Feeds:
Posts
Comments

Archive for April, 2009

>Bir Bahar Aksami

>

Keloğlan :)

Gençler baharın tadını çıkarıyor :)

MK ne yapıyor dersiniz ?

Komşu kızına vermek için çiçek (ot:)) yoluyor :))

Sol baştan sayalım :)) Domates, kekik, fesleğen, nane, maydanoz, dereotu, adaçayı (sage) Domateslerden bolca ektim, diğerlerinden ikişer tane. Bir saksı ev için, bir saksı bahçeye götürmek için.

Geçen gün ektiğim domateslerin bir kısmı çimlenmeye başlamış. Bu sabah baktığımda bir şey yoktu, öğleden sonra kafasını topraktan çıkarmaya çalışan minicik tohumlar gördüm.

Haftaya, işe gitmediğim bir gün MK’yı Aysel teyzesine gönderip tüm günü bahçede geçirmeyi düşünüyorum. Yeni sebzeler, bitkiler için ot ayıklayıp toprak hazırlamam lazım :)

En karlı iş futbol diye düşündük, yetiştirmeye başladık :D

Artık biz fotoğrafını çekerken muzırlık yapıp komik pozlar veriyor.

MK’nın küçük halasının hediye ettiği rüzgar çanı. Meltuş, kapının girişine astık :) İlk girişte küt diye önümüze çıkıyor ama çok şirin oldu. Sen geldiğinde salona, balkon kapısının önüne alırız. Kapıyı da açar, rüzgarda çın çın sesini dinleriz :)))

Kara kara düşünüyorum. Eşim 2 hafta sonra, 1 haftalığına Gana’ya gidiyor. Napıcam ben MK ile? :( Şu anda bile akşamları babası uyutsun istiyor. Gece uyanınca sadece ama sadece babasını istiyor. Eşimin olmayacağı o 1 hafta aynı zamanda benim hafta içi her gün yoğun çalışacağım bir dönem. Geceleri MK ile ne yapacağım? Gündüz Aysel teyzesine bırakıp gelir evde önce bi uyurum artık :D

http://www.youtube.com/get_player

Read Full Post »

>Yorgunluk

>Çarşamba hiç bir şey yapmadan sadece yattım dinlendim. Parmağımı kaldıracak halim yoktu.

Perşembe-Cuma işteydim. Normal zamanda bile işe gittiğim günlerin akşamları yan gelip yatıyorum :)

Cumartesi gezmedeydim :)

Pazar kendimi bahçeye attım. Arkadaşım Gül bizdeydi, sağolsun o MK’yı oyaladı, ben de en sonunda :) patatesleri toprağa gömdüm. Gitmeden önce gömdüğüm diş sarımsaklar taze sarımsak olarak boy vermişler, çok mutlu olduk. Sanırım bu saatten sonra baş sarımsak olma ihtimalleri yokmuş, onları taze taze salataya doğrayacağız artık :)

Daha önceden temizlediğimiz, hazırladığımız toprağın bir kısmını yeniden otlar, çimenler bürümüş. Bakmazsan dağ olur tabi! Soğan da ekecektim ama çok yoruldum, patatesler bile epey vaktimi aldı. MK ile birlikte gidip uğraşmama imkan yok. Birisinin mutlaka onunla ilgilenmesi lazım. Yoksa alıyor başını gidiyor.

Evde saksılara da domates ektim. Hiç bir şey olmasın ama sadece domates olsun yeter bana :)) Şöyle mis kokulu, lezzetli domatesleri dalından koparıp hemen orda yiyeceksin mmm :)) Ama işte domates biraz nazlı bir sebze/meyve. Bakalım, tutarsa :))

Evde maydanoz, çok şükür en sonunda nane :) ve acı biberler tutmuş, büyümüşler. Yine maydanozlar pek bi solgun, pek bi boynu bükükler. Anlamadım neden.

Pazartesi, MK’yı Aysel teyzesine yolladım ve sabah 9.30’dan akşam 6.30’a kadar yemek molası bile vermeden temizlik yaptım! Ve yine de salon+mutfak kaldı, yetiştiremedim! Temizlik değil de toplama çok zaman alıyor. Dolapları düzeltmek, eşimin biz yokken yıkadığı ama kaldırmadığı 3 makina çamaşırı kaldırmak, halen yerleştirmediğim tatil çantamızı yerleştirmek epey zamanımı aldı. Bir de jaluzileri tek tek silmek :P Çıkarıp yıkayanlarla dalga geçerdim eskiden, bugün nasıl çıkarıp yıkayabilirim diye arandım epey ama çok vidasal işlem gerekiyordu, vazgeçtim :) Yoksa sokup duşun altına yıkayacaktım :)) Olmayınca tek tek sildim ben de. Deli işi :)

Yatak odasına ve banyosuna tam tamına 4.5 saatimi verdim! Üstelik hala kütüphane ve bilgisayar masası elden geçmeyi bekliyor.

