Feeds:
Posts
Comments

Archive for July, 2007

>

Annem ve Babam bu sabah 06.55 uçağı ile Türkiye’ye döndüler. Ev çok ıssız. Çok üzgünüz :(
Advertisements

Read Full Post »

>


Hamileliğim sırasında bebeğimin cinsiyeti kesinleştiğinde, erkek çocuk-kız çocuk karşılaştırmalarının da ortasına düşmüştüm.

Eskiden erkek anneleri kız annelerine nispet yapardı, şimdi baktım devir değişmiş:) Kız anneleri nispet yapıyor:)

Nelerle karşılaşmadım ki?

Kız evlat daha hayırlıdır, kız çocukları daha sevimlidir, kız yetiştirmek erkek yetiştirmekten kolaydır, kızlar evin neşesidir, kızlar şöyle şirindir-böyle usludur, oğlanlar şöyle huysuz-böyle hayduttur:P

Kız anneleri çok şanslıdır :P

Velhasıl kelam kızlar cici, oğlanlar kakadır :P

vs.vs.

Yıllar önce ablası evlenecek olan bir arkadaşım, isteme töreninde damadın annesinin neler söylediğini anlatmıştı. İki kız annesi olan arkadaşımın annesinin yanında, erkek çocuk yetiştirmek kız yetiştirmeye benzemez, erkek çocuk yetiştirmeyen çocuk yetiştirdim demesin :P

Bir zamanlar erkek anneleri böyle övünürmüş, şimdi düştükleri hale bak:P

Şaka tabi:)

Bir de babaların erkek çocuk isteği vardır:) Eşimin, hamileliğim sırasında hiç bir cinsiyet tercihi/tahmini olmamıştı. Mehmed Kaan doğduktan sonra bir akşam, ‘Kız olsa da farketmezdi, cinsiyet ayrımı falan yapmam kesinlikle DE, erkek olunca daha bir farklı oluyor’ dedi! Hayatta böyle bir sözü herkesten beklerdim de eşimden beklemezdim, inanılmaz şaşırdım.

Sonra düşününce eşime haksızlık ettiğimi, bunun cinsiyet ayrımcılığı olmadığına kadar verdim. Hangi kadın kızı olsun istemez mesela? Nasıl ki bu cinsiyet ayrımcılığı sayılmazsa erkeklerin de bir oğulları olmasını istemesi cinsiyet ayrımcılığı sayılmaz sanırım. Herkes kendi cinsiyetinden bir yandaş arıyor kendisine:)

Ancak tabi ki çocukların arasında kız-erkek ayrımı yapılması gibi konulardan bahsetmiyorum. Sadece anne adaylarının bir kız hayali kurmaları gibi, babaların da bir erkek çocuk hayali kurmalarının doğal olduğunu düşünüyorum:)


Bu kitaba hamile iken başlamıştım. Arada Meral’e ve Özlem’e ödünç verdim:) Ancak hala bitiremedim. Halbuki güzel bir kitap, sürükleyici,ilginç. Şu aralar emzirirken okumaya çalışıyorum ama çok ilerleyemedim.

Başka bir konu, Ağlayarak uyutma metoduna alternatif aradım…. Ve buldum..

Elizabeth Pantley ve söz konusu çözümleri, kitabını okuduktan sonra yazacağım. Şu anki bilgilerim sadece internete dayanıyor.

İlgilenen olursa google’da: No cry sleep solution olarak aratabilirsiniz.

Elizabeth Pantley konusundaki tavsiyeleri için Işıl‘a çok teşekkürler:)

Bir de Dr. Sears tarafından hazırlanan ‘Bebeğinizi uyutmanın ve uykuda kalmasını sağlamanın 31 yolu’ tavsiyeleri var.

İlgilenenler için:

31 Ways To Get Your Baby To Go To Sleep

www.askdrsears.com

Read Full Post »

>Cumartesi günü Avrupa’nın 2.1 km ile en uzun (Walthamstow) pazarındaydık.

Bu kalabalıkta bebek arabası kullanarak becerimize beceri kattık :)

Annemler geldiğinden beri günlerin %90’ı yağmurlu geçti. Cumartesi de bir istisna değildi.

Pazar günü ise bizim için çoook yorucu bir gündü:( Aynı günde 2 yer gezmeye kalkışınca Mehmed Kaan bu duruma isyan etti. Ama ne isyan etmek!

