Feeds:
Posts
Comments

Archive for October, 2007

>

Hafızamı Kaybettim, Hükümsüzdür!

Bugün öğlen, IG posta kodu sınırları içinde, önde bebek arabası, söylene söylene koşturan bir kadın gördüyseniz, hah! O bendim:)

MK’yi giydirdim, 20-25 dakika uzaklıktaki çarşıya indik. Önce kitapçıya girdim. Herhalde 15 dakika kalmışımdır orda, kütüphaneye doğru yürümeye başladım. Zaten çarşıya inmemin asıl sebebi kütüphanedeki işlerim, geçen sefer unuttuğum, bugün uğruna çarşıya geldiğim işler.. Tam kütüphanenin yolu üzerindeki anahtarcıyı gördüm. 1 yıldan fazladır bu evde oturuyoruz, hala tek anahtarla idare ediyoruz. Günlerdir aklımda 2. bir anahtar yaptırmak ama malum, unutuyorum:) Hah! dedim. Anahtar yaptırayım. Ama üzerimde nakit yok. Bankamatik buldum, para çektim, anahtarcıya geri döndüm.

Anahtarları anahtarcıya vermek için elimi cebime attım.. Attığımla kaldım! Arıyorum arıyorum anahtar yok. Pantolonun ceplerine bakıyorum, yok. Ön cepler, arka cepler.. Yok Allahım yok! Ceketin ceplerine bakıyorum, orda da yok. Başka bir yere koymuş olmama imkan yok çünkü çanta falan taşımıyorum. MK için yedek kıyafet koyduğum poşete baktım ki oraya koymuş olmama da imkan yok, zaten orada da yok!

Ya düşürdüm… Ya da… İkinci seçenek çok kötü bir seçenek:) Şimdi gülüyorum tabii de o zaman ağlamak üzereydim.

Evden çıkarken neler yaptığımı düşünmeye başladım.

Apartmanın kapısını kilitledim, anahtarı kesinlikle cebime koydum, eminim. Çünkü aşağıya inince posta kutusuna baktım. (Posta kutuları zemin katta, apartmanın içindeler.) Acaba posta kutusunun üzerinde mi unuttum? Yok, çünkü postaya baktım, önemli bir şey yoktu, çıktım. AMA! Aması var işte:)

Çıktım, az biraz ilerledim ki postacı girdi bizim apartmana. Üşenmedim (keşke üşenseydim!) geri döndüm. Apartmanın kapısını açtım, MK arabada olduğu için içeriye tam girmedim, kapıdan “Bize posta var mı?” diye sordum. Postacı da uzattı, aldım, torbaya attım.

Buraya kadar tamam, e peki anahtarı ne yaptım ???????

Ne yapacağım, tabii ki apartman kapısının üzerinde bıraktım !!!!

Hayatta başıma gelmemiş bir iş. Gerçi bir süre önce de posta kutusunun kilidi üzerinde bırakmıştım anahtarlığı ama hemen hatırlayıp geri dönmüştüm.

Oysa bugün kütüphane yolu üzerindeki anahtarcıyı görmesem, görünce aklıma gelmese, aklıma geldiği halde üşenip para çekmesem… anahtarlar koskocaman apartman kapısının üzerinde kim bilir daha ne kadar kalacaktı. Ya da kalacak mıydı?

En önemli şeyi söylemeyi unuttum: Anahtarlığın üzerinde daire numaramız yazıyor!

Gözümün önünden film şeridi gibi geçiyor her şey.. Anahtarları kötü niyetli birisi gördüğün an neler olabileceği.. “Acaba ev yerinde duruyor mudur ki?” diyerek yola koyuldum. Önce otobüse bineyim dedim ama bizim sokaktan tek otobüs geçiyor. Ne zaman geleceği belli değil. 4 durak var eve kadar, bir de siteye kadar uzun bir yol. Koş babam koş.. MK da o sallantıda mışıl mışıl uyuyor:)

Siteye nasıl vardığımı anlatmaya kelimeler yetmez.

Apartman kapısını uzaktan bir de gördüm ki… Anahtarlar kapının üzerinde! O kadar saat kimse geçmemiş, apartmana kimse girmemiş, apartmandan kimse çıkmamış.

İş ve okul saatleri içinde dışarı çıkmış olmamın etkisi var tabii ama 1.5 saat kadar dışardaydım, o anahtarların orda o kadar zaman sonra bile hala duruyor olmaları bir mucizeydi.

Bundan sonra ne yapacağım bilmiyorum, anahtarları boynuma mı asarım, belime mi sararım… henüz karar veremedim.

