Feeds:
Posts
Comments

Archive for August, 2007

>Bu yaz İngiltere’de iki günün üst üste güneşli olmasi mucize olunca, cumartesi gezmesinin üzerine hızımızı alamadık, pazar günü de yola koyulduk. Ama bu sefer daha erken bir saate evden çıkmayı başarabildik:))

Leeds Castle 1119 yılında, küçük bir gölün ortasına yapılmış, yeşillikler içinde bir ortaçağ kalesi. Ortaçağ tarihini seven bir insan olarak 1000 yıllık kaleyi dolaşmak hoşuma gitti.

Önce büyük bir alandaki araba parkına arabayı park ettik. Kimbilir ne kallavi bir park parası ödeyeceğiz derken park yerinin ücretsiz olduğunu öğrendik:) Tabi kaleye giriş ücretini duyunca araba parkının neden ücretsiz olduğu anlaşılıyordu:))

Gerçi isteseler onu da paralı yapabilirler, ayrıca araba parkının civarinda piknik yapmak için geniş bir yeşillik alan ve masalar bulunuyor, sadece piknik için bile gidilebilecek bir yer yani.

Yolda uyumuş, park yerinde emmiş, arabada altı değişmiş, uzun bir yola ve maceraya hazır Mehmed Kaan:)

Çimen lekesini dert etmeyip beyaz giydiren anne:)

Kalenin içinde bulunduğu büyük park-yeşillik alana girince karşımıza ilk önce ‘duckery’ dedikleri ördek ve ördek cinsi hayvanların yayıldığı:) yer çıktı.

Dilek pınarı :)

Kaleye kadar oldukça uzun bir yol bizi bekliyordu. Yolu yürümek istemeyenler için mini tren seferleri vardı ama biz yürümeyi tercih ettik:)


Tavus kuşları sanki sıradan birer tavuk gibi ortalıkta, insanların arasında dolaşıyorlardı.

Kaleye bir adım daha yaklaşmışken:)


Kaan’ı çoğunlukla slinginde ben taşıdım ancak zaman zaman arabasında, babasının yardımıyla yolculuk etti. Babalar bebeleri slingte uzun süre taşıma konusunda anneler kadar iyi değiller:) Işıl da bahsetmişti bundan.

Kalenin bulunduğu minik adaya giriş yapmak için geçilen minik köprüden bir manzara.

Giriş Kapısı

Köprü üzerinden bir başka görüntü. Görülen beyaz çadırda sanıyorum düğün-kokteyl tarzı eğlenceler-etkinlikler yapılıyor. Oldukça posh tipler dolaşıyordu etrafında:)

Adanın karşı kıyısından bir manzara.

Minik adanın içinde yürüyerek arka kısmına ulaştık ve kalenin arka kapısından girmek için 15-20 basamak yer altına inip, bir o kadar da yukarıya çıktık. Aslında adanın ana kapısından girince kaleye giden ana kapı karşınıza çıkıyor ancak oradan giriş yapmanıza izin vermiyorlar. Sadece merdiven inip çıkamayacaklar için izin var. Asıl gezi şarap mahzeninden başlıyor.

Bebek arabası da yasak olduğu için Mehmed Kaan tüm kaleyi annesi ile slinginde gezdi.

Kraliçenin Banyosu.

Toplantı Odası.

Kalenin dışından bir görüntü.
Bir başka görüntü. Görülen yoldan arka giriş kapısına ulaşılıyor.

MK, kalenin son bir kaç odasına kadar iyi dayandı ancak sonlarda parmağımı emmeye ve protestoya başladı. Görevlilere ve diğer ziyaretçilere mahçup gülücükler atarak son bir-iki odayı hızlandırılmış bir şekilde, koşar adım gezdik:) Neyse ki hiç kimse ne sesli, ne sessiz hiç bir şikayette bulunmuyor. Bebeklere ve çocuklara karşı çok toleranslılar.

Kaleden hızla çıkıp, yukarıda görülen, kalenin arkasında kalan merdivenlerde emzirdim Mehmed Kaan’ı.

Karnı doyup uykuya teslim olmuş yorgun kaşif :)

Beyaz çadırın önünden adanın ve kalenin manzarası.
Ayaklar Fora!

