Feeds:
Posts
Comments

Archive for October, 2008

>

Delikanlı Pozu :D


Kışın Habercileri..

Sevgili Nihan ve diğer bazı blogger arkadaşlarım beni blog arkadaşlık ödülüne layık görmüşler :) Teveccühünüz efendim, hepinize çok teşekkür ediyorum. Ben okuduğum her blogtan bir şeyler öğrendiğim için, ödülü, blogunu okuduğum tüm blogger arkadaşlarıma hediye ediyorum :)

**************************************
  • Eşim kasım ayı içinde muhtemelen Kenya’ya gidecek. Eğer bir aksilik çıkmazsa ben de MK ile arkadaşlara taşınmayı düşünüyorum. Evde olmamız MK için daha zor oluyor, geçen seferden tecrübe ettiğimiz üzere.

  • O salata yağlıydı :) Yemekten sonra banyoya soktum :)

  • Banyo deyince.. Babam 61 yaşında, benimkilerden gür saçları var maşallah. Kendimi bildim bileli zeytinyağlı sabunla yıkar saçlarını. Daha önce bir kaç kez zeytinyağı sabununa geçmeye çalıştım ama geçiş aşamasındaki o süreci bir türlü atlatamadım :) Geçenlerde zeytinyağı+Defne yaprağı yağı karışık bir sabun kullanmaya başladım. Biraz kepek yaptı ama daha öncesi gibi vıcık vıcık yağlı saç sorunu olmadı. Çok memnunum. Bir süre sonra kepeklerden de kurtulacağımı düşünüyorum. Gözlerini kapatırsa suyun&sabunun kaçmayacağını kavradığı zaman oğlumu da zeytinyağı kulübüne katmayı düşünüyorum :)

  • %100 zeytinyağı sabunu satın almak isterseniz size Delfina‘yı tavsiye edeyim :)

  • Ayrıca duş jeli denen şeyi de çıkarıp attım hayatımdan. Hacı Şakir’in lavanta, leylak ve gül kokulu sabunlarını aldım yerine.

  • MK çok çok uzun zamandır geceleri 10 saat uyku ile yetiniyor. Akşam 9’da yatarsa fix sabah 7’de kalkar. Saat gibi, hiç şaşmaz. 10’da yatsa en fazla 8’de kalkar. Ama mesela 11’de ya da sonrasında yatsa 9’da değil yine sabah 8’de kalkar!! (Full uyumuyor tabii, bilenler biliyor, gecede pek çok posta uyanır.)

    Bu aralar zaman zaman 8 saate düşürdü uykusunu! 8 saat karı koca bize yetmiyor, 17 aylık bir çocuğa nasıl yetiyor aanlamıyorum! Korkumuzdan artık akşam 9’da yatar olduk. Geçen akşam 8.20’de yatmak suretiyle kendi rekorumu kırdım! Korkuyorum bu oğlan yakında 5-6 saatle idare etmeye başlayacak. Hayır uyanınca kendi kendine oynasa, hatta bir zamanlar karşı olmama rağmen şimdi neredeyse yalvaracağım şekilde televizyon falan izlese, hiç sorun değil:P Ama uyanınca bizi de zorla uyandırıyor. Saçımızı çekmeler, göz kapaklarımızı zorla açmaya çalışmalar, hiç biri işe yaramazsa arabalarını kafamıza atmalar! İnatla, biz kalkana kadar uğraşıyor :)) Az yiyen, az uyuyan, az konuşan, pek spirituel bir çocuk :D Yakında ‘ben inzivaya çekiliyorum’ diye çıkmasın karşımıza :D

Read Full Post »

>


O salata kasesini bir de kafasina gecirdi :)

Babasinin is yerinde.


Gunduz gezilerimizi artik sabaha aldik. Hem hava erken karariyor, hem de parklar erken kapaniyor.
Yuzmeye cumartesiden itibaren aksamlari gidecegim insallah. MK’ya da babasi bakacak :))


Belli olmuyor ama ordeklere ekmek atiyordu. Sonra kocaman bir tanesinin soldan soldan uzerimize dogru yurumesiyle kosarak uzaklastik:))


Sumuklu..


Guz gulu :D

Read Full Post »

Peak District II

Yarim kalan gezi notlarina devam..

Pazar gunu kahvaltida..


Kahvalti sofrasi..

Eller havaya :))

Ucsuz bucaksiz..

Meshur koyun :))

Castleton köyü..
Evet, köy..


Köyün kalesi. Az tirmanmadik o kaleye cikmak icin. Bugune kadar ciktigim en yuksek kaleydi.

