Feeds:
Posts
Comments

Archive for June, 2008

>Cuma:

Londra Ağası :)

Türkiye’de hava 40 derece imiş, burada yağmur var hala :)
Biz burada hiç kışlıkları kaldırdım, yazlıkları indirdim muhabbeti yapmıyoruz. Temmuzun ortasında hava birden 8 dereceye inip, ertesi gün 22 dereceye çıkabiliyor çünkü.

Cumartesi:


Bu fotoğrafın odak noktası MK değil:) Fotoğrafı eşim çekmiş, ben az önce fotoğrafları gözden geçirirken farketttim, arka plandaki tv alt yazısı çok anlamlı geldi :))

Right, now we are in trouble…
And it’s only just beginning.

Ah-ha! Şimdi başımız belada…
Üstelik bu sadece başlangıç.

:))

Aaaa uyusuna artık baba yaa! Ne bu canım, her gün salla salla uyusun diye :P Bıktım artık valla! :)))

Pazar:

Uzun yıllardır süren yorgunluğumdan bahsetmiştim. Yıllardır multivitamin kullanırım, herhangi bir vitamin eksikliği yok; tiroitlerime baktırdım, çalışıyor görünüyorlar. Yani fiziksel bir şey bulunamadı ama dinlenmekle falan gitmeyen aşırı bir yorgunluk, bitkinlik, kas ve eklem ağrısı vs. vs. Zaman zaman aklıma kronik yorgunluk sendromu’ndan muzdarip olabileceğim geliyordu.. Bu cumartesi, uzun zamandır aklımda olan bir şeyi yaptım, binbir derde deva, bitkisel tedaviler uygulayan Çin eczanelerinden birisine gittim. Daha önce de sivilceler ve cildim için gitmiştim, yıllar önce. Metabolizmamın yavaş çalıştığını söyleyip çay hazırlamışlardı bana. Ancak bir kaç günden sonra çayın tadına daha fazla dayanamayıp bırakmıştım.

Bu cumartesi yine gittim, artık o kadar yorgunum ki:) bu yorgunluktan, iğrenç çayları bardak bardak içmeye razıyım :)

Teşhis yine aynı, yavaş çalışan metabolizma, düzeni bozuk bir bağışıklık sistemi ve bağışıklık sistemini ayakta tutmak için deli gibi çalışan bir hormonal düzen/vücut. Tüm bunlara bağlı olarak da kronik yorgunluk.

Gördüğünüz çalı-çırpı, ağaç kabuğu ve odun parçalarını uygun gördüler :))

Tadını tarif etmeme imkan yok :) İnsanların iğrenç bulduğu şeyleri hapur hupur yiyip yutan bir insan olarak bu tadın anlatılmaz yaşanır olduğunda iddialıyım. Ancak dediğim gibi, artık bir çare aramam lazım bu yorgunluğa, kas ve eklem ağrısına, uyusam da bir türlü uykuya doyamamalara…

6 hafta sabah akşam birer bardak.

Battaniye Motifleri/Granny Squares

Çocukluk; yolda bulduğun kırık bir kürekle bile mutlu olmaktır…

aa-aa! Bak ne buldum anne burda :)

Minik Bahçıvan :) Sanki çim biçiyor :)
İşini nasıl da ciddiyetle yapıyor :)

Küçük bilimadamı iş başında :)


Bisiklet delisi :)

Neredeyse tüm çocukların ya bisikleti ya da scooter’ı var. MK hangisini ortada görse atlıyor, kurcalamaya başlıyor. Aslında yukarıdaki fotoda, arka planda, gölgede kalan 2 bisiklet bizim. Uzun zamandır kullanamadığımız için tekerlerleri inmiş durumda. En azından birisini çıkarıp MK’nın önüne koysam, milletin bisikletlerini rahat bırakır mı acaba? Yoksa pek çok şeyde olduğu gibi, kendisininki değil de ille de diğerlerininki mi cazip gelir yine? :))

Bu blog MK’nın uyku günlüğü olma yolunda:) Cuma akşamı önce 2, sonra 4, sonra yine 2 saat kesintisiz uyuyarak beni şoka sokmuştur kendileri. 4 kocaaaaa saat kesintisiz uyudu! Ama dün akşam, cumartesi gecesi acısını çıkardı.

