Feeds:
Posts
Comments

Archive for June, 2007

>

Kibar Memo:)
Ingiliz Centilmeni :P
Bi Clark cekerim :P
Clark Gable da kimmis :P

Mehmed Kaan’in “Basina” Gelenler!

Oooff oofff! Nerden baslasam?
Once oglumun basi konak oldu. Konakli Mehmed Pasa oldu kendileri :)
Babasi tutturdu temizleyelim bu konaklari, temizleyelim bu konaklari. Kayinvalidem zeytinyagi surun tarayin dedi. Esime dedim valla ben yapmam, istiyorsan sen yap.

Esimin israrlarina dayanamayan kendi annem basina bebek kremi surdu, yukardaki resimde goruldugu uzere. Ancak dogru duzgun taramadik bile cunku ben istemedim. Neyse yikadik ettik, konaklari ile yasamaya devam etti bizimkisi.

Yatak odamizda nem eksikligi oldugundan Mehmed’in burnu tikaniyor, tikandigi zaman da uyuyamiyor. O yuzden kettle’da (su isiticisi?) su kaynatip odaya koyuyoruz nem yapsin diye. Bazen de Mehmed’i isiticidan cikan suya dogru tutuyoruz ki burnu acilsin. Cok pratik ve kesin cozum saglayan bir yontem:P

Dun aksam biraz fazla nemlemisiz cocugu:(

Sabah 5 sutune uyandiginda bir de ne goreyim! Basindaki konaklar kabarmis! Basinin sol tarafindakiler kabarmakla kalmamis, sol eliyle sureki orasini kasiyip tahris ettigi icin yara olmus:((((

Offf o manzarayi tarif etmek istemiyorum cunku her gordugumde, dusundugumde icim kalkiyor:(

Parca parca kalkan kabuklarin altindan taze,kirmizi deri gorunuyor ancak kasiyip tahris ettigi icin sarimtirak sivi saclarina yapismis, saclar yapis yapis, o tazecik deri sulu:(((( Elindeki eldiven sari lekelerle dolu:(

Sabah o panikle firladim, ortaligi birbirine kattim tabi. Esime ve anneme kizip durdum. Hic oynamasaydik bu kadar olmazdi belki. Yine de dun aksamki buhar banyosu, sonrasinda da yaramaz Mehmed’in marifeti bu isin ana sebebi.

Cok sukur ki herhangi bir acisi sizisi yok ki keyfi yerinde. Kurumasini bekliyoruz. Sabahtan bu yana az da olsa kuruma belirtileri gosterdigi icin doktora goturmedik. Zaten su an ancak acile goturebiliriz. Carsamba gunu zaten doktor randevumuz var. Umarim o zamana kadar iyilesir. Gerci cok cabuk iyilesmesini beklemiyoruz. Biraz zaman alir kurumasi.

Su an salonda uyuyor, bu gece o bir koltukta, ben bir koltukta uyuyacagiz. Mutfak ve salon bir arada oldugu icin burasi nemli, burnu tikanmiyor. Bir de o yuzden uyanip durmasin, rahat uyusun dedik.

Bu kadar nemli bir memlekette, ustelik de su aralar her gun yagmur yagan bir yerde nem sorunu yasayacagimiz, burnu icin yaptigimiz buharin basindaki konaklari kabartacagi, Mehmed’in de onlari kasiyip basini yara yapacagi hayatta aklima gelmezdi!

Buhar makinasi almak tabi ki aklima gelmisti ancak kisa bir buhar banyosu ile simdilik idare ettigimizden cok ustune dusmemistim. Insanin aklina boyle bir sey olabilecegi gelmiyor ne yazik ki.

Ah be oglum! Dogarken .ok icinde dogdun:) Ustune malum bolgende sivilceler cikti, ustune yuzunu sivilceler, kirmiziliklar basti, ustune burnun sumuklendi, onun da ustune kafani yara yaptin. Ne pis cocuksun sen ya:P Seni goren de yakisikli bisi saniyor:P

Read Full Post »

>Bilun teyzeee!
We love yaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa :))))))))))))))))

Çok ince, düşünceli ve de tatlısın:) Çok da beceriklisin:) Binlerce teşekkürler:)

Bitez de yalısına varmadan Halil’im amman koptu kıyaaameeet!

Nimet teyzee! Hadi gel de Harmandalı oynayalım birlikte :)

Zorlu Kaya Tırmanışı:)
Tüm kalpleri fethetmeliyim:))

Yazmak istediğim çok şey var ancak hem vakitsizlikten, hem de evde kişi başına düşen bilgisayar sayısının azlığından bir türlü yazamadım:) İşin kötüsü aklımda birikenleri de unutmaya başladım.

