

Poz ver dedik, yer beğendi, durdu, poz verdi. Bir de şöyle bir ertafında 365 derece döndü :)

Çok teşekkürler çocuklar :) Düşünmeniz yeter.

New York City araba kolleksiyonu :D

Appayy otttuu, otttu diyerek rehin aldı :D

Read Full Post »

>

Çiçek açan süper acı süs biberi.

Her gün uğruyorum bahçeye, sulamak için. Hatta eve iş getirme pahasına işten erken çıkıyorum, bahçeyi sulamak için :) Yağmur yağsın diye dört gözle bekler oldum. Ama gece yağsa, sabah her yer günlük güneşlik olsa daha güzel olur tabi :D

Ne görürse hemen taklit ediyor :)

Patatesleri, çiçekleri açana kadar topraklamak gerekiyor.

Rokalar :)

Frisbee-Frizbi? öğrencisi :)

Anneannesiyle konuşurken :)

Yolların fatihi :) Şimdilik evi koridoru ile idare ediyor ama olsun :P



Elmalı tart yapmak istiyorum. Elinde güzel bir tarifi olan var mı?

http://www.youtube.com/get_player

Adam kendi kendisiyle dalga geçiyor :D

Bir süre önce, Türkiye’de iken nasıl babasını istediğini, nasıl ağladığını anlatıyordum bir arkadaşa, bizimkisi birden bire yüzünü buruşturup, “baba vağduuğğ” diyerek kendisini taklit etmeye başladı :)) Ben de koptum tabi gülmekten :D

Read Full Post »

>Pazartesi:

Pazartesi günü bir blog buluşması yaptık ve Işıl ve tatlı kızı Defne ile Çocuk Müzesi‘nde buluştuk.

Yokuş, rampa buldu mu hiç affetmiyor :)


O bir küçük hanumefendü :))

Yemek sırasında portakal suyunu üstüne boca edince geri kalan zamanda biraz altı şişhane-üstü memişhane mounda gezdi :)

Hem çocuklar çok eğlendi, hem biz. Değil mi Işıl? :P

Rampasever :D

Salı:

Arkadaş ziyareti..

Boğuşurken gayet mutlular :)
Arkadaşı Emir gülüyor bu arada, yukarıdaki resimde :)

E ile gayet güzel oynadılar. Bazen arabalar için birbirlerine girebiliyorlar. E. sakin bir çocuk ama onun da sabrının bir sonu var tabi :) Her el attığına bizimki atlayınca bir süre sonra isyan ediyor :) Ama bu sefer altalta üstüste güreştiler, E. yere yattı MK onu gıdıkladı falan :)

Ancak ablası okuldan geldiğinde işler değişti. Emir öğle uykusuna yattı, MK ve 4.5 yaşındaki İ. başbaşa kaldılar :) Ondan sonra koptu kıyamet! Amanın ne kavga! Saç saça, başbaşa, bol ağlamalı, bol çığlıklı! Ben bizim oğlanı ilk kez böyle gördüm ve inanamadım :) İ. bunu ittiriyor, çimdikliyor; bizimki de kızın saçını asılıyor, yüzünü tırmalıyor :S

Sebep? İ. sadece onunla oynamamı istiyor. Biz neye elimizi atsak tabi MK da hemen gelip bizim elimizdekiyle oynamak istiyor :) İ. de bunu istemiyor :) Birbirlerinin elindeki kovalara, toplara, bilgiayara saldırıp duruyorlar :))

Çok komiklerdi, bazen gülmekten ayıramadım onları.

Bazı annelerin korkusudur, çocukları bu şekilde kavga ettiğinde, acaba kavgacı mı olacak, paylaşmayı bilmeyecek mi? diye. Tam da bu konuyla ilgili bir program izledim dün akşam. Programın genel konusu, en sakin, hayatında hiç kavga etmemiş insanın bile dış etkiler sebebiyle sinirli bir yapıya sahip olabileceği, şiddet uygulayabileceği idi.