Mütevazi Nevalemiz:)

Bi bakar mısın anne insanı?

The Strongest Man! :)

Değil 1, 2 küçük çocuk bile gezmeye engel değil. Yeter ki isteyin :)
Çocuklu hatta minik bebekli o kadar çok aile vardı ki, sefiyorum o yüzden ben burayı :)

Bir de, bugüne kadar içine hiç girmediğim ama hep girmek istediğim yeşilliklerden yapılmış labirent vardı ama kale gezisi-emzirme sonrası açlık başımıza vurunca labirent tamamen aklımızdan çıktı! Eve gelince labirenti görmeden ve de gezmeden döndüğümüzü fark ettik. Umarım bir dahaki sefere:))

Advertisements

Read Full Post »

>Çok mutluyum:)
Çok mutluyum:)
Çok mutluyum:)
Çok mutluyum:)
Çok mutluyum:)
Çok mutluyum:)
Çok mutluyum:)
Çok mutluyum:)
Çok mutluyum:)
Çok mutluyum:)
Çok mutluyum:)
Çok mutluyum:)
Çok mutluyum:)

17 ağustosta doğum yapması gereken arkadaşımın nazlı kızı Rana 12 gün nazlandıktan sonra bugün suni sancı ile 4 kg 160 gr, tosuncuk olarak doğdu:)) İnsanın teyze olması da bambaşka bir duyguymuş ya:))

Read Full Post »

>Clacton on Sea

>Cumartesi biraz geç bir saatte de olsa, deniz kıyısında bulunan, bize 1.30 saat uzaklıktaki Clacton’a doğru yola çıkmaya karar verdik.

1 saat sonra Mehmed Kaan huysuzlanmaya başlayınca, hem o biraz hava alsın, hem de biz bir şeyler yiyelim diye mola verdik.

hmmm yesem yesem, ne yesem?

Tabii ki Fish and Chips :)

Yemek yediğimiz yerde bir aile vardı; birincisi 4-5 yaşlarında, ikincisi en fazla 3 yaşında, üçüncüsü daha mama sandalyesinde oturuyor ve düşe kalka yürüyordu, 1.5 yaşından fazla değildir sanırım, 3 çocuklu. Dördüncüsü de anne karnında 6 aylık falandı sanırım:)

İlk 2 numara oğlandı, 3 numaradan emin değilim. Ya çok şirin bir erkek çocuktu ya da abilerinin eskilerini giyen bir kız:)

Ve en güzeli, 3 küçük çocuğa rağmen ne ses vardı, ne gürültü, ne başka bir şey. Sakin sakin yemeklerini yediler ve kalktılar. Çok takdir ediyorum, o kadar küçük çocuğun fiziksel bakımının yanı sıra gayet güzel terbiyelerini de veriyorlar.

Akşam 4.30 gibi Clacton’a vardık. Hava 20 derece civarında olmasına rağmen güneşi gören kendisini kumsala ve denize atmıştı :)

Plaja indik ve tam 5 yıl sonra yeniden ayaklarımızı suya sokmanın tadını çıkardık:) Su buz gibi olsa bile:)

Çok rica ediyorum, lütfen çekmeyin artık :P






Mehmed Kaan’ın keyfi oldukça yerindeydi. Bol bol denizi seyretti ve sahilde güneşlendi:)

Boşalan sahil ve çekilen okyanus.

2 saatin sonunda acıktığı için mızmızlanmaya başlayınca da geri döndük.


Bu da bugünün, pazar gününün hikayesi ama saatlerce yürümenin yorgunluğu sebebiyle to be continued… diyorum:))

Ve tabiii hoşgeldin Deniz Efe diyorum:) Hoşgeldin, sefalar getirdin:) Ve Annesi Asya’yı zevkle hamileler linkinden Taze Anneler linkine alıyorum:))) Darısı diğer hamilelere :)

Read Full Post »

>

1 Ağustos tarihinde ilk ve şu ana kadar son kez aldığı emzik. 1-2 dakika emdi, bıraktı. Emmeye başlasa çok sakinleşecek ama bir türlü kabul etmiyor. Delikanlılığa yakıştıramıyor sanırım :P
Uykuya geçiş öncesi.