Cuma günü Mehmed’in 40’ı çıktı çok şükür.

Cumartesi ‘yine’ alışveriş merkezindeydik. Türkiye çöl sıcakları ile kavrulurken burada hava rüzgarlı, yağmurlu ve serin. Kıskandırmak gibi olmasın :P Özellikle hamile arkadaşlar açısından oradaki sıcaklara katlanmak çok zor olmalı.

Mehmed paşa geceleri üstünü açtığı için ‘sleeping bag’ denilen uyku torbalarından almak istedim ancak 24 derece ve üstü oda sıcaklığı için çocuğun alt bezi ve ince bir çarşafla yatırılması tavsiye edildiğinden almadım:)

Çocuğu ben açıyorum, annem kapatıyor demiştim:) Şimdi sadece çarşafla çıplak yatırmaya kalksam anneciğimin yüreğine iner herhalde!

Şu anda kısa kollu, bacaksız body ile yatırıp üzerine penye bir bebek battaniyesi örtüyorum. Annemse 3 battaniye birden örtmeye kalkışıyor. Çocuğun üşümediğini, üşüse zaten bizi bundan haberdar edeceğini söylüyorum ama.. :)

Ebeler görse aşırı sıcaktan öldürecek misiniz çocuğu diye kızarlar:)

Oturduğumuz sitenin bahçesine zaman zaman anneler çocuklarını çıkarıyorlar. Havaların güzel olduğu geçen gün bir kaç anne çocukları ile çimlerin üzerinde oturuyorlardı. Havalar ne kadar güzel olsa da buralar hala serin ancak hem kadınlar, hem çocukları (2-3 yaş civarında idiler) altlarına hiç bir şey koymadan öylece çimlerin üzerinde oturuyorlardı. Çağırıp anneme gösterdim. ‘Ne aman yerden soğuk kaparım, ne çır çır olurum, ne üşürüm’ kaygıları var:)

Bak dedim anneme, seneye baharda ben de böyle oturtacağım torununu:) Neeee sakıııınnn! diye tepki verdi:))

Cumartesi alışveriş yaparken annemler bir dükkana girdiler, içerisi dar olduğundan bebek arabasıyla ben girmek istemedim ve dışarda bekledim. Mehmed’in üzerinde uzun kollu, bacaklı bir tulum vardı. Üzerine de ince bir battaniye atmıştım. Ancak annem sürekli üşür mü? diye kaygılandığından 1 battaniye de yanımıza yedek almıştık. Kaldırımda beklerken, esen rüzgar ve serin hava bir an beni tedirgin etti. Aslında hava değil de, annemin sürekli evhamlanması beni bir an gaflete düşürdü:) Çıkarıp tam ikinci battaniyeyi örttüm ki yanımdan 1-2 aylık bebekleri ile genç bir çift geçti. Mehmed’den daha büyük olmayan bebeğin üzerinde hiç battaniye yoktu:) Sadece uzun kollu bir t-shirt ve pantolon giydirmişler ve öylece çıkarmışlardı. Tabi hemen ‘Saçmalama Esra, hiç bir şey olmaz. Nasıl alışırsa öyle gider’ diyerek 2. battaniyeyi kaldırdım:)

O gün gün boyu pek çok insan durup durup Mehmed’i sevdi, onunla ilgili sorular sordu. Yaşlı İngiliz teyzelerden genç annelere kadar. Akşam eve geldiğimizde, bir yandan emziriyor, bir yandan da ballandıra ballandıra eşime anlatıyordum. ‘Oğlumuzu şöyle sevdiler, böyle sevdiler’ diye. Hemen arkasından, curk curk curk sesleri ile süt emen oğluşu gösterip, ‘siz hayatınızda hiç böyle iştahlı yemek yediniz mi?’ diye sordum ki… Vaaay sen misin konuşan? Daha lafım biter bitmez, sessiz sakin duran çocuk bir açtı ağzını. Cıyak diye bir ses var ya hani, hah işte hakikaten öyle bir ses var:) Resmen dakikalarca cıyak diye diye cıyakladı.

Babam bir yandan okuyor, annemle eşim battaniyeye koyup sallıyor, ben biraz emzirmeye çalışıyorum falan. Zor teselli ettik. Bir daha sokağa çıkarken çocuğun suratına kaş-bıyık çizeyim de kimse sevimli bulup sevmesin :P

Bu yabancıların çocuklarına nazar falan değmiyor mu acaba:P

Cumartesi akşamının o keyifsizliği pazartesi akşamına kadar devam etti. Bir de üstüne boynunun altında, sürekli boynunu eğik tutmaktan oluşan kırmızılığın acısı eklenince ancak bugün kendine gelebildi. Çok şüküüüüür!