Program içerisinde bir ara bir kreşe gittiler ve 2 yaşındaki çocukların arasında girip 1 adet scooter bıraktılar :) Ondan sonra da sınıftan çıkıp kameradan çocukları izlediler. Bir başka saçsaça başbaşa durumu da orda yaşandı :)))

İnsan beyni normalde bu tür durumlar karşısında sakin olma, çözüm bulma özelliğine sahip olurmuş Ancak bunu sağlayacak sistem 2 yaşından önce mevcut değilmiş. Yani insan beyni 2 yaş öncesinde bu tür durumlarda kavga etmeye programlı :) Bu da demektir ki bizim ülkenin büyük bir çoğunluğu 2 yaş altında takılıp kalmış :D

Ancak 2 yaşından itibaren beyindeki bir bölgede gelişme yaşanmaya başlarmış. Yani kavga etmeden çözüm bulma konusunda. İşin ilginç yanı, çocuk ne kadar çok paylaşmaya yönlendirilirse bu bölgedeki gelişme o kadar hızlı oluyormuş. Yani elindekini paylaşmayı öğrendikçe şiddet yerine barışçıl çözümler üretmeyi öğreniyor insanevladı.

Tükettikçe tükenmek yerine, paylaştıkça büyümek.. Ne güzel..

Salı akşamı:



Yemek:

Jamie Oliver’ın şu tarifinden yola çıkarak bir yemek yaptım geçen gün. Orjinal tarife çok yakın. Benim gibi patlıcana pek bayılmayıp da yemek isteyenlerin bir işine yarar belki diye tarifi yazıyorum.

Burada kolum kadar patlıcanlar oluyor :) 1 tanesinden 4 kişilik çıktı :) Duruma göre arttırın ya da azaltın.

Alaca olarak soyduğum ve küçük küçük doğradığım patlıcanı ateşte, dökme demir tavada, bol zeytinyağında yumuşayıncaya kadar çevirdim.

O arada ince kıyılmış 1 baş soğan ve doğranmış bir kaç diş sarımsak ekledim ve çevirmeye devam ettim :)

Tarifte yoktu ama ben biraz şeker koydum ve tabii tuzu unutmadım :) Bazen unutuyorum :D

Bir avuç kadar badem ekledim.

Yine bir avuç kadar çekirdeksiz zeytin,

Ve 1 küçük konserve kutusu doğranmış domates. Ben hazır ekledim, siz ağız tadınıza göre takılın.

Sonlara doğru, kuru ve taze kekik, maydanoz.

Bol zeytinyağlı salata ile burada tortilla wrap denilen, bizim ince yufka ekmeklerin arasında servis yaptım :)

Afiyet olsun!

Read Full Post »

>
Her yerim ağrıyor.

Bugün MK’yı Aysel teyzesine bıraktım, onunla bahçede iş yapmam imkansız olduğu için.

Sonra da vurdum kendimi bahçeye :D

9.30’dan 2.30’a kadar, 5 saat aralıksız çalıştım. Sadece 2 kere su içmek, 1 kere enerji versin diye muz yemek, 1 kere de yanıma gelen, komşu bahçedeki amca ile sohbet için kısa molalar verdim.

Fidelediğim domatesleri ektim. Onların yakın plan fotosunu çekmeyi unutmuşum yalnız! Aslında biraz erken domatesleri dışarı ekmek için. Çiçek açmalarını beklemem lazımdı ama yine de şansımı denemek istedim :) Evde daha var nasıl olsa. Onları iyice büyütüp ekerim.

Bu 5 saatte domatesler dışında, yukarıdaki fotoğrafta görülen kısmı temizledim ve tohum ektim. Küçücük bir alanı temizlemek saatler alıyor.

Sol baştaki ilk iki yere ıspanak, ondan sonraki sıraya marul, 4. sıraya roka ve son sıraya da havuç ektim.

Bu yıl için temizlenmesi gereken çok küçük bir alan kaldı. Oraya da nane, maydanoz, kekik, biberiye falan ekmek istiyorum.

Ağustos gibi böğürtlenleri toplayıp birazını kesme ve yer açma planım var. Çünkü gelecek yıl şu anda ekim yaptığım yeri nadasa bırakmayı düşünüyorum. Ya da belki, toprağın minerallerini zenginleştirme özelliği olan lahanagillerden ekerim. Bakalım..