İlk zamanlar çoğunlukla emerek, zaman zaman da kendi kendine uykuya dalıyordu. Ancak annemin gelişi sonrası sallanmaya alıştı:) Önceleri anneme kızıyordum, sonra düşündüm, Benim işim ne? Çocuğumu sağlıklı ve huzurlu bir şekilde doyurmak, eğlendirmek ve uyutmaktan başka işim ne?

İk başlarda Kontrollü Ağlatma-Ferber Metodu, Cry It Out mantıklı gelmişti. Yatağa atıp çocuk katılana kadar ağlatmak değildi elbette aklımdaki model. Daha çok Pratik Anne’nin modeline benziyordu.

Hamileliğim sırasında Meltem attachment parenting‘den bahsetmişti ama ne olduğunu araştırmamıştım, arada kaynamıştı. Mehmed Kaan’ı ağlatmadan nasıl uyutabilirim diye internette dolaşmaya başladığım sıralarda karşıma çıktı. Aslında Anadolu’dan Güney Amerika’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar pek çok kültürde, toplumda uygulanagelmekte olan bebek büyütme işinin modern adı olduğunu düşünüyorum attachment parenting‘in :)) Yanılıyor muyum ey bilenler? :))

Ağlatarak Uyutma ve Ağlatmadan/Yardımla Uyutma modelleri hakkında okurken şunu düşünmüştüm: ‘Modern Zamanlarda’ anneler bir an önce işe dönmek, geceleri uyuyup iyi dinlenmek zorunda, bebeklerini uyutmaya çalışırken kaybedecek zamanları ve enerjileri yok. Bebeği emzirerek, sallayarak, velhasıl zaman ve emek harcayarak uyutma metodunun bu zamanda rağbet görmemesinin asıl nedeni bu olsa gerek?

Elizabeth Pantley’i okurken gördüm ki o da aynısını düşünüyor ve bebeğin emerek uykuya dalması konusunda şunları söylüyor: (Kısaca ve kabaca tercüme ile)

Pek çok uyku uzmanı, bebeğin annesini em(e)rek ya da emzik em(e)rek uyumasını olumsuz (Negative Sleep Association) buluyor. Oysa ne ben, ne de bebeğim aynı fikirdeyiz. Bence bu yöntem, bir bebeğin uyuyabileceği en pozitif, en doğal ve en güzel yöntem. Bebeğin annesini emerek uyumasındaki asıl problem, uyku ve emme arasında oluşturacağı bağ değil, bizlerin yoğun gündelik yaşamı. Eğer bebeğinize bakmaktan başka yapacak bir işiniz yoksa bebek bu ihtiyaçtan vazgeçene kadar günlerinizi gayet güzel geçireceğiniz bir yöntem. Ancak günümüzde çok az anne-baba, bebekleri büyüyene kadar işine gücüne ara verebilecek lükse sahiptir.

Eğer ben bu lükse sahip olan az sayıdaki anneden birisiysem neden bebeğimi bu en doğal, en huzurlu uykuya geçiş yönteminden mahrum edeyim?

Annem, ben 40 günlükken beni bakıcıya emanet edip işe dönmüş. Eğer ben her anımı, 7/24, bebeğimle geçirme lüksüne sahipsem neden olmasın?

Bu 7/24 olayı hem bir lüks, hem bir nimet ama aynı zamanda da, zaman zaman yorucu bir sorumluluk. Doğum öncesinde çok yoğun hayatları olan arkadaşlar bebeğin gelişiyle birlikte bir boşluğa düşebiliyorlar.