Önce hep birlikte çalışma odasında, yerde uyuyorduk. Uyanıp uzun uzun ağladı, ne uyumak istiyordu ne uyumamak! Beyaz’ın psikopat tiplemesine güleriz ya, döner istiyorum ama içinde et olmasın istiyorum anlıyor musun beni diyen, gülmeyin! Gerçek o :))

Salonda uzun süre uğraştım uyutmak için. Bir ara kendime geldiğimde ikimiz de yerde yatıyorduk. Ara ara uyanıp, uzun uzun ağlamaları, uyumamaları, Calpol’a rağmen devam etti.

Sabaha doğru, Yeter artık! İkinizin de sesini duymak istemiyorum, uyumak istiyoruuum! diyerek baba oğulu çalışma odasında bırakıp kendimi yatak odasına attığımı hatırlıyorum :P

Sonra nasıl olduysa, yine cebren ve hile ile yanıma bırakılan:P oğlumla yatak odasından çalışma odasına transfer olmuşuz.

Toplamda uyanma sayımız 10’u geçmiştir kesin. Artık uyanmasını da dert etmeyeceğim, keşke geri uyusa:(

Bu gece, nisbeten daha iyi. 6 saatte 3 kere uyandı henüz :P Gece emzirmelerini kesmemin bir faydasını görmüş değilim. 2 hafta olmasına rağmen. Dişleri çıkana kadar da bir değişiklik olacağını sanmıyorum bu konuda.

Geçen gün gördüğüm köpek dişi artık yok:P Yerini sevdiği için çıkmamaya karar vermiş olmalı :P

Advertisements

Read Full Post »

>

Bizi taklit etmeye, kendisi yiyip-içmeye bayılıyor :)

Eflatun.
Üniversitedeki felsefe hocamın oğlunun adı, aynı zamanda :)

Her akşam bir dondurma arabası dolaşıyor mahalleleri. Türkiye’deki su ya da tüp arabalarının çaldığı türden bir müziği var, onu çalarak dolaşıyor. 18.30’da bizim siteye geliyor. MK arabanın müziğini her duyduğunda dilini çıkarıyor, dondurmacının geldiğini anlayarak :) Bu akşam parktaydık, dondurma arabası geçti yakından, müziğini çalarak. Bizimkinin dil hemen dışarı çıktı, dondurma istediğini belirterek :))

Her perşembe bir ‘minikler futbol kulübü’nün çalışması var parkta. Merakla izliyor MK. Belki 4-5 seneye ben de oğlumun antremanını izlerim diğer anneler gibi orda :)

  • Battaniye motiflerine devam. Kışa kadar yapayım diyorum. Kasım-Aralık gibi hangi büyüklüğe geldiyse bırakayım. Olduğu kadar olsun :)
  • Önümüzdeki cuma işe dönüyorum. En son TR seyahatimiz sırasında kitap okuyabilmiştim, metroda bol vaktim olacak, en çok yeniden kitap okuyabileceğim için seviniyorum :) Bir de Almanlara; sizin full takımı ve tabii hakemi, az daha bizim yedeklerle yenecektik diye hava atacağım diye :) hmm bir de ev bakmaya başlayacağımız için, bir de.. bir de… :) Sevinmek için epey bir sebebim var anlaşılan :)
  • İşe döneceğim için önümüzdeki hafta MK’yı bakıcısına alıştırma haftası olacak. Daha önce bir kaç sefer bir araya geldiler ve kısa süreli de olsa birlikte vakit geçirdiler. İnşallah MK sorunsuz alışır ve güzel vakit geçirir bakıcısıyla.