2 büyük çöp torbası çöp çıktı. Aman ne şirin kutu, dursun kullanırım; ne şeker bilmem ne, belki lazım olur diye tuttuğum her şeyi attım. Bıktım eşyanın hamallığından diyorum ama yine de birikiyor! Bir de biriktirmeyi seven bir tip olsam ne olurdu, hiç düşünmek istemiyorum.

Bugün yine atmak için ayırırken gereksiz şeyleri, düşündüm; sen yerleşik insan değilsin, o evden bu eve senelerdir dolaşıyorsun, bu gidişle kendi evine yerleşmedikçe de dolaşmaya devam edecek bir göçebesin. Eşya, ıvır zıvır senin neyine dedim kendi kendime… Yakında yine bir elden geçirmeli her yeri :)) Daha da azaltmalı ve ferahlamalı :)

Türkiye’den bol bol kitap getirdim. Eşya olarak beni en çok mutlu eden şey kitap :)

Çarşambadan Pazara hiç emmedi MK. Türkiye’de iken bıraktırma fikri aklıma yatmıştı. Ona da söylemiştim sık sık. Dönüşte artık mem-mmee yok diye. Biraz onun etkisi sanırım, biraz da babaya kavuşmanın sevinci, emmek istemedi, aramadı. Gece uyanınca, ‘baba sayyıyyooo’ yani ‘baba sallasın’ diye ağladığı için çok kolay oldu. Aralarda aklına gelip de isteyince, sonra oğlum deyip geçiştirdim.

Ama..

Bu işe son vermeye henüz ben hazır değilmişim. Devam etsem bitecekti ama ben kendimi hazır hissetmedim. Bu gidişle çocuk, yeter artık anne, emmek istemiyorum yaa diyecek :P

Pazar günü emdi biraz, uyumadan önce. Bugün yine aramadı hiç. Yavaş yavaş bitecek sanırım. MK hazır galiba ama ben değilim :D Alıştıra alıştıra bıraktırmalıyım, kendi ruh sağlığım için :D

Fotoğraflar tanzim edilmeyi bekliyorlar. Umarım yakında..

Read Full Post »

>Londra

>Istanbul Ataturk Havalimaninda 8 saatlik bir beklemenin, rotar yapan ucagin verdigi moral bozuklugunun, asiri yorgunlugun, 40 saatlik surecin icinde 4-5 saatlik uykunun sebep oldugu uykusuzlugun, sabrinin sonuna gelmis ve patlamis olan MK’yi zaptetmeye calismanin verdigi uzuntunun ardindan TR saati ile gece yarisi 12 gibi Londra’ya indim.

Ucaktan ciktiktan sonra soldugum hava bu ulkenin kendine has bir kokusu oldugunu dusundurttu bana.

Dinlenmek icin ise gelen benden baskasi varsa tanismak isterim :))

Aksaray donusu Istanbul’da beni karsilamaya ve sadece bir kac saat gorebilmek icin 7 tepe tepmis dostlarim Meltem, Nimet, Ozlem, Duygu ve universite yillarindan da arkadasimiz olan esi Murat’a; gece yarisi soforluk nobetini Murat’tan devralip bizi ordan oraya goturen, dogabilecek bir ayakkabi krizini canla ve basla soforluk yaparak onleyen :))) Meltem’in esi ve ayni zamanda Londra’dan arkadasimiz Cem’e; ertesi gun havalaninda nobetlese bana ve MK’ya sabirla yoldaslik eden Meltem ve Duyguma buradan bir kez daha cok cok cok tesekkur ediyorum. Ozellikle de havaalaninda yanimizda olmaniz, tum havaalani vatandaslarina karsi bizimle birlikte rezil rusva olmayi goze almaniz cok buyuk fedakarlikti :) En kisa zamanda yeniden, bu sefer daha uzun olma umidiyle bir araya gelmeyi diliyorum. Sizi ve eski gunleri ozlemisim :)))

Tam su an:

KARA UZUM HABBESI – Kardes Turkuler

Read Full Post »

>geldik cok sukur!