Çünkü günler; uyan(-dırıl:)), emzir, altını değiştir, oyna, sling’ine koy dolaş, bu esnada yemek yapmaya ve/veya yemeye çalış, yine emzir, altını değiştir, uyut, o uyuyorken çamaşırları makinaya at, dağılanları topla, bebek uyandı emzir, altını değiştir, oyna……….. :))))) şeklinde geçiyor ve annenin akşam bebek uyuduktan sonra, kendisi uykuya yenik düşmeden önce topu topu 1-2 saati kalıyor kendisine ayırabileceği. Kitap mı okumalı, haberleri mi izlemeli, telefonda arkadaşlarla mı dertleşmeli, şöyle ayakları uzatıp bir şeyler içip kafa mı dinlenmeli… Birazdan bebek emmek için uyanacak, en iyisi yatıp uyumalı:)))))

Bunlar, karşıdan bakıldığında ya da anne açısından çok monoton, yorucu görülebilir ki öyledir de zaten. Eğer benim gibi, Kant gibi, Freud gibi (kendimi kimlere aynı kefeye koyup ego t@tmini yapıyorum dikkatinizi çekerim:P) her gün aynı saatte, aynı şeyleri yapmaktan zevk alan bir yapıya sahip değilseniz vah size, vahlar size.. Çünkü ilk aylardaki bu tempo (hangi tempo?:))) adamı monotonluktan bayabilir :)

Oysa olaya bir de bebek açısından bakarsak çok farklı şeyler görürüz. Bir kere bebekler rutini sever. Her gün aynı saatte aynı şeyleri yapmak bebekte güven duygusu oluşturur. Siz sıkıntıdan patlıyor olabilirsiniz ama bebiş en mutlu anlarını yaşıyor olabilir:)

Ayrıca bu monotonluk bebeğin gündelik yaşamının rayına oturmasına yardımcı olur.

Ve en önemlisi, bebek istediği an anneyi, kokusunu, sıcaklığını ve m(e)meyi yanında bulur. Bu, bir bebeğin/çocuğun sahip olabileceği en güzel şey olsa gerek ve maalesef bu lüksü günümüzde her bebek bulamıyor (bkz: çalışan annenin çocuğu olma sendromu:P bkz: ben:P)

Sonuç olarak, emzir-uyut-oyna/oyala çemberi renklenerek ve çeşitlenerek genişleyecek. Bebeğinizle birlikte 7/24 o çemberin içinde olma lüksüne sahipseniz tadını çıkarın. O lükse sahip değilseniz de üzülmeyin ama elinizden geleni yapın.

Ev dışında çalışan anne çocuğu olarak ev dışında çalışan annelere küçük bir tüyo; (çünkü her anne çalışır ama bazısı hem evde hem ev dışında duble çalışır:)) Tüm izinlerinizi yazın kullanıp bitirmeyin, şöyle 1 hafta 10 günü de kış zamanına, çocuğunuzun okul zamanına bırakın. Okuldan gelip zili çalmanın, kapının anne tarafından açılmasının, sıcacık evde (hem soba-kalorifer sıcaklığı hem anne sıcaklığı:)) sizi pastaların-börek ve kurabiyelerin bekliyor olmasının tadı unutulmuyor. Üzerinden 20 sene geçse bile..

Çok acıklı oldu, küçük Emr@h blogu basmadan, gözyaşları sel olmadan konuyu kapatalım:)))

Bir de; aman ha sakın kimse alınmasın, hiç bir tercihin eleştirisini yapmıyorum.

Hmm… hangisini seçsem acaba?

Bakayim kaporta sağlam mı:P

İmdaaatt!
:)

Bu postun ortalarında koştura koştura aşıya gittik geldik. Verem aşısını da oldu gün itibariyle. Sol koldan yedi iğneyi. Biraz, çok az ağladı. Şimdilik iyi görünüyor, böyle devam eder umarım.

Artık yürüyerek gidip geliyoruz, hem o hava alıyor, hem ben yürüyüş yapmış oluyorum.

Hava yağmurlu ve soğuk, kalorifer yakıyoruz, ben deri ceketimi, Memo da İnci teyzesinin hediyesi beresini giydi:))

Fare fobisi olanlar burdan sonrasını okumasın:))

**************************

Londra’nın nesi meşhurdur diye sorarsanız, ‘fareleri’ cevabı ilk 5’e girer:)

Dün sabah koridordan salona doğru yürüyorum. Havalar kapalı olduğundan ortalık biraz karanlık, ben uyku mahmuru.. Salon kapısının tam karşısında, Memo’nun masanın bacaklarına kurulmuş ultramodern salıncağının önünde bir ‘şey’ Iyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy!
Kuyruğu olan, yerde yatan, minicik bir şey!