3-4 hafta önce, arkadaşım Gül bizdeyken MK’nın aşısını yaptırmıştık. Sağlık merkezinin salonu, çoğunluğu MK’nın yaşıtı, bir kısmı daha küçük, bir kısmı daha büyük, bir sürü çocukla tıka basa doluydu. 1.5 saat beklemek zorunda kaldık. Koskocaman salonda iki çocuk vardı, bir sn bile yerinde durmayan. Birisi MK :) Diğeri, MK’dan 3-4 ay daha büyük Hintli bir kız çocuğu. İkisi de 1 sn bile yerlerinde durmadılar.

Benim yanımda Gül vardı, sağolsun MK’yı dışarda yürüttü, epey oyaladı. Diğer kızın annesi karnı burnunda bir hamileydi, yalnızdı ve sürekli kızının peşinden koşturmak zorunda kaldı. Diğer tüm çocuklar 1.5 saat boyunca, mızıldamadan annelerinin kucaklarında oturdular! Gözlerime inanamadım. Bu yaşlardaki çocukların uslu uslu oturabilecekleri hiç aklıma gelmezdi.

Peki uslu uslu oturan 1 salon dolusu çocuğun davranışı mı, merakla her şeyi keşfetmeye çalışan, yerinde duramayan MK ve o kızın davranışı mı normal? Yoksa o annelerin bildiği, benim bilmediğim bir sakinleştirici falan mı var? :))

Publish dedim, geri döndüm :)) Sobem vardı benim :))

MK’yı hangi garip isimlerle seviyorum :))

Minik kedi, pisicik, tekir, sarı kafa, oğlan (oğğğlaaan oğğlaaaan diye uzata uzata:)), kızanım-kızancığım (Trakya yöresi ve batısında; çocuğum anlamına gelir), yavru kuş, minik kuzu, iskeletor, kemik torbası:)) Bu kemik torbası aslında çok zayıf olan kızkardeşim için bulduğum takma isimdi:) Şimdi, aynı teyzesi gibi zayıf olan oğlum için kullanıyorum:))

Read Full Post »

>

Read Full Post »

>

Almanya’dan sevgili Melek :) Gece uyanmaları dişe bağlı da çok oluyor. Nihan’ın dediği gibi uykuya dalma ve sallanma arasında bir bağ olduğu için uyanığında da illa sallanarak uyutulmayı istiyor. Bazen ben de MK’yı ayağımdan bırakamıyorum, öylece uyuyor. Ben tüm bunların altında dişlerinin olduğuna inanıyorum. MK’nın gecede bir kaç kez uyanması, onu sallayarak geri uyutmam falan beni zorlamıyor. 10-15 dakika bile uyuyaması, bazen ayağımdan bile yere bırakamam (çünkü uykuya dalmış bile olmuyor, en ufak bir ses ya da dokunmada sıçrıyor) hep dişleri yüzünden diye düşünüyorum. Geçen gün köpek dişlerinden birisini gördüm, geliyor :) Şu anda neredeyse tüm dişlerini, diş etlerinin altında görebiliyorum. Hepsi kabarmış, patlamaya hazır. Bakalım nasıl olacak? Belki de bir sabah bir kalkacağız tüm dişleriyle bize sırıtıyor :)))

Kuaybecim, kararlıyım, kararlısın, kararlı :P

Sevgili Rana’nın sevgili annesi :) İşe döneceğim için haftada 2 gün gündüz emmeyecek zaten. Perşembe Cuma’yı cumartesi pazar ile bağlayıp bıraktırmayı düşünüyorum. Ama şu geceler bir düzene girse önce. Ondan sonra bir sabah bir de akşam 2 yaşına kadar emzirmek istiyorum ama malum, bu konularda evdeki hesap çocuklara hiç uymuyor :))