Buyudugum ve hala ailemin yasadigi ilcenin manzarasini animsatti bana. Iki beldenin de konumu ayni.

Cografya dersi:))

Kalenin arkasindaki dere..

Tarih dersi :)

Uzak..

Kaleden İnişmola türküsünü söyleye söyleye indim :)

Evet o arabayi da cikardik! Ustelik de hic gereksiz yere!

http://lh3.ggpht.com/annevebebisi2/SPPFysL9cyI/AAAAAAAAATI/VaPPBIuZ_tQ/s640/DSCF3406.JPG

Arkeoloji ve Sanat Tarihi dersi :))

Megerse o bolge yamac parasutu ile unluymus! Fotografin cekildigi o alanda elliye yakin parasutcu vardi.

Donus yolunda mola..

Bu ulkeye ilk geldigimde pek cok Turkiyeli gibi ben de Ingilizlerin kahvaltida ya da kumpirin yaninda tatli kuru fasulye yiyor olusunu “igrenc” bulmustum. Oysa ki damak tadinda igrenc diye bir seyin olmayacagini sabah kahvaltisinda et+pilav+sarimsakli cacik yiyebilen bir insan olarak bilmem gerekiyordu. Neyse.. Artik ben de, esim de ve goruldugu uzere Meral de ayila bayila tatli kuru fasulye yiyoruz:)

Olaya yabanci olanlar icin, o kuru fasulyeler sekerli:)) Biliyorum, tahayyul edemiyorsunuz:)) Insan yedikce alisiyor:P


Prenses Diana’nın büyük büyük akrabası olan Devonshire düşesinin hayatını anlatan ‘<a href=”http://www.theduchessmovie.com/”>The Duchess</a>’ filminin çekildiği malikanenin dönüş yolu. Bu arabalar dönmeye çalışırken biz oraya ulaşmaya çalışıyorduk.


<div style=”text-align: center;”><a href=”http://www.nationaltrust.org.uk/main/w-vh/w-visits/w-findaplace/w-kedlestonhall.htm”>Kedleston Hall</a>
</div>
Bahçesine girdik sadece. Malikaneyi gezmek için ayrıca gitsek güzel olur :))

Dönüşte eşimin bir tanıdığının düğününe uğradık. Gerçi bu gezinin asıl merkezi bu düğündü ama biz merkez noktasını epey bir kaydırdık :))

Eşimin kuzeni, İngiliz eşi, 2 yaşındaki kızları ve perşembe günü doğmuş olan 3 günlük ikinci kızları da geldi! 3 günlük bebeğin düğüne gelmesini anlıyorum. Sonuçta o daha nerde olduğunun farkında değil, sütünü içip uyuyordu. Ancak daha 3 gün önce doğum yapmış olan anne beni şaşırttı.

40 gün yorgan döşek yatan nazlı bir lohusa değildim elbette, ben de 3 haftalıkken Hyde Park’a pikniğe gitmiştim ama 3 günlükken düğüne gidecek enerjiyi bulabileceğimi sanmıyorum kendimde :)) Bu İngiliz hatunlar bizim eski köylü kadınlarına benziyorlar maşallah :) Naz, niyaz bilmiyorlar; doğur sonra koştur babam koştur :))  Helal olsun, ne diyeyim.

Read Full Post »

>Peak District II

>Yarim kalan gezi notlarina devam..

Pazar gunu kahvaltida..

Kahvalti sofrasi..

Eller havaya :))

Ucsuz bucaksiz..

Meshur koyun :))

Castleton köyü..
Evet, köy..

Köyün kalesi. Az tirmanmadik o kaleye cikmak icin. Bugune kadar ciktigim en yuksek kaleydi.

Buyudugum ve hala ailemin yasadigi ilcenin manzarasini animsatti bana. Iki beldenin de konumu ayni.

Cografya dersi:))

Kalenin arkasindaki dere..

Tarih dersi :)

Uzak..

Inis yolu.. Evet o arabayi da cikardik! Ustelik de hic gereksiz yere!

Arkeoloji ve Sanat Tarihi dersi :))

Megerse o bolge yamac parasutu ile unluymus! Fotografin cekildigi o alanda elliye yakin parasutcu vardi.

Donus yolunda mola..