Cuma akşamı bizi ziyarete gelen Özlem teyzemizi pazar günü trene bırakmak için, bir de biraz alışveriş yapmak için çıktık. Annem gelmek istemedi, rahat dolaşabilmemiz için de Mehmed’i onunla bırakmamızı istedi. Karnı daha yeni doymuştu ve uyumak üzereydi. Biz çıktıktan kısa süre sonra uyumuş. Ana kucağında yamuk yumuk uyumayı sevdiğinden annem onu battaniye ile sarıp sarmalamış ve ana kucağına yatırmış. Bizim dönmemize yarım saat kala da, ellerinin battaniyenin içinde sıkışıp kalmasına gönlü razı gelmeyip ellerini dışarı çıkarmak istemiş. Daha dokunur dokunmaz, vaay sen misin dokunan:) Bir bağrış, bir çağrış.. Bir önceki akşamdan kalan cıyaklar çıkmış yine meydana. Zavallı anneciğim neredeyse fenalık geçiriyormuş. Ne koridorda koşturmalar, ne battaniyeye koyup sallamalar, bu sefer hiç bir şey kar etmemiş. Kadın tövbe etti bir daha uyurken çocuğa dokunmaya:)

Gelmemize 5 dakika kala susmuş, ben gelince emzirdim de keyfi biraz yerine geldi.

Pazartesi günü de keyifsizdi sağolsun. Hem emmek istiyor hem istemiyor. Hem uyumak istiyor, hem uyuyamıyor. Ne yapacağını bilemedi. Akşam mutfak alışverişine öncesinde de göl kenarına gidelim dedi eşim. O günün yorgunluğu ile canım hiç çıkmak istemedi ancak belki Mehmed avunur diye çıktık. Bizim gezenti Mehmed arabaya bindikten kısa süre sonra uykuya daldı, bir iki mıkırdanma dışında da eve dönene kadar uyanmadı:)

Bugün daha iyi çok şükür. Şimdi babasıyla hasret gideriyorlar:)

Read Full Post »

>Bebekler ilk olarak siyah ve beyaz renklerini ayırt edebiliyorlarmış. Bu fotoğrafta, siyah ofis koltuğunu gözaltına almış durumda:)

Yeni doğan bebeklerde ısı kaybının özellikle el ve ayaklardan olması sebebiyle ve de tabii yüzünü gözünü çizmemesi için ellere eldiven giydirilmesi tavsiye edilir. Ancak ellerini tanıyabilmesi (İlk zamanlar ellerinin, kollarının, ayak ve bacaklarının kendilerine ait olduğunun farkında değillermiş), dokunabilmesi vs için de giydirilmemesi tavsiye edilir:)

Şu aralar yüzünde çıkan sonra da kuruyan sivilcelerini tırmalayıp kanattığı için eldivelenledik paşayı:)

Tüm kalplerimin sahibi:)

Read Full Post »

>

Yatırım uzmanı Mr. Memo.
Dolarınıza, markınıza yüksek faiz :P
Aaaa! Hisse senetleri hızla yükseliyormuş anneanne!! Alalım hemen sana da bi kaç tane:)

Pop Star Mr. Memo :)
Ben sütü çok severim oooo-oooo
Sen de sever misin güzelim oooo-oooo :))

Jimnastik hocası Mr. Memo :)
Ellerden ve karın bölgesinden alınan destekle baş ve ayaklar yukarıya kaldırılır:) Bakın, işte aynen böyle.
Binbir surat Mr. Memo.
Hor-piş, hor-piş :)

İçim geçmiş anne ya! Ne dalga geçiyorsun :P

Artist Mr. Memo :)
Anne! Sol profilden nasıl poz veriyorum?

Uçan İnsan Mr. Memo :)
İstikbal Göklerdedir!

:)

Dün 37. günümüzdü, annem erkek çocukların 40’ının 37. günde uçurulduğunu söyleyince, tası tarağı toplayıp 40 uçurmaya gittik :P

Gide gide alışveriş merkezine gittik ama olsun:)

37 gün… Dile kolay :P

Bana sanki 6-7 ay olmuş gibi geliyor:) Oysa sadece 37 gündür dünyamızda Mehmed Kaan.