Emziği almıyor sevgili anonymous. Emziğe bu saatten sonra alıştırmak da istemiyorum, yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik :P Tabii belli de olmaz, insan çaresiz kalınca her şeyi deneyebiliyor :)

Sevgili Suzan, gece gündüz emiyordu ama artık gece 10-11’den sabah 5-6’ya kadar vermiyorum. Ben de yakında işe döneceğim, haftada 2 gün, bakalım neler olacak :)

Beyza’nın annesi, MK da aynı durumdaydı. Şu anda tek yapabileceğin belirli saatler arasında kararlılıkla vermeyeceksin. İlk bir kaç geceden sonra durumu kabullenecektir. Ama uyanmaması konusunda garanti yok malum :) Işıl’ın dediği gibi diğer anneler bir kaç hafta sonra kesin sonuç almışlar, umarım ben de yakın zamanda güzel haber veririm bu konuda :)

Diğer arkadaşlar, sizlere de çok teşekkürler.

Sling’im Hindistan’dan geldi de… Kullandım bile :))) 6 metrelik upuzun, incecik, %100 pamuk bir kumaş. MK’yı sırtıma bağlayıp bulaşık yıkadım :) Dişler yüzünden gündüzleri kucağımda ya da sürekli yanımda olmak istiyor.

Böyle uzun kumaşların ince olmasına dikkat edin, üzerinize sarıp sarmalayacağınız için ince olması önemli.

Ağza dikkat :)
Adım Adım Bir Zirve Öyküsü :)

Granny Square’lerim :)

Read Full Post »

>Bu post; Kuaybe, Beyza’nın annesi ve onların nezdinde tüm gece nöbetçileri için geliyor :) Cıstak cıstak :)))

Öncelikle Işıl‘a teşekkür etmek istiyorum, bir süre önce bana tavsiye ettiği doktor ve web sayfası yardımıyla gece uykularını kestim.

Dr. Jay Gordon’ın yazısının orjinalini okumak isteyenler için linki: Changing The Sleep Pattern In The Family Bed

Önce doktorun tavsiyelerini sonra da kendi tecrübemi yazayım.

Dr. Jay Gordon’ın bu metodu kesinlikle 1 yaş ve üzeri çocuklar uygulanmalıdır. Daha küçük çocuklar yani bebekler için uygulanması uygun değil.

Gece uyku saati için bir zaman dilimi seçin. Gece 11 ile sabah 6 arası mesela. Dr. Gordon, 1 yaş üzerindeki çocukların 7 saat boyunca ve hatta daha uzun süre kalorisiz (yani emmeden) durabileceklerini söylüyor.

İLK 3 GECE:

İlk 3 gece belirlediğiniz saatin başlangıcına -diyelim ki- 11’e kadar normalde ne yapıyorsanız aynen devam edin. Uyandığında emziriyorsanız devam edin. 10:58’de bile uyansa emzirin, uyutun. Ancak saat 11’den sonra uyandığında yine emzirin ancak kısa bir süre emzirin. M(e)m(e)’de uyumasına izin vermeyin. Uyanıkken geri yatırın, sarılın, pışpışlayın vs. vs.

Sabah 6’dan sonra ise yine eskisi gibi, uyandığında emzirerek devam edin.

İKİNCİ 3 GECE:

Bu aşamada, gece 11 ve sabah 6 arasında uyandığında kesinlikle emzirmeyin. Kucaklayın, sırtını sıvazlayın, onunla konuşun ancak kesinlikle emzirmeyin ve geri yatırın.

SONRAKİ 4 GECE:

Doktor Gordon diğer 4 gecede de bebeği ağladığında hiç yataktan almamayı, kucaklamamayı tavsiye ediyor. Konuşun, pışpışlayın ama kucağınıza almayın diyor. Doktora göre, bu 10 geceden sonra çocuğun uyanmaları büyük ihtimal kesilecek. Belki 1-2 hafta daha az çok devam etse de sonunda gecede en azından 7 saat kesintisiz uyumaya başlayacak.