Bu ulkeye ilk geldigimde pek cok Turkiyeli gibi ben de Ingilizlerin kahvaltida ya da kumpirin yaninda tatli kuru fasulye yiyor olusunu “igrenc” bulmustum. Oysa ki damak tadinda igrenc diye bir seyin olmayacagini sabah kahvaltisinda et+pilav+sarimsakli cacik yiyebilen bir insan olarak bilmem gerekiyordu. Neyse.. Artik ben de, esim de ve goruldugu uzere Meral de ayila bayila tatli kuru fasulye yiyoruz:)

Olaya yabanci olanlar icin, o kuru fasulyeler sekerli:)) Biliyorum, tahayyul edemiyorsunuz:)) Insan yedikce alisiyor:P

Prenses Diana’nın büyük büyük akrabası olan Devonshire düşesinin hayatını anlatan ‘The Duchess‘ filminin çekildiği malikanenin dönüş yolu. Bu arabalar dönmeye çalışırken biz oraya ulaşmaya çalışıyorduk.

Bahçesine girdik sadece. Malikaneyi gezmek için ayrıca gitsek güzel olur :))

Dönüşte eşimin bir tanıdığının düğününe uğradık. Gerçi bu gezinin asıl merkezi bu düğündü ama biz merkez noktasını epey bir kaydırdık :))

Eşimin kuzeni, İngiliz eşi, 2 yaşındaki kızları ve perşembe günü doğmuş olan 3 günlük ikinci kızları da geldi! 3 günlük bebeğin düğüne gelmesini anlıyorum. Sonuçta o daha nerde olduğunun farkında değil, sütünü içip uyuyordu. Ancak daha 3 gün önce doğum yapmış olan anne beni şaşırttı.

40 gün yorgan döşek yatan nazlı bir lohusa değildim elbette, ben de 3 haftalıkken Hyde Park’a pikniğe gitmiştim ama 3 günlükken düğüne gidecek enerjiyi bulabileceğimi sanmıyorum kendimde :)) Bu İngiliz hatunlar bizim eski köylü kadınlarına benziyorlar maşallah :) Naz, niyaz bilmiyorlar; doğur sonra koştur babam koştur :)) Helal olsun, ne diyeyim.

Read Full Post »

Central London

Gezmeye hazir ve nazir MK

London Bridge

London Eye

Big Ben

Nasil olsa uyumuyor, bir de kahve icirelim bakalim ne olacak dedik:))

Kurabiye Canavari

Bugün kış mevsiminin resmi açılış günüydü. Dün gece saatlerin geri alınmasıyla birlikte havanın öğleden sonra 3.30’larda kararmaya başlamasına adım adım yaklaşır olduk. Bu kış renkli bir şeyler yapmak istiyorum, gri hava işimi daha da zorlaştırıyor çünkü.

Mesela bugün hava gibi MK ve benim için de gri bir gündü :(

Bir ara Yeşim’e telefon açıp telefonda ufak çaplı bir sinir ve ağlama krizi geçirip kapattım.

MK’yı tam uyutmuştum, kucağımda, salonda, emzirerek. 10 dakika sonra yer yatağına koydum, uyandı. Yanına yatıp emzirdim, uyudu. Ohhh.. Ben de uyuyabileceğim ve dinlenebileceğim. 1-2 saat uyuyup tazelenmiş olarak kalkacağım. Günün geri kalanını sürdürebilme enerjisini ve psikolojisini kazanacağım.

Ama bi dakka, o da ne! Bulaşık makinası işini bitirmişti ve kırmızı düğmesi yanıp sönüyordu. Bırak bırak, düşünme, uyanınca kapatırsıni n’olacak?!

Olmaaaazzzz.. Boşuna elektrik harcıyor, yazık dünyamıza, doğamıza, paramıza..

Kalkarsan uyanır!

Uyumalıyım..

Allahım kırmızı ışık beynimde yanıp sönüyor, imkan yok uyuyamayacağım!

Üstelik TV ve İnternetin kırmızı ışıkları da açık!

Her yer kırmızı, her yer ışık.. Üstüme üstüme geliyorlar, beynimde yanıp sönüyorlar. İsraf.. İsraf..

Telefonun fişini de çekmedim! Bir çalarsaaa.. Yandı gülüm keten helvaaa….

Kalkıyorum, kalkmalıyım, kalktım!

Bulaşık Makinası tamam.

Yolumun üzerinde telefon fişi, çektimmmm. Ohh!

İşte tv ve internet, çat!

Ohhhh. Şimdi huzurla uyuyabiliriimmmm mmm? Noooooo! Daha salondan odaya dönmedim bileeeee!

Ağlamak istiyoruuuuuum!

Hayır hayır, daha 40 dakika bile olmadı!!!

Hemen emzirmeliyim, hemen! Hemen uykuya geri dönmeli! Çünkü çok yorgunum, uyumam lazım, dinlenmem lazım, yoksa bütün öğleden sonra, akşam!!!!
Da-ya-na-mam!

Uyumadı tabi, tam kapasite çalışan algısı buna izin vermedi.