————————————-

Yukarıdaki ilk dijital scrapbooking denemem :) İtiraf ediyorum orjinaline baka baka yaptım, kopya çektim :) Ama ilk denemede olur o kadar :P

Aklımın hala 5 karış havada olduğu, 2007 yerine 2008 yazmış olmamdan belli:) Bunu yazarken de birden, biz hangi yıldayız diye kuşkuya düştüm!

İmdaaaaat! :)

Short memory diye bir şey kalmadı:P

Nemo filmindeki Dory gibi oldum:)

Dijital Scrapbooking adresi burası: freedigitalscrapbooking
Ücretsiz olarak gerekli malzemeleri indirebiliyorsunuz.

Scrapbooking’i yapmak için de bir programa ihtiyacınız var. Bilgisayarınızda photoshop varsa ne ala, yoksa internetten 2 dakikada ücretsiz GIMP programını indirebilirsiniz: GIMP for Windows

————————————-

Bir önceki postta MK’nın arabası ile ilgili soru sormuş olan sevgili Zeynep, MK arabasından memnun. Ben içine genelde battaniye sererim, sermediğim zaman da rahatsız olduğunu görmedim gerçi. Bir de uyumak istediğinde düz konuma getiriyorum, bakınmak istediğinde kademesini yükseltiyorum. Belki bebeğin etrafı incelemek istiyordur, kademelerini değiştirmeyi deneyebilirsin. Sevgiler.

————————————-


Aşağıda, tanıtımını izleyeceğiniz film Fransa’da gösterime bugün (31 Ekim) girdi.
10 ayrı ülkeden 10 kadının, hamilelikleri, günlük yaşamları, bebeklerini doğurmaları takip edilmiş. Film buraya gelir mi, gelse de ben gidebilir miyim bilmiyorum. Ancak izlemek istiyorum.

Daha ayrıntılı bilgi için, filmin sitesi: Le Premier Cri

Advertisements

Read Full Post »

>

Nüfus işlemleri konusundaki bilgi ve destek için çok teşekkürler. Özellikle bugün bana telefonda katlanmak zorunda kalan Meral ve Yeşim’e borcumu ödeyemem.

Bugün konsolosluğu aradım, fazladan £40 verirsek ve Türkiye’den birisi işleri koşturursa 1-2 hafta içinde olabileceğini söylediler.

Eşim yarın konsolosluğa gidecek, dilekçe, pasaportlarımız-nüfus cüzdanlarımız-evlilik cüzdanımız asılları ve fotokopileri+şu parası-bu parası+MK”nin doğum belgesi ile birlikte. İşlemler, üstüne para vermezsen 1-2 ay, verirsen ve işin peşinden koşturan olursa 1-2 hafta sürecek.

İngiltere’de de nüfusa kayıt ettirmiştik MK’yı. Önce randevu aldık, randevu günü MK’yı da yanımıza alıp gittik. 5 dakikada bilgisayara bilgiler girildi, imzalar atıldı, doğum belgesi verildi.

*********************************

Geçen gün önünden geçerken mutfak camında gördüğümüz Halloween balkabağı.

Göçebe bir hayatımız olduğu için bugüne kadar hiç kendi evimin ve yerleşik düzenin hayalini kurmamıştım. Ancak ne oldu bilmiyorum bir süredir “kendi evim olsa, boydan boya kütüphanem olsa, uçtan uca calışma masam olsa, kocaman camlardan odalara ışık dolsa” diye hayal kurar oldum. Keşke, elinin değdiği yeri güzelleştiren insanlardan olabilseydim.

Konu açılmışken, Nilüfer’i, kızlarını ve blogunu çok özledim. Yenilenmediğini bilsem de günde bir kaç kere bakıyorum:) Arşivini karıştırıyorum…

Read Full Post »

>

Pazar günü Yeşimlerdeydik. MK, yalnızca emmek ve uyutulmak üzere bana geldi:) Onun dışında gün boyu 10 kişinin kucağında gezdi durdu.

Akşamüzeri bir ara, sanırız yine dişi sebebiyle, huysuzlandı. Babası ve Murat amcası, yanımızda olmadığı için, bir koşu Calpol alıp geldiler. Ancak bu sefer içirmemek için direndim, bu huysuzluk 1 ay sürecek olsa her akşam Calpol mu vereceğiz çocuğa? Neyse ki uyku saatine kadar yine kucaktan kucağa hoplatılıp zıplatılarak oyalandı, böylece Calpol’a gerek kalmadı.