Read Full Post »

>Sakinleştiriciyi kullanmaya gerek kalmadı. Dün akşamdan bu yana ‘kendisi gibi’ maşallah :) Gayet mutlu ve neşeli. Anlamadık ne oldu? Hatta şu an 3. saatini bitirmekte olduğu öğle uykusu ile ağzımı açık bırakmış durumda. Tabi sabahın 6’sında mesaiye başlamış olmasının da etkisi vardır ama evde bile, ben yanında uyuduğum halde 3 saat öğle uykusu yapmazdı.

Palto ve ayakkabılar çıktı.

Herşeye rağmen aklımın bir köşesi evde bıraktığım patates, saksıdaki maydonoz ve biberlerde. Eşime, sebzeleri suluyorsun, sağlam duruyorlar, ölmediler di mi diye soruyorum, ne sebzesi? diye dalga geçiyor ama hayırlısı bakalım :))

Read Full Post »

>

Bir kaç gün önce dedesiyle berbere gittik, saçlarını kestirmek için. Montunu çıkartmak istedik, ağladı çıkarttırmadı. Eve geldik yine çıkartmamıza izin vermedi. Akşam bir şekilde pijamalarını giydi yattı, gece 3’te uyandı. Bir ağlama krizi. Dış kapının önüne topladı milleti, bir şey diyor ama anlamıyoruz. Meğer askılıktaki montunu istiyormuş! Giydi, çıkarmadı. Sabahın 3’ü, 5’î artık hangisinde uyanırsa, uyanır uyanmaz montunu geçiriyor sırtına, bazen öğle uykusunda, uyurken bile çıkarttırmıyor.
Bugün biraz çarşıya çıktık halasıyla gezmeye. Ağlaya ağlaya eve döndük, eve sokamadık. Bu sefer sadece paltoyu değil, ayakkabıları da çıkarttırmıyor! Bir de eline bir anahtar almış, dış kapının önünde ‘eve gidelim’ diye deli gibi ağlıyor. Cinnet geçirmek üzereyim.
Yaprak Dökümü’ndeki, pempe paltoyu sırtından çıkarmayan Leyla’ya döndü.
Sabır küpü kayınvalidemin bile sinirleri bozuldu. Sözde ona moral olsun, ameliyat sonrası neşelensin diye gelmiştik. Kadıncağıza ekstra üzüntü oldu, başka bir şey değil.
Anlamıyorum, herkes her yaştan çocuğuyla sürekli geziyor, tatil yapıyor. Elbette çocuklar babalarını özlüyor, biraz mızmızlık yapıyor ama anneler yanlarında olduğu için, bir de tabi ‘normal’ insan evladı oldukları için öyle ya da böyle alışıyorlar. ‘High Need Child’ ayrılıklara, değişikliklere çok duyarlı evet ama bu kadar mı ya?
Bugün artık hat safhaya ulaşınca doktordan sakinleştirici aldık. Bildiğiniz sakinleştirici. Sinir bozuklukları için. Bu akşam kullanacağız bakalım. İşe yararsa, dönene kadar dayayacağım sakinleştiriciyi!

Dedesi ev içi ayakkabıları giymesi için ikna etmeye çalışıyor. Az önce çektim. Ayakkabıları çıkarmaya razı oldu ama mont kalmış. Şu an onunla dolaşıyor.

Bu arada, bu ne hava ya! Kazak ve montla dolaşıyoruz! Bizim memleket daha sıcak:) Havasını sevdiğiminin İngilteresi :D

Güldüğüme bakmayın, sinirlerim çok bozuk. MK delirmeden, ben cinnet geçirmeden döneriz inşallah. Şu sakinleştiriciden ben de mi alsam n’apsam?

Read Full Post »

>

Keyifsizlikten doğru düzgün fotoğraf bile çekemedim. Hele benim MK ile çekilmiş 1 tane bile fotoğrafım yok.

Görüntülü ama sessiz 2. günümdeyim :) Bugün düne göre daha iyi çok şükür. Zorlarsam boru mahiyetinde de olsa bir ses çıkıyor. Çok gerektiğinde kullanıyorum :P

İyi dilekler, dualar ve öneriler için hepinize çok teşekkürler. MK, babasının resmi ile hasret gidermesinin yanısıra hemen hemen her akşam internetten sesli ve görüntülü görüşüyor, eve ne zaman döneceğimiz, dönünce baba ile, Meral teyze ile, Aysel teyzesi ile, arkadaşı Emir’le neler yapacaklarını uzun uzun anlatıyoruz. Hatta bütün günümüz ailecek -babaanne,dede,hala dahil- oğlana eve döndüğünde neler yapacağını anlatmakla geçiyor. Gelişimizi ve kalışımızı dört gözle bekleyen, bizden hiç ayrılmak isteyemen anneanne-babaanne-dedeler ve hala ‘aman bir an önce dönün de babasına kavuşsun, bir daha da babanız olmadan gelmeyin’ diyorlar :))