Sonrası kabus.

Neyse ki akşam, pazar olmasına rağmen çalışan eşim isten dönünce Londra merkeze gidip biraz dolaşmayı teklif etti de.. Biraz açıldım/k.

Kucağımda uyuyor şimdi. Ya yine yerine koyarken uyanırsa ???

Read Full Post »

>

Gezmeye hazir ve nazir MK

London Bridge

London Eye

Big Ben

Nasil olsa uyumuyor, bir de kahve icirelim bakalim ne olacak dedik:))

Kurabiye Canavari

Bugün kış mevsiminin resmi açılış günüydü. Dün gece saatlerin geri alınmasıyla birlikte havanın öğleden sonra 3.30’larda kararmaya başlamasına adım adım yaklaşır olduk. Bu kış renkli bir şeyler yapmak istiyorum, gri hava işimi daha da zorlaştırıyor çünkü.

Mesela bugün hava gibi MK ve benim için de gri bir gündü :(

Bir ara Yeşim’e telefon açıp telefonda ufak çaplı bir sinir ve ağlama krizi geçirip kapattım.

MK’yı tam uyutmuştum, kucağımda, salonda, emzirerek. 10 dakika sonra yer yatağına koydum, uyandı. Yanına yatıp emzirdim, uyudu. Ohhh.. Ben de uyuyabileceğim ve dinlenebileceğim. 1-2 saat uyuyup tazelenmiş olarak kalkacağım. Günün geri kalanını sürdürebilme enerjisini ve psikolojisini kazanacağım.

Ama bi dakka, o da ne! Bulaşık makinası işini bitirmişti ve kırmızı düğmesi yanıp sönüyordu. Bırak bırak, düşünme, uyanınca kapatırsıni n’olacak?!

Olmaaaazzzz.. Boşuna elektrik harcıyor, yazık dünyamıza, doğamıza, paramıza..

Kalkarsan uyanır!

Uyumalıyım..

Allahım kırmızı ışık beynimde yanıp sönüyor, imkan yok uyuyamayacağım!

Üstelik TV ve İnternetin kırmızı ışıkları da açık!

Her yer kırmızı, her yer ışık.. Üstüme üstüme geliyorlar, beynimde yanıp sönüyorlar. İsraf.. İsraf..

Telefonun fişini de çekmedim! Bir çalarsaaa.. Yandı gülüm keten helvaaa….

Kalkıyorum, kalkmalıyım, kalktım!

Bulaşık Makinası tamam.

Yolumun üzerinde telefon fişi, çektimmmm. Ohh!

İşte tv ve internet, çat!

Ohhhh. Şimdi huzurla uyuyabiliriimmmm mmm? Noooooo! Daha salondan odaya dönmedim bileeeee!

Ağlamak istiyoruuuuuum!

Hayır hayır, daha 40 dakika bile olmadı!!!

Hemen emzirmeliyim, hemen! Hemen uykuya geri dönmeli! Çünkü çok yorgunum, uyumam lazım, dinlenmem lazım, yoksa bütün öğleden sonra, akşam!!!! Da-ya-na-mam!

Uyumadı tabi, son kapasitedeki algısı buna izin vermedi.

Sonrası kabus.

Neyse ki akşam, pazar olmasına rağmen çalışan eşim isten dönünce Londra merkeze gidip biraz dolaşmayı teklif etti de.. Biraz açıldım/k.

Kucağımda uyuyor şimdi. Ya yine yerine koyarken uyanırsa ???

Read Full Post »

>

Hem wordpress’te (https://annevebebisi.wordpress.com) hem buradayım. Gerekirse blogcu’ya da giderim :))

2000′li yılların başında üniversitedeki bir hocam, “İnsanlık tarihinde ilk kez bilgi ve tecrübe olarak gençler kendilerinden önceki jenerasyonun, büyüklerinin önüne geçti. Bugüne kadar hep büyükler bilgili idi, gençleri eğitiyorlardı ancak internet ile birlikte ilk kez durum tersine döndü. Bunun ne gibi getirisi, götürüsü, insanlığa etkisi olacak bilemiyoruz” demişti.

Hem akademik, hem mesleki tecrübe olarak donanımlı, eğitimli, yaşını başını almış bazı “insanlar” aldıkları komik kararlar ve uygulamalar ile gençleri kendilerine güldürüyorlar. İlk kez onlar emeklemeye çalışırken biz koşup ordan oraya atlıyoruz.

Hop ordayız, hop burda.. Kimimiz yorulsak da, çoğumuz koşuyoruz sonuçta..

Hem..

Koyun değilem ki güdülem :))

Read Full Post »

Older Posts »