Benim tecrübeme gelince..

Geçen cuma, MK’nın yine 3-5 dakikada bir ağlayarak uyandığı, emmeden geri uyumadığı sıradan bir gece. Benim nezlem tam geçmemiş, yorgunum. Ancak MK’nın bu halinden o kadar bezmişim ki Işıl’ın tavsiye ettiği Dr. Gordon’ın sayfası aklıma geldi. Aradım buldum, okudum ve o anda karar verdim. Bu geceden itibaren artık emzirmek yok! Uykusuzluğuma, nezleme rağmen o kadar bezmiştim ki; şu andan daha ne kadar kötü olabilir ki dedim ve başladım.

Ben ilk 3 geceyi atladım çünkü zaten son 6-7 ayımız o şekilde geçmişti. Uyanınca mutlaka emmek istiyor ama M’den almaya kalkışır kalkışmaz yine uyanıyor, sonra ayağıma koyup sallıyorum vs. vs. O yüzden direkt ikinci 3 akşamdan yani hiç emzirmeme aşamasından başladım.

İlk gece uzun oldu :) Gece 12 ile 2 arasında uyumadı. Sürekli ağlamadı ama M. istediği ve bulamadığı için bağrındı durdu. Sallamam bile izin vermedi. Sürekli kucağımda gezdirdim, su verdim. Uyuklasa bile yatırmama izin vermedi. Ancak 2’den sonra uyansa da M. bulamadığından sallanarak uyumaya razı oldu.

İkinci gece çok daha kolaydı. Gece 2 civarı 15 dakika kadar arandı ama sonra yine mecburen uyudu.

Geçen cumadan beri akşam uykuya yatırdıktan sonra, sabah 5-6’ya kadar emzirmiyorum.

Ancak maalesef uykudan ağlayarak uyanmalarında bir değişiklik yok. Son 3 saat içinde 8-10 kere geri uyuttum. Ya uyku bozukluğu sorunu var ya da dişler bu işin ana sorumlusu. Bu geri uyutmalara da (= ayağımda sallamalara) son vereceğim, yine ağlamalı bir geceden sonra bu işe nokta koyacağım ama dişleri sebebiyledir diye boşu boşuna ağlatmak istemiyorum. Bir süre daha sabretmeye devam yani.

Deneyecek olan arkadaşlarda inşallah işe yarar :)

PS: Kremali‘nin annesi, işin formülü: En az 10X zoom+merak+bol bol pratik :))

Read Full Post »

>Perşembe:

Cuma:



Masal gibi..

Üşüyen mutsuz MK :)

Isınmış mutlu MK :)

Dile bakar mısınız? :)

Bazı akşamlar eşimin işyerinin yakınındaki parka gidiyoruz. İş çıkışı eşim bizi alıyor, birlikte eve geliyoruz. Eskiden, doğrudan apartmana girer, dairemize çıkardık. Artık MK sitenin bahçesinde oynayan arkadaşlarını/çocukları görüp içeri girmek istemiyor, ağlıyor :) Oynayacakmış küçük bey :)

Cumartesi:

Sahanda yumurta sevdası :)



Pazar – Babalar Günü:

MK yeşil sahalarda :)


Babası MK’yı yeşil alandan alıp getirmeye çalıştıkça, babasını zorla futbol oynayanların yanına götürmeye çalıştı. Kendilerine doğru gelen topu babası tutup oynayanlara atınca da ağladı:) Kendisi atacaktı babası, çocuğun hevesini kırdın :)

Hep Londra dışına geziler yapıyoruz, Londra merkezi gezmeyi ihmal ediyoruz dedik, merkezde ufak bir gezinti yaptık.