Aslında her şey sabah, ben, eşim ve annem alt değiştirme seronomisi sırasında onunla oynarken babamın elinde bir çeşit düdükle gelmesiyle başladı. Hani şu içine su konulan ve bir ucundan üflenince kuş ötüşü gibi ses çıkaran ‘şeyler’ vardır ya, babam onunla yanımıza geldi. Mehmed ilk önce ilgiyle babamı dinliyordu, sesini çıkarmadan. Ancak birden, hiç sinyal vermeden çığlık atarak ağlamaya başladı:( Onu sakinleştirmemiz biraz zaman aldı ve o andan sonra da hiç keyifli değildi.

Yola çıkmak için arabaya bindiğimizde araba hareket etmediği için bir fasıl geçti. Neyse yola çıkmamızla birlikte sakinleşti ve Greenwich’ten ayrılana kadar iyi kötü idare etti.

Daha önce Greenwich’e hiç gitmemiştik, çok güzelmiş. Çok beğendik. Greenwich hem malum 0 meridyeninin geçtiği yer, gözlemevi, müze vs. var, hem de içinde gül bahçesi, çiçek bahçesini barındıran güzel, büyük bir park. İnsanlar bebekleri:), çocuklarıyla gelmişler, paten kayanlar, bisiklete binenler. Kaan biraz daha büyüse de, gördüğü yerlerin tadını çıkarsa diye sabırsızlandım :)


Parkta önce çiçek bahçesine girdik, kısa bir süre sonra bizimkisi acıktı:) Bir ağacın altında emzirdim, arkasından altını değiştirdik. Annem bu sefer, daha önce Hyde Park’ta olduğu gibi telaşlanmadı:) Hem de bu sefer Mehmed paşayı çimlerin üzerinde çırılçıplak soymama rağmen:)

Üzerini değiştirmek zorunda kalınca yanımda tek bulunan bu pembe body’i giydirdik:) Pembe erkeklere de çok yakışıyormuş, ne var yani:P Kızların pembe üzerindeki hakimiyetine sooon :P

Oooff çok yoruldum, biraz şurda oturup dinleneyim :I

Bakalım bir gün biz de Mehmed Kaan’ı alıp böyle dolaşacak mıyız Greenwich’te :)

Burası da, 0 meridyeninin geçtiği varsayılan yerden bir görüntü.

Greenwich’ten ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra ağlamaya başladı. Tüm emzirme, susturma çabalarımıza rağmen susmadı. Bunda biraz da şehir içi trafiğine takılmış ve yavaş gitmek zorunda oluşumuzun da etkisi vardı tabi. Eve mi dönsek diye düşünürken sakinleşmesi üzerine Richmond civarına devam etmeye karar verdik.

Richmond tepelerinden görünen Richmond parkı ve Thames nehri.

Uçsuz bucaksız tepeler.

Biz oradayken, uzakdoğulu bir çift fotoğrafçıları ile birlikte geldiler, fotoğraf çekilip gittiler:) Sanırım evleniyorlardı.

Onlar fotoğrafçılarına poz verirken, ben de onları yakaladım:)
Çok romantik değil mi?

Richmond’da iken bize surat yapan suratsız Mehmed Kaan :)

Bir süre bakınıp,bir şeyler yedikten sonra eve geri dönmek için yola çıktık ancak bulunduğumuz yer ile evin arası epey bir uzaktı ve bizi oldukça sancılı bir yolculuk bekliyordu. Londra’yı bilenler için, pazar günü trafiğinde, City’den geçerek Romford’a geldik:I

Sanıyorum Mehmed tüm gün dışarda olunca, hareketlilik, insan kalabalığı, ses, ışık, gürültü vs sebebiyle aşırı yoruldu. Bunun sonucunda da onu sakinleştirmek imkansızlaştı.

Bir süre bu kadar uzun ve yorucu gezmelere ara vereceğiz.

Bambu bezimizi kullandık ve çok memnun kaldık:) Şu anda da, plastik olan kısmın içine sadece düz, beyaz, pamuklu bezi yerleştirip deniyoruz:) Yani Türkiye’deki bildiğimiz eski sistem bez bağlama olayını yapıyoruz:) Bakalım o nasıl olacak:)

Read Full Post »

>Dün, daha önce bahsettiğim (bkz: Yıkanabilir Bezler) bezlerden denemek için bir deneme paketi istedim internetten, bugün geldiler.