“Amaan olurlarsa olurlar, olmazlarsa napiim” diyerek tohumlarını savurduğum marulcuklar :)

Yine aynı mantıkla, “amaaan tutarsa ne ala!” diyerek tohumdan ektiğim taze soğanlar :) Haftalarca yerlerinde bir şey çıkmayınca olmadıklarını sanmıştım ama hepsi kafalarını topraktan çıkararak beni şaşırttılar maşallah :)

Bu nasıl bir güçtür ki, minicik bir tohumdan çıkan incecik saplar taşı, toprağı delip gökyüzüne uzanıyor..

Patatesler :)

Bazı yapraklar yenmiş! Tırtılların falan işidir sanırım. Bu akşam araştıracağım :)

Sohbet ettiğim komşu bahçenin Kıbrıslı sahibi olan amca, patatesleri ekim şekline bakılırsa bu işlerden biraz anlıyorsun dedi :)) İnternetten araştırıp, okuyup öğrenmeye çalışıyorum dedim :)))

4 kere tohumdan yetiştirmeye çalışıp başarısız olunca, dün akşam markette sebze bölümünde, küçük saksılarda satılan taze kekikten aldım. Saksısını değiştirdim. Bakalım yaşayacak mı?

Hiç bir şey tohumdan yetiştirmek gibi olmuyor :) Fideden almayı ya da bu şekilde hazır almayı sevmiyorum. Tohumdan kendim dikerek, her gün kontrol edip sulayarak büyüttüğüm otları&sebzeleri bir başka seviyorum :))

O kadar yorulmuşum ki, bahçeden eve 10 dakika süren yolu tam yarım saatte yürüdüm! Bir duş, üstüne bir tost ve mis gibi çay :))

MK ile babası gelmeden biraz yatıp dinleneyim :)))

Read Full Post »

>Hedingham Castle

>

Hedingham kasabası yakınları.

Cumartesi akşamı Gül ve Nursel sağolsunlar bizi yalnız bırakmadılar ve Eurovision izleme partisi sonrası bizde kaldılar. Norveç büyük süpriz oldu :) Seneye artık eline kemanı alan sahneye fırlar :D

Pazar sabahı eve gelen eşim, bir kaç saat uyuyup uzun bir kahvaltıdan sonra, ayağının tozuyla gezmeye gitmeyi teklif etti.

Hedingham kalesinin merdivenlerinden bahçenin görüntüsü.

Ortaçağ askerlerinin/şövalyelerinin kıyafetlerini her gördüğümde aklıma Malkoçoğlu filimleri ve Cüneyt Arkın geliyor :D

Lord’un kabul salonu.

Yemek masasında, Lord’a günlük yaşamda yakınlığına göre oturtulurmuş insanlar. Yani Lord’la arası ne kadar iyiyse masada ona o kadar yakın oturur, arası limoni olanlar da o kadar uzak otururmuş. Lord’a yakınlaştıkça daha güzel ve daha çeşitli yemeklerden yeme şansları olurken, uzaklaştıkça daha az çeşitle idare etmek zorunda kalırlarmış :) Masada Lord’a uzaklaşmak aynı zamanda şömineden uzaklaşmak anlamına da gelirmiş. Lord’la arayı sıkı tutmayan aç bilaç, soğukta titreşirmiş kısaca :)



Leydi’nin elbisesi. Bu tarz kıyafetleri çok beğeniyorum. Yani keten ve/veya pamuklu ve kat kat. En azından bir tane edinmek isterim.






Şövalyelerin yatak odası! Aman ya iyi ki o zamanlarda yaşamamışız dedim :) Perişanlık valla :)



Yorgun gezgin :)




Kahve molası.






Bizim kahvelere ortak çıkmak isteyince baby cappuccino istedik. Sıcak sütü köpürtüyorlar, oluyor baby cappuccino :))

Gelmekte olan doğumgünü mesajları için tekrar teşekkürler arkadaşlar. Allah herkesin evladına sağlık, sıhhat, afiyet, ömür boyu mutluluk-huzur versin.

Eren Derin’in annesi kekik kaç kere ektim ama bir türlü tutturamadım :( En çok istediğim şeylerden birisi kekik, çok kullanıyorum çünkü. Hazırda elimin altında olması çok iyi olacak. Denemeye devam :))

Read Full Post »

Older Posts »