Thames Nehri kıyısında gösteri yapanlardan birisini izlerken, başka bir seyircinin elinde dondurma gördü MK. Ve dondurmaya uzanıp uzanıp ağlandı :) Ağlama değil, ben de istiyorum, dondurma istiyorum’un MK’cesi ağlanma :)

Gösteri bitince dondurmasını yedi :)

Yok öyle bedava dondurma dedik, garsonluğa başlattık :)
Cep harçlığı kazansın biraz, masraflı olmaya başladı :P

Tarihi Parlamento Binası

MK’yı gece emzirmelerinden kestim. Gece 9-10’dan sabah 5-6’ya kadar emzirmiyorum artık. Tabii bu durum gece uyanmalarını henüz ortadan kaldırmadı ama umutluyum :)

Bu konu başlı başına bir post konusu, bir önceki postun yazısı gibi :) Her ikisi hakkında da daha sonra ayrıntılı yazacağım.

Read Full Post »

>Türk blogger anneleri bugünlerde, Soule Mama’nın 4. çocuğa hamile kalmış olmasının şokunu yaşıyor :)

Ben bu habere hiç şaşırmadım. Bir kaç hafta önce blogunu okurken, 4.yü ne zaman yapacak acaba diye düşünmüştüm :)

Bir de, Huysuz‘un da bahsettiği Soule Mama’nın şöyle bir versiyonu var: http://4littlemen.blogspot.com/

Linkleri doğrudan vermiyorum, fark ederlerse, ne yazıp duruyor bunlar bizim hakkımızda diye yanlış bir fikre kapılmasınlar :)

Bu ülkeye ilk geldiğimde, gördüğüm hamile sayısı, bebek arabası ve çoluk çocuk karşısında şoka girmiştim. Hani Avrupa’da genç nüfus kayboluyordu falan filan? Bir de ikili bebek arabalarından o kadar çok görüyordum ki ikiz patlaması var sanmıştım. Sonradan anladım ki kadınlar 1-2 yıl arayla arka arkaya doğurduğundan birinci çocuk bebek arabasından kurtulmadan ikinci yetişiyordu, o zaman da çift koltuklu araba şart oluyordu.

Peki nasıl oluyor da Batı’da kadınlar bu kadar rahat ve çok çocuk yapma cesaretine sahip oluyorlar?

Ekonomik ve sosyal yaşamdaki rahatlığın bu konuda kilit nokta olduğunu düşünüyorum. Bu kadınlar sabah 9 akşam 6 çalışmak zorunda değiller. Karga .okunu yemeden kalkıp, kendini ve çocuğunu hazırlayıp, serviste saatlerce yolculuk yapıp, günün 9-10 saatini gün ışığı görmeden ofise kapanıp deli gibi çalışıp, akşam yine saatlerce yol tepip, eve gelip yemek yapmak, bulaşıkları yıkamak, yemek sonrası çay-kahve-meyve servisi yapmak zorunda değiller. Türk kadını kadar ezilen, okumuş-okumamış; ofiste çalışan-evde hizmet gören; kariyer sahibi ya da değil, -farketmeksizin- başka bir kadın grubu görmedim. Bize yakın bir de Hintliler-Pakistanlılar var ama onlar bile bizimkiler kadar evlerini bal dök y@l@ şeklinde temiz tutmak zorunda değiller.

Bu ülkede kadınlar çocuk yaptıktan sonra rahatlıkla işlerini bırakabiliyorlar. Kocalarının maaşı geçinmelerine yetiyor çünkü. Çocukları arka arkaya yapıp hepsini okul çağına getirince de işe dönüyorlar. Bizim ülkemizdeki gibi genç nüfusun rekabeti ile karşı karşıya olmadıkları için de iş bulmakta zorlanmıyorlar, kariyerlerine kaldıkları yerden devam ediyorlar.

Bir diğer alternatif, karı kocanın part time çalışması. Haftanın 2-3 günü kadın, 2-3 günü erkek çalışıyor; evde olan çocuklara bakıyor. Bir parka gittiğinizde, hafta içi öğlen saatinde, bebek arabasında çocuğunu gezdiren, kavanozu çıkarıp besleyen babalar görmek doğal bir şey.