İçine bir sıra pamuklu bez koyuyorsunuz, üzerine yukarıda görülen sarı renkli, bambudan yapılmış, yapısı gereği doğal olarak antibakteriyel olan alt bezini yerleştiriyorsunuz. Onun da üzerine, hava akımı sağlayan naylon koruyucuyu yerleştiriyorsunuz. Şu anda Mehmed Paşa tombiş poposuyla yeni bezini deniyor:)


Daha önce yazdığım gibi:

Beni, yıkanabilir bezleri kullanma fikrine hızla geçiş yaptıran şöyle bir bilgi oldu:
Almanya’nın Kiel Üniversitesinde yapılan araştırmada, hazır bezlerin içlerinin, ‘bez’ olan bezlere göre 5 derece daha sıcak olduğu tespit edilmiş. Bu durumun, erkek çocukların ilerdeki fertility/sperm üretim yetilerini etkilemesinden endişe ediliyor.

Çünkü doğumdan, tuvalet eğitiminin başladığı zamana kadar, hazır bezlerle geçen 2 yıl aynı zamanda, erkek çocukların sperm üretimleri için yumurtalık bölgelerinin ‘serin’ tutulması gereken en önemli ilk 2 yıl.

… Araştırdığım kadarıyla, evet hazır bezlere oranla biraz daha fazla çaba ve zaman istiyor ancak eski zamanlardaki gibi kullanımı zor değil. Bezlerin içine bebişin ‘üretimlerini’ :) tutması için yerleştirilen ve tuvalete atılabilen kağıt bazlı ürünler, özel olarak külot şeklinde üretilmiş ve 60 derecede yıkanabilen bezler vs gibi pek çok kolaylık var.

Faydaları ise saymakla bitmez. Doğal olması, sağlıklı olması, hazır bezlere oranla çok ucuza mal olması, Açalya’nın bahsettiği gibi daha kısa sürede ve daha kolay tuvalet alışkanlığını kazandırması vs.vs.

Bebişlerin poposu biraz tombiş görünüyor o kadar:))

Uyku dosyası açacağım da, bebekhikayesi‘nin dediği gibi büyük bir dosya olacak:)

Ondan önce, taze anneler, tecrübeli anneler, varsa anneanne ve babaanneler:)

Bebeklerinizi ve Çocuklarınızı hangi yöntemle uyutuyorsunuz? Sallayarak, dolaştırarak, emzirerek vs. vs.

Bir yöntemden diğerine geçiş yaptıysanız nasıl yaptınız?

Sallamadan, dolaştırmadan vs. kendi kendine uyumaya, yaptıysanız nasıl geçiş yaptınız?

En çok, eskilerin bebeklerini, çocuklarını nasıl uyuttuklarını merak ediyorum. Bilgisi olan varsa annelerin, anneane-babaannelerin nasıl bir uyutma şekli uyguladıklarını yazabilirse çok memnun olurum.

Oldies are Goldies demişler:)))

Şimdiden çok teşekkürler:)

Read Full Post »

>

Çok ciddi balon oynarım :P


Aşı olduğu gün çekilen fotoğraflarından birisi. Uyuyabildiği anlardan bir an.

Çok nadir yakaladığımız gülme sahnelerinden bir tanesi:) Çok özel, her zaman bulunmaz:) Genelde günde 1 kere, o da genelde sabahları anne, anneanne ya da dedesi ile oynarken gülüyor. O dakikalarda gizlice çektiniz çektiniz, yoksa makinayı gördüğü an ciddiyetini takınıyor :P Çok ilginç :))

Yakında uyku dosyasını açıyorum:) Anketler, araştırmalar, tecrübeler ile çok yakında bu blogta :)

Read Full Post »

>Sevgili Asya ve Ayça, fotoğrafları Picasa ile yapıyorum :) Şu adresten indirebilirsiniz:
http://picasa.google.com

Özellikle Asya ve diğer hamile arkadaşlar için sezaryan konusunda bazı linkler vereceğim.
Daha önce bu konuyu burada tartışmıştık:

http://annevebebisi.blogspot.com/2007/02/

Bu link, normal doğum için 6 jinekolog değiştiren ancak yine de sezaryanla doğum yapmak zorunda kalan Ayça Şen’in yazısı:

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=4432

Bu da, normal doğum yapmış olan Perihan Mağden’in Ayça Şen’in yazısını okuyunca yazdıkları:

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=147721

Bu link de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Yurdakök’ün açıklamaları:

http://ntvmsnbc.com/news/357751.asp

Bazı diğer linkler de aşağıdaki yazının içinde. Umarım faydalı olur.