Ölmüş zavallıcık da… Biz 4. katta ve sıfır bir binada oturuyoruz! Burada fare ne arar ya? Hayır ev pis desem, annem gideli daha 1 ay olmadı:P Her yer çamaşır suyu, deterjan kokuyor buram buram:)))

Bi de niye evin ortasında, nasıl ölmüş onu anlamadım. İyi ki eşim evdeydi. Hayvancağızı aldı attı.
Emlakçıyı aradım, o da 4. katta fare olmasına oldukça şaşırdı. Yakında ilaçlama için gelecekler. Bir de bir alet ısmarladım. Elektro manyetik, ultrasoundsal, iyonik bilmem neler yayan ve fare, böcek, karınca vs hepsini evden uzak tutan bir edevat. Bekliyoruz gelmesini….

Hep birlikte bir daha; Iyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy

:)))

Read Full Post »

>

Dişler fena kaşınıyor:)

Tekvandocu Genç :)

Hiyyyaaatt!!
Tanıştırayım, Fahrettin Cüreklibatur :)

Fındık Burun ve babacığı:)

heheheh :))
Çok ayıp babaya dil çıkarılır mı hiç:P

Bi tane de anneye ha! :))

ööööörtmenim! ööööörtmenim! ööööörtmenim!


Kuş Memoş:))

Hem kırmızı giyiyor, hem bagrı açık uyuyor :O
Vay Kıro vayyy :))

Meral teyzenin doğumgünü partisindeki ennn yakışıklı delikanlı :P

Şimdi size Mehmed Kaan’ın Meral teyzesinin cumartesi günkü yirmibilmemkaçıncı:P doğumgünü partisinde nasıl tüm gün uyumayarak ağlayıp ortalığı birbirine kattığını, herkesin kafasını şişirdiğini hatta üstüne üstlük ‘bazı’ evli ve çocuksuz çiftlerin kafasında nasıl soru işaretleri :P oluşturduğunu falan anlatacağımı sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz sevgili okuyucular:P

Suç çocukta değil aslında, o kadar kalabalıkta, elden ele, kucaktan kucağa dolaşırsa tabii ki yorulur, over stimulated olur ve huysuzlanır.

Tabi asıl huysuzluğunun kaynağı uykusuzluğu idi o da ayrı bir konu.

Cumartesi gününden kalanları bitirmek için yine Meral teyzedeydik pazar günü:) O gün daha sakindi. Nisbeten uykusunu almıştı çünkü.

Elizabeth Pantley’in kitabını severek okuyorum, kitap bitince önemli yerleri kısaca çevirip yazacağım buraya. Mehmed Kaan’ın şu an, 3. ayında yani, ortalama: Günde 2’şer saatten 3 gündüz uykusu uyuması gerekiyormuş mesela. Ve de 1 saatten az uykuları ‘nap’, kestirme, gündüz uykusu, siesta sayılmıyormuş!

*********

Cuma akşamı, daha önce ebe randevularında tanıştığım Türk bir ailenin davetlisiydik. 3 aylık oğulları dışında bir de 3 yaşında kızları var. Kıza tek tek sordum:

– Eteğini kim aldı?
– Babam!

– T-shirt’ünü kim aldı?
– Babam!

– Çorabını kim aldı?
– Babam!

– Terliğini kim aldı?
– Babam!

Hiç birisini babası almamış halbuki:P
Bu kızlar da amma babacı oluyormuş:))

Read Full Post »

>İstemsiz, uzun bir ara verdik, özür diliyoruz:)

Gündüzleri Mehmed Kaan müsade etmiyor, akşamları da eşimin işi var şu aralar.. Diğer laptop’u da babama verdik, ol sebepten yazamıyoruz:) Yoksa aktiviteler tam gaz :P

En önce, anonim yazan, teyzesi İngiltere’deki Yasemin için:
Bambu bezleri aldığım yer:
http://www.littlelamb.co.uk

Benim bulabildiğim en uygun fiyatlı yer. Aslında bu firma mallarını Türkiye’de yaptırıyor ama maalesef Türkiye’ye satış yapmıyor.
Ben ‘BAMBOO BIRTH TO POTTY KIT’ yazan şunları aldım:
http://www.littlelamb.co.uk/itemlist.php?clasrefr=products