Türkiye’de bir kadın zengin de olsa, çalışmıyorsa küçümsenir. Kim ne derse desin, illa zamanı gelir küçümsenir. Üretmiyor diye. Oysa burada böyle bir toplumsal baskı yok. Üretmek ve çalışmak illa aynı kabul edilmiyor çünkü. Yani kadınlar ne ekonomik ne de sosyal açıdan bir işe girip çalışma zorunluluğu altında hissetmiyorlar kendilerini. Bir de bu kadınların hayatına, bizdeki gibi, dış kapının mandalına kadar gerekli-gereksiz herkes karış-a-mıyor. Kilolarını, seçimlerini, hayatlarını, karakterlerini, evlerini, yaptıkları çocuk sayısını:) vs.vs kimse eleştirmiyor. Öyle bir durumda “mind your own business” “seni ilgilendirmez, sen kendi işine bak” cevabını yapıştırıyorlar:)

Buna rağmen illa da 3-4 çocuk yapmak zorunda değiller elbette:) 1-2 çocuk da yapabilirlerdi, neden en az 3 çocuk? Çocukları seviyorlar, bence tek açıklaması bu. Çocuklarının geleceği için kaygı duymuyorlar. Eğitim ve sağlık sistemi oturmuş, anne babaya kalan keyifle çocuk büyütmek. Zaten hayata bizlere göre çok daha pozitif bakıyorlar, bu durumda çocuk doğurup büyütmek de o kadar zor olmuyor. ABD’de değil ama Avrupa’da sağlık sistemi ücretsiz olduğu için doğurmak ve sonrasındaki tüm bebek&çocuk kontrolleri de bedava olduğundan aile bütçesine fazla bir yükü de olmuyor çocukların.

Bu arada Soule Mama’nın unschooling kavramını benimsediğini ve o ailenin, çocuklarını okula göndermediğini ekleyeyim. Öyle özel okul parası dertleri olmadığı gibi ücretsiz okulla bile uğraşmıyorlar yani. Evlerinde televizyon da yok:) Akşamları çocuklar uyuyunca tv karşısına kurulmak yerine dikiş makinasının başına oturuyor:)

“Hangi kadın daha güçlü?” diye düşünüyorum. Bir tarafta 4-5 çocuk yapan ancak ekonomik ve sosyal baskıdan uzak, keyifle yaşayan, iyi gününü de, kötü gününü de eşiyle paylaşan kadınlar; diğer tarafta eğitimi, maddi ve sosyal durumu ne olursa olsun, yaşadığı toplumun baskı altında olan, önemli bir kısmı; erkeğin fiziksel ve/veya psikolojik şiddetine maruz kalan, hayatı boyunca sürekli birilerine hizmet etmek zorunda kalan, omuzlarındaki tüm yüke rağmen üstüne bir de çocuk yetiştirmeye çalışan kadınlar…

Favori türkümle konuyu özetliyorum :))

Dağda belimde odun beni ne hale kodun
Tarlada ırgat avrat, hanede hazır hatun
Bir uşak göbeğimde altısı eteğimde
Yedi bitirdi beni, anandaki o çene
Dünyanın gailesi, yetmezmiş gibi bir de
El ayak çekilince sen bitersin dibimde
Uy çalsın kemençeler de ben bir horon tepeyim
Çatlasın kaynımgiller, bari kurtlarım dökeyim
Fındığı ben toplarım, kırması sana düşer
Uy ellerin iyisi, geh geh gerinip şişer
Üşüdüm senden baba ocağı, gözümde tüter
Uy adaletsiz dünya, gücün hep bize mi yeter?
Bir bezden bebem vardı bohçamda hayallerim
Kızlığım yarım kaldı, ben annemi isterim

Read Full Post »

Older Posts »