Gündüz sürekli ilgisini çeken kişiler, olaylar olduğu için etrafında, emmekle fazla ilgilenmedi. Gece uykusuna yatınca da, sohbeti bırakıp, neredeyse her yarım saatte bir gidip emzirmem gerekti. Acıktığı aklına geldi :)

****************************

Hafta sonunun yoğunluğu ardından pazartesi evde bunalmasın diye saat 12 gibi çıktık dışarıya. Çıkmadan önce almam ve yapmam gerekenleri liste yaptım, sonra listeyi evde unuttum:) Çarşıya gittiğimde de yapmam gereken en önemli şeyi unutmuştum:)

Tam 4 saat dolaşmışız. Her gün bu kadar yürüsem spor salonu aramama gerek kalmayacak :)

Hava soğuk olmasına rağmen güneşli olduğu için MK kedi misali mayıştı arabasında :)

Mothercare’de emzirdim bir kere, eve kadar idare etti.

****************************

MK’ya hala bir mont alamadım. Bugün bir kez daha dolaştım her yeri. %100 pamuk ya da yün bir şey bulamıyorum. Benetton’daki paltonun bile içinde polyester var. Küçüklüğümden beri babam kıyafetlerimizde hiç bir şekilde naylon, polyester vs olmasını istemez. Her şey pamuk ya da yün olacak. Ayakkabılarımız da asla vinnex falan olmayacak, bir tane de olsa deri olacak.

O yüzden %100 pamuk olmayan bir şeyi kendim için de, MK için de almıyorum. Ancak bulamadım. Eve geldiğimde GAP’in sayfasına baktım, 1 tek mont bulabildim %100 pamuk. Gül, GAP mağazasına yakın bir yerde çalışıyor, varsa alacak. Yoksa… İnternetteki organik dükkanlarda %100 pamuk ya da yün montlar buldum. Üstelik fiyatları, polyester bir montun fiyatından hiç de fazla değil. Keşke onlara bakmak daha önceden aklıma gelseydi. 17 Kasım’a Türkiye’ye bilet ayırttık çünkü.Gerçi bileti ayırttık da, gidip gidemeyeceğimiz hala belli değil. Eşim 6 aydır konsolosluğa gidip de MK’nın nüfus kaydını, pasaport işlemlerini halletmediği için ne olacağı belli değil.

****************************

Sağa sola yapıştırılan sakızlar büyük problem. En sonunda bizim belediye sınırları içinde böyle bir çözüm bulunmuş:) Sanırım işe yarıyor:)

****************************

25 nisana kadar doğum iznindeyim. Ancak işyerinde işler karışık. Yerime bakan arkadaşım güzel bir firmada staja kabul edildi. Haftanın yarısı stajda olacak. Diğer arkadaşım da ücretsiz izne ayrılmayı düşünüyor. Daha öncesinde işe dönmem gerecek sanırım. Evden çalışmak şartıyla tabi. Öyle bile olsa MK’ya bakacak birisine ihtiyacım var. Aramalara başladım…

****************************

Bu nüfus-pasaport işlerine çok canım sıkıldı. Konsolosluğun sayfasını inceliyorum bir yandan, 1.5-2 aydan önce işlemler bitmiyormuş. Sanırım gidemeyeceğiz :(

Bir işin sorumluluğunu ben almayınca böyle oluyor işte!

Read Full Post »

>Holy Sunday!

>

Thanks to everybody, specially to our lovely host couple+14 weeks male fetus :)
Let’s meet again soon ;)

Cheeky Boy :)

What’s up dude?

What’s he doing over there?

He has been biting a lettuce leaf to ease his teething ache.

Anyway, tell me about ploceus!
:))))

Read Full Post »

>

İşte tam şurası annecim :)

Dün gece eşim sabaha karşı 3.30 gibi döndü iş yerinden. Ben de o saate kadar uyuyamadım. Hatta sonrasında da uyuyamadım. Sabah 5’e geliyordu en son saate baktığımda. 08.00 gibi de MK ile uyanmak zorunda kaldım:)

MK’nın uyuduğu zamanlarda uyuyarak idare ettim bugünü.

Bu akşam sorun yaşamadık çok şükür. Yine de sancı ile arada uykudan uyanıyor, yeniden uyutuyorum.

**************************************

4. ayına gelmiş bebeklere, yeterli kiloyu almadığı gerekçesiyle için hazır mama takviyesi verilmesi bir tek bize özgü değilmiş. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, doktorların yalnızca %5’i, anne sütü ile beslenen çocukların 4. aydan itibaren, mama ile beslenenlere oranla daha az kilo aldığını biliyormuş.