Asya’ya, eğitim için gittiği hastanede sezaryan’ın %80’e indiği söylenmiş. Bu inen rakam, gerisini siz düşünün :O

Sezaryan olacaksanız bile en azından 40. haftayı bitirmeye çalışın. Her ne kadar bebeğin ciğerlerinin 35. haftada tamamlandığı, o tarihten sonra alınabileceği söylense de siz beklemekte ısrarcı olun. Bebeklerin 40 hafta bitmeden doğmaları gerekseydi öyle olurdu, o 40 haftada da mutlaka bir sebep vardır. Doktorların 40 haftadan önce bebekleri almaya kalkışmalarını anlayamıyorum. Acaba bebeğe soran var mı, erken doğmak istiyor musun? Normal doğum yerine sezaryanı tercih ediyor musun? diye?

Türkiye’de normal doğumun yeniden yaygınlaşmasında bilinçli annelere ve anne adaylarına çok iş düşüyor. Acaba bu konuda birleşip bir sivil toplum örgütü falan mı kursak :P Ne dersiniz? Neden olmasın?

Sezaryenle doğumun riskleri

Sezaryenle doğan bebeklerde doğumdan sonra akciğerlerin uyumunda gecikme olduğuna işaret eden Yurdakök, bu durumun özellikle anne ağrı çekmeden doğuma alınan bebeklerde görüldüğünü söyledi. Yurdakök, sezaryenle doğanlarda akciğer sorunlarının sıklığının normal yolla doğanlardan 5-6 kez fazla olduğunu belirterek, anneleri doğum ağrıları çektikten sonra sezaryenle doğan bebeklerde bu oranınınyarı yarıya azaldığını kaydetti. … Yurdakök, “Gebelerin doğum ağrıları çekmesine izin verilmeli” diye konuştu.

Ana rahmindeki bebeklerin bağırsaklarında hiç mikrop yoktur. Normal yolla doğan bebek önce annesinin doğum kanalındaki, sonra da anüsünün etrafındaki bağırsak bakterileri ile temas eder. Bebeğin annesinin sütünü emmesi de bu bakterilerin bağırsaklarında daha çabuk çoğalmalarını sağlar. Sezaryenle doğan bebekler, annenin bu bakterileri ile karşılaşmadıklarından, bağırsak floraları daha çok çevreden gelen bakterilerle gelişir. Bu mikroplar da bebekte ağır hastalıklara neden olabilir.”

Sezaryenle doğumda astım riski var

Prof. Dr. Küçükusta: “Sezaryenle dünyaya gelen bebeklerde, hem yumurta ve süt gibi önemli besinlere karşı alerjiler, hem de egzama, saman nezlesi ve astım gibi alerjik hastalıklar daha fazla görülüyor. Astım ve saman nezlesi olan 250 çocuk üzerinde yaptığım araştırmada, bu çocukların yüzde 78’inin sezaryenle dünyaya geldiklerini belirledim.”

Sezaryenle doğan bebeklerde bağışıklık sisteminin gelişmesi ve olgunlaşmasında aksaklıklar meydana geliyor. Anne karnında iken vücudunda hiçbir mikrop bulunmayan bebeklerin mikroplarla ilk karşılaşmaları doğum sırasında gerçekleşiyor. Normal yolla doğan bebekler, annelerinin doğum kanalında bulunan mikropları alıyorlar ve bebeklerin bağırsaklarına bu mikroplar yerleşiyor. ‘Bifidobakteri’, ‘bakteroides’ ve ‘laktobasiller’den oluşan ve ‘dost bakteriler’ olarakda bilinen bu mikroplar, bebekte normal bağışıklığın gelişmesi için çok gereklidir.”

Sezaryen doğumlarında ise steril şartlarda dünyaya gelen bebeklerin ilk mikroplarını deri teması ile ve hastanedeki yüzeylerdenaldığını anlatan Prof. Dr. Küçükusta, şunları söyledi:
“Bu nedenle de sezaryenle doğan bebeklerin bağırsak floralarını, vücuda yararlı dost mikroplar yerine hastane mikropları oluşturuyor. Alerjik hastalıkların sezaryenle dünyaya gelen bebeklerde daha fazla görülmesinin nedeni, bağırsaklarında ‘dost mikroplar’ yerine farklı cinsten ve farklı miktarlarda bakterilerin yerleşmiş olmasıdır.”