Geçen gün ev gezmesine gittik, altını değiştirmek için banyoya girdik. Banyoda aynı bizim evdeki gibi ayna önünde traş köpüğü, diş fırçaları, macun vs. vardı. Bizim evi, banyoyu hatırlatıyordu. Eve gidelim, babaya gidelim diye ağlamaya başladı. Vaziyet budur yani :)

Oturdum bir sayfaya kutular çizdim. Aksaray’da kaç gün kalacağız diye. Sonra otobüs çizdim, İstanbul’u güneş ve vapurlarla resmettim, otobüsle oraya gideceğiz, orada şu kadar gün kalacağız diye. Sonra da uçak ve babasına kavuşmuş bir çöp oğlan çizdim :)) Her akşam bir kutucuğa çarpı atıyoruz. Şafak sayan askerler gibi olduk :P

Bir yandan uçağa binelim, babaya gidelim diye ağlarken bir yandan da babaanneye, halaya, dedeye ve hatta hemen hemen her sabah oynamaya gelen eşimin dedesine de çok düşkünleşti. Büyük dede sabah gelip biraz oynuyor MK ile, o giderken arkasından ‘dede varduuğğ’ diye mızlıyor :) Dün gece hasta olduğu için odaya gidip yatan halasını oda oda aradı, haya varduuuğ diye ağlayarak. Kızı zorla yattığı yerden kaldırdı. Bazen koltukta halasının yanına kıvrılıyor, onunla birlikte televizyon izliyor. Bütün gün hayaa hayaa diye peşinde dolaşıyor.

Hala da hasta demişken, evde herkes hasta maalesef. Taa Londra’dan getirdiğimiz pis mikropları :P önce anneanne ve dedeye bulaştırdık, onları maalesef hasta bırakıp Aksaray’a geldik, şimdi de burdakileri hasta ettik. Dede öksürüyor, antibiyotik içiyor; halanın ateşi var, bugün iğne aldı doktordan, onu vurdurmaya başladı… Kayınvalidem daha 1 ay önce büyük bir ameilyat geçirmesine rağmen ve yatıp dinlenmesi gerektiği halde, kendi yorgunluğuna bakmadan hepimize hizmet ediyor. Hastalara mı baksın, MK’yı mı oyalasın. Ne gece uyuyabiliyor, ne gündüz dinlenebiliyor. Hakkını ödeyemeyiz, Allah razı olsun. Ana olmak böyle bir şey işte, kendi kanadın kırıkken bile herkese kol kanat germek demek. Annem de başını yataktan kaldıracak gücü yokken bizim için ayağa kalktı, dinlenmeden koşturdu. Ne annemin-babamın, ne kayınvalidemin kayınpederimin hakkını ödeyemem.

Araba yolculuğu, yaşadığımız diğer sıkıntıların yanında çocuk oyuncağı oldu bizim için :) İstanbul-Çanakkale yaparken, bir de Ankara-Aksaray yaparken MK’nın aşırı sıcaktan ateşi çıktı. 35 derece yapılan kaloriferlere bir de insan kalabalığının sıcaklığı eklenince 45 derecede yolculuk yaptık! Çanakkale-Ankara arası ise makul tutulan sıcaklık sebebiyle çok rahat geçmişti. Sabah otobüsten inerken yaşlıca bir teyze şoföre, donduk dün akşam diye söyleniyordu :)

Gece yolculuğu bizim için daha rahat geçiyor. Emiyor ve uyuyor çoğunlukla. Gündüz oyalamak imkansız oluyor. Hele Ankara-Aksaray arasının son bir saati dakikaları saydım. Buna rağmen İstanbul’a yine de gündüz için yer ayırttık. Aksaray-İstanbul arasını gündüz gözüyle görmeyi çok istiyorum. Tabi MK ile ne görebilirsem artık :P

Polatlı-Ankara arası, gündoğumu.
İç Anadolu’nun beni büyüleyen bambaşka bir havası var. Denizi olmayan hiç bir yeri sevemem sanırdım, Kapadokya’yı ilk gördüğümde ‘denizi olmayan ama en az denizi olan yerler kadar güzel olabilecek bozkırların var olduğunu’ öğrenmiştim.
Resimler büyük çıkıyor (bunlar değil tabi:)) çünkü fotoğrafları önce picasa web albums’e yüklüyor, sonra oradan bloggera aktarıyorum. Benimkisi mecburiyetten, yoksa iki kere zahmete değmez.

Read Full Post »

Older Posts »