Aylık kontrolünde, geçen aya göre daha az kilo alan bebeğe hemen mama takviyesi veriyor doktorlar. Aile panikliyor ve gereksiz yere bebeklere yapay mama veriliyor. Oysa 3.-4. aydan itibaren, anne sütü alan bebeklerin kilo alımlarında yavaşlama olması DOĞAL bir şey.

Ayrıca, bebeklerin büyüme (kilo alma) grafiğini gösteren değerler, mama ile beslenen bebeklerden yola çıkılarak hazırlanıyormuş. Bu yüzden o değerlerin anne sütü alan bebeklere uygulanması maalesef gereksiz mama takviyelerine sebep oluyor.

MK 4. ayı içerisinde bir gece, 12.00’dan sabah saat 10’a kadar saat başı uyanıp emdi. Normalde gece rutini bu şekilde olmadığı için, bir kaç uyanma sonrasında, “Acaba doymuyor mu?” diye düşündüm. Sabah saat 4 gibi hem onu emziriyor, hem de internette 4 aylık bir bebeğin saat başı uyanma sebebini araştırıyordum.

Web sitelerinde, forumlarda, bloglarda gördüm ki, pek çok anne-baba aynı şeyden bahsediyordu. Bebekler, 4. aylarında, nedeni belirsiz bir sebepten gece boyu uyanıp emmek isteyebiliyorlar. Bu, anne sütünün yetmediği anlamına gelmiyor.

2 gün sürdü bu durum. Sonra her şey normale döndü. Aynı durumla karşılaşırsanız, sizin de sabırla bir kaç gün beklemenizi öneririm.

Bu konu ile ilgili önerebileceğim güzel bir yazı: Things to consider if your four-month-old baby coasts down the growth charts.

Dünya Sağlık Örgütü‘nün (WHO) hazırladığı kilo alma eğrisi var bebekler için.

Bu kızlar için: Kilo Tablosu
Bu da erkek bebekler için: Kilo Tablosu 2

Türk bir arkadaşım; “Biz yokluk, yoksulluk görmüş bir millet olduğumuz için açlıktan, aç kalmaktan korkuyoruz. O yüzden çocukların kiloları konusundae panikliyoruz.” dedi. Belki de haklıdır, mama takviyelerinin de, çocukların peşinden tabakla koşulmasının arkasında da böyle bir sebep vardır.

Read Full Post »

>

Zor bir akşamdı…

Dün akşam gibi…

Normalde 19.00 gibi emerek uyur MK. Dün akşam bir ağlama krizi… Dişler feci kaşınıyor. Uykusuzluktan gözleri kızardı, elleriyle ovuşturuyor ama hiç bir şekilde uyumuyor. Bir de sürekli bir ağlama. En sonunda eşimin ısrarıyla Calpol verdik, hemen arkasından emdi, uyudu. Odadan çıktığımda 20.21’di.

Bu akşam…

Her şey aynı, ancak bu sefer MK ile yalnızım!

17.30 gibi başladı her şey, 20.30 gibi bitti.

Bir ara iyiydi, yere koydum, oynadı, güldü.. Sonra yine ağlama krizine girdi. Bir sakin, bir krizde..

TV’yi açtım, MK’nın ağlama sesinden başka bir ses duymak için:) TV’den gelen sesler biraz sakinleştirdi, sadece kısa bir süre için. Hem O’nu, hem beni:)

Dişlerini yemek masasının kenarında kaşımaya çalışırken burnunu çarptı, bir de ona ağladı.

Normalde eşim geldiğinde MK’yı ona bırakırım ve bir duş alırım. 15 dakika bile olsa kendi başıma olmak çok iyi gelir ve şarj olmuş olarak sil baştan başlayabilirim:)

Ancak bu akşam eşim geç gelecek. Saat 21.20 hala işte. O yüzden tüm süreçte tek başıma idim.

Güvenebileceğim, yakın olduğum bir karşı komşum olsun istedim. MK’yı 15 dakikalığına ona bırakır, ılık bir duş alır ve sakinleşirdim.

Neyse, vermemek için çok direndim ama sonunda yine çok az Calpol verdim, emdi, uyudu.

Umarım Calpol addict olmaz:)

Gündüz iyiyken niçin akşam huysuzlanıyor? Dışarıya da çıkardım, hem dün, hem bugün…

Neyse, şimdi taze demlenmiş çayımı içiyor, kekimi yiyor ve Wife Swap izliyorum. Yapmam gereken bütün işleri bıraktım. Yarın eşim MK ile ilgilenirken hallederim. Umarım güzel bir film vardır TV’de bu akşam.

Read Full Post »

>Faydali Linkler

>

Read Full Post »

Older Posts »