Sezaryen bebek için tehlikeli

Yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre sezaryenle dünyaya gelen bebeklerin ilk bir ay içinde ölüm riski, normal doğumla dünyaya gelenlerden 3 kat daha fazla. Çünkü normal doğum bebeklerin nefes alıp verme faaliyetlerinin daha düzenli olmasını sağlıyor.

Çünkü normal doğum sırasında bebekler akciğerlerinde biriken sıvıyı sezaryene kıyasla çok daha başarılı bir şekilde atabiliyor. Normal doğum akciğerlerin sağlıklı çalışmasını teşvik eden hormonların salgılanmasını da artırıyor.

Uzmanlar, normal doğumun bir anlamda bebeği yaşama hazırlamak anlamına geldiğine dikkat çekiyor Ve anne adaylarına sezaryeni zorunlu kılan bir sağlık sorunu olmadığı sürece normal doğumu tercih etmelerini öneriyor.

Sezaryen sonrası normal doğum şansı

Prof. Dr. İsmail Mete İtil, “Normal doğumun avantajları ve sezaryenin dezavantajları hastalara ayrıntılı olarak anlatılmalıdır. Bugünkü veriler ışığında, herhangi bir endikasyonu olmayan olguda sezaryenin normal doğuma üstün olduğunu savunmak mümkün değildir” diye konuştu.

Read Full Post »

>

Bugünkü durağımız Cambridge’ti :)

Evden çıkmadan önce Mehmed Paşa’nın karnı doyuruldu ve altı temizlendi ancak evden çıkmamız 1 saati bulduğu için arabaya bindikten kısa bir süre sonra ellerini kemirmeye başladı. Neyse ki bir şeyler almak için süpermarketin otoparkında durunca yine emzirdim, Cambridge’e kadar uyudu.

Cumartesi olduğu ve hava da güzel olduğundan park yeri sorunu vardı ama şansımıza boş bir yer bulduk. Arabadan inmeden hemen önce yine emzirdim:) ve hem altını, hem de terlediği için üzerini değiştirdim.

Bu fotoğrafı arabayı park edip şehre yürüdükten kısa bir süre sonra çektim, tüm otoparklar arkamızdan full dolmuş!

Mehmed tüm Cambridge gezimiz süresince uyudu. Bakınız şekil 1a :)


Arada bir gözünü aralayıp:

“Hmm asayiş berkemal” deyip…

Uyumaya devam etti:)

Cambridge Nehri.

Hmm bu kadar bebeklik devresi yeter. Verin bakayım şu gözlükleri de hazır Cambridge’e gelmişken okumaya-yazmaya, akademik faaliyetlere başlayayım :)

Hazır gidiyorken göbeğini de mi götürsek diye düşündüm ama sonra daha parlak fikirlerim olduğu için vazgeçtim:)

Yeşim Teyzemiz Londra altın ve pıranta borsasında çalışıyor, kasalardan birisinin içine yerleştirsin :)))

Ya da kraliçenin sarayının bahçesine atayım diyorum:) Saraya içgüveysi gitsin :P

Yemek yemek için çok hoş bir Türk restorantı bulunca mola verdik ve yemek sırasında ben yine emzirdim.

Ayaklarımızı dinlendirmek için park molası verdiğimizde amacım hem emzirmek hem altını değiştirmekti ancak annem her zamanki korumacılığı ile:) Terlemiştir, hava rüzgarlı, üşür vs deyince hiç bir şey yapamadım tabi.

Her zaman, kısa kollu ve bacaksız tek body ile gezdirmeme rağmen (üzerine annemin ısrarı ile mutlaka battaniye atılıyor) bugün battaniye ile örtmemek için hem body, hem de üzerine t-shirt ve şort giydirdim ancak yine battaniyelerden kaçamadık!