Teyzen yanında getirecek olursa biraz yer tutarlar, benim yeni keşfettiğim vakumlu, büyük poşetler var, bezler ve takım taklevatı (kova hariç tabi:P) onun içine vakumlanabiir ve bavulla getirilebilir. Vakumlu torbalar Argos‘ta, iki jumbo size £9.99 :)))
Her türlü bilgi mevcuttur:P

Mehmed Kaan gündüzleri, uyuması gerektiği kadar uyumuyor maalesef. 3. ayındaki bir bebek ortalama 5-6 saat gündüz uykusu uyuması gerekirken bizimkisi bazen ancak toplamda 2 saat falan uyuyor. En ufak sese uyanması da cabası!

Neyse ki Elizabeth Pantley’in kitabı geldi. Umutluyum kendisinden:)
Bu arada kitabı e-bay’den sözde 2. el aldım ama 1. el alsaydım bu kadar ‘yeni’ olur muydu bilmem:)

Keşke Işıl’ın ingilizce blogunu hamile iken keşfetseymişim, öğreneceğim çok şey varmıştı:) Neyse, geç olsun, güç olmasın diyelim:) Çok güzel, ilgimi çeken bilgiler var, izin verirse ben de voltranın türkçe ayağı olayım :P

Ne diyorduk, Mehmed Kaan uyuması gerektiği kadar uyumuyor. Sürekli kucakta durma isteği, neşesiz olma durumları, mızmızlanmalar da maalesef devam ediyor. Umutluyum, geçecek :P

Geçen hafta aşıyı kaçırdık, bu çarşamba oldu. Bu sefer ilk seferki gibi olmadı. Aşıda ağladı tabi ama huysuzluğu olmadı sonrasında. Bu perşembe de, normalde İngiltere’de listeden çıkarılmasına rağmen bizim bölgede isteğe bağlı verilmesi sebebiyle verem aşısının ilk dozunu olacak.

Aşıdan geriye kalanlar :P
Artık ana-oğul başbaşa gezmelere başladık:)

1 kere parka, 1 kere aşıya, bugün de alışverişe gittik. Memoş yollar da uyuyor, ben de uzun yürüyüşler yapmış oluyorum:)

Önlük artık ayrılmaz parçası:) Diş çıkartırken ne kadar salya akıtacak merak ediyorum:)

An itibariyle (17 ağustos, oo:10) çok yakın hamile bir arkadaşımın ultrasonca belirlenmiş doğum yapma günü (Bir due date demek amma kastı:P) Bugün gelmez bebiş muhtemelen amma tabii belli de olmaz:) Çok heyecanlıyım, bugün (dün) ona hediye almak için çıktım ama hiç bir şeyi yakıştıramadım minik kızımıza:) Bekle minik bebek, daha hediyeni almadım:)

Ve maalesef bugün 17 ağustos depreminin de yıldönümü. Bir daha yaşanmaması dileğiyle.

Read Full Post »

>Minik Patikler Kaan’ın doğumuna bir hafta kala Londra’ya gelmişti ancak tam da o dönemde eşimin hafta sonu dahil akşam geç saatlere kadar çalışması gerektiği için görüşememiştik. O son hafta tek başıma hiç bir yere gidecek durumum olamadığı için de maalesef ben de onları görmeye kaldıkları yere gidememiştim. Bu duruma hala çok üzülürüm:(
Minik Patikler teyzemiz gelişinde bize çok şık, çok özel bir hediye getirmişti:) Aldığımız en ‘personalized’ (bunun türkçesi nedir bulamadım)hediyeydi:) Hediyeyi otele bıraktı, bir arkadaşım da sağolsun (Gül Teyzemiz:)) otelden alıp bize getirdi:)

Blogunda bahsettiği hediyenin bir benzeri işte bu:)) Çok çok güzel:)
Çok zaman önce fotosunu çekmiştim, bloga koyamamıştım:)

Ben kullanmayıp hatıra olarak saklamak istiyorum:) Tekrar teşekkürler MP :)) Türkiye’de görüşmek dileğiyle:)

Read Full Post »

Older Posts »