Annem gider gitmez çocuğu cıbıl atacağım dışarılara kısmetse:P

Bugün Mehmed Kaan’la yaşıt ya da biraz küçük, biraz büyük pek çok çocuk vardı anne babası ile dolaşan. Kimisi kangurusunda, kimisi arabasında. Ve ya ayakları çıplak, ya üzerlerinde tek uyku tulumu, ya ayaklarında çorap ama kollar ve bacaklar kısa. Ama hiç birinde de battaniye falan yok! 3-5 günlük bebekler çorapsız, hırkasız dolaşıyor ve hiç bir şey OL-MU-YOR!

Hatırlatırım burası İngiltere ve hava sıcaklığı şu son zamanlarda 20 civarında seyrediyor!

Sürekli söylenir dururuz, yok bizim imkanımız yok, yok bizim ülkeden hiç sporcu çıkmıyor, yok bi olimpiyat şampiyonu yetiştiremiyoruz vs vs. Hiç kimse devlete kızmasın kardeşim:P

Bu evhamlı annelerle nasıl sporcu çocuk yetiştirilir ayol :))

Yüzücü olmak istersin, ıslanırsın derler, koşacağım dersin, terlersin derler..

Koşma terlersin, yüzme ıslanırsın:P Uçma üşürsün!! diye diye nasıl sporcu yetiştirebilirsin ki!

Türk milletinin sporcu damarını pimpirikli anneler baltalıyor, haberiniz olsun:P

Hangi olimpiyat şampiyonunun annesi elinde ter havlusu çocuğunun arkasından koşmuştur ki? Bizde bu evhamlı anneler olduğu sürece bizim ülkeden sporcu çıkmaz, demedi demeyin:)

Anneme gün boyu çıplak gezen çocukları gösterdim durdum ama bir türü ikna olmadı:)

Asya’nın geçen gün blogunda bahsettiği bir konu var: Sudden Infant Death Syndrome (SIDS) denilen, Ani Bebek Ölümü Sendromu. İlk 1 yıl içerisinde bebekler bilinmeyen sebeple uyurken hayatlarını kaybetme riski içindeler. Nedeni kesin bilinmiyor. Ancak bebekleri sırt üstü yatırmak bu ölümleri %40 azaltmış, haberiniz olsun.

Bazı sebepler tahmin ediyorlar, annenin hamile iken sigara içmesi, bebeğin sigara içilen ortamda bulunması, yüzü koyun yatması vs. vs. Sebeplerden birisi olarak da bebeğin over heated olması yani aşırı ısınması-terlemesi sayılıyor. Yani bebeklerimizi battaniyelere sarıp sarmalayarak korumuyor, tam tersine vücut ısılarının artmasına sebep olarak tehlikeye atıyoruz!

Bebeklerin ellerine ve ayaklarına bakıp, çok soğuk olmaları sebebiyle bebek üşüdü diye panik olup çocuğu kat kat giydiriyoruz. Oysa yeni doğan bebeklerin kan dolaşımları yavaş olduğu için el ve ayakları soğuk oluyor, üşüyüp üşümediklerini oradan kontrol edersek çocuğu 5 kat kıyafete sokmamız lazım. Oysa karın bölgelerinden kontrol etmek gerekiyor.

Mehmed’in el ve ayaklarının çok soğuk olduğu zamanlarda karnına bakıyorum sıcacık, çocuk üşüse zaten bunu sesli olarak bize bildirir :P

Diyeceğim o ki, buradakilerin çocukları taş gibi sağlam:) Demek ki bir şey olmuyor çıplak gezince:)

Üşüdü, üşüyecek, hastalanacak diye diye hastalığı çağırmanın gereği yok değil mi? :)

Ancak: Normal doğumun ve anne sütü ile beslemenin çocuğun bağışıklık sisteminin güçlü olmasından çok etkisi var. Bunu gözden kaçırmamak gerekiyor.

NOT1- Bu aralar doğumu yaklaşan Asya’ya fikir vermesi için normal doğum konusunda linkler geliyor, çok yakında :))

NOT2- Hamile arkadaşlar, yeni doğum yapmışlar: Her fırsatta bol bol gezin. Bir yerden başlamanız gerekiyor, ne kadar erken başlarsanız o kadar iyi. Ne kadar çok gezerseniz o kadar çok pratiklik kazanırsınız ve bir sonraki geziniz çok daha kolay olur. Kendinizi eve kapatmayın, hayat tüm hızıyla devam ediyor, uzak kalmayın, siz de atlayın:) Bir de açın bebelerin üstünü, aluşsunlar :P

Read Full Post »

Older Posts »