Ayça, nasıl vakit bulup da bu kadar çok post hazırladığımı sormuş:)

Ben postlarımı genelde Mehmed’in sabah saat 5-6 gibi olan süt seansı sonrasında yazıyorum. Emdikten sonra hemen uyumayan Mehmed ana kucağında beni incelerken, ben de postlarımı hazırlıyorum:)

Biraz ilgi ve merak işi olduğu için, insan sevdiği şeye mutlaka vakit bulup-ayırdığından ben de bloga mutlaka vakit ayırıyorum:) Bununla da çok ilgisi var sanırım :))

Aslında yazmak istediğim uzun yazılar var, mesela Mehmed Kaan’ın gelişiyle hayatımızın nasıl değiştiği ya da aslında nasıl çok da değişmediği:)

Bebeğin gelişi biraz tramvatik bir olaymış gibi algılanıyor sanırım. Anne adayları uykusuzluk, sürekli ağlayan bir çocuk, yorgunluk, bıkkınlık, depresyon vs vs gibi tatsız ve bence abartılmış durumlarla korkutuluyor.

Daha hamile iken anne adayı, aslında hayatının en güzel, en heyecanlı, en sevimli, akla gelebilecek en pozitif en’lerle dolu macerasına korku ile yaklaşıyor.

‘Şaşı bak şaşır’ misali, olumsuzluklar beklenerek yaklaşılan ama aslında hiç de korkulmaması gereken bir macera olan doğum, lohusalık, annelik gibi dönemlere olumsuz yaklaşılınca tabii ki olumsuzlaşıyor.

İlk 3 hafta annem-babam yanımda değildi. Ancak her zaman teşekkür ettiğim arkadaşlarımın yardımı, eşimin desteği ile ilk günler bile gayet kolay geçti çok şükür.

‘Bu muydu yani zor denilen?’ diye kendime ve çevreme sorduğum zamanlar oldu:)

Şimdi annem ve babam yanımda, yemek ve ev işlerini annem bana bırakmıyor sağolsun. Valla henüz bebek yokken bile bu kadar rahat değildim ben:) Ye, iç, yat. Bir de yedir, içir, yatır:P Hepsi bu:)

Ev işlerine yardım edenler olduktan sonra bebeğin bakımı hiç de zor değil. Yeter ki bebek sağlıklı olsun. Sanırım benim için ev işi, bebek bakımından daha zor :P

Fiziksel olarak kendinizi başka işlerle yormadığınız zaman her şey çok daha kolay.

Evet geceleri emzirmek için kalkıyorsunuz ve biraz uykusuz kalabiliyorsunuz ama yapmayın yahu:) Üniversitede final zamanı 36 saate yakın uyumadığımı bilirim ben. Bu ne ki? :P

Evet bebeğin gazı olabiliyor ve çıkarana kadar ağlayabiliyor ama sonuçta büyütülecek bir şey değil, çıkarınca rahatlıyor ve her şey bitiyor. O ağlarken kendinize, az sonra bitecek, geçici bir durum diye telkinde bulunun yeter. Tabi gazını çıkarmasına yardımcı olmayı unutmayın :)

Bir de rezene için :P Gaz olayı çözülüyor :)

Evet dışarıya çıkarken bir çanta eşya hazırlıyorsunuz, o çantayı yanınızda taşıyorsunuz falan ama. Altı üstü bir çanta işte, onu da bebek arabasının koluna takıverin gitsin:)

Evet, canınızın istediği an, istediğiniz yere gidemiyorsunuz ama bu da geçici bir dönem. Bebiş biraz büyüdüğünde gezilerinize kaldığınız yerden devam edebilirsiniz:)

Hem yepyeni bir insana doğru yolculuğa çıkmışsınız, gözünüz nasıl başka bir gezi, yolculuk görsün :)) Onlar bu yolculuğun yanında çok yavan kalıyor :)

Valla yine de, geçen hafta hava güzel olsaydı biz ilk şehirlerarası gezimizi bile yapacak ve Cambridge’e gidecektik ama olmadı:) Hazır gitmişken Mehmed Kaan’ın göbeğini de bir üniversite bahçesine gömüverirdik:)

Yani sonuç olarak, korkacak, büyütülecek hiç bir şey yok. Ben normal hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum, üstelik artık 1 değil 2, hayat arkadaşı ile:)

Sevgili anne adayları, bebeğin gelişi ve sonrası ile ilgili size söylenen tüm olumsuzluklara kulaklarınızı tıkayın.

Her şeyin çok güzel ve kolay olacağını düşünün, öyle olsun inşallah :)

Sizi çok güzel ve heyecanlı bir macera bekliyor, gerisini boşverin:))

Read Full Post »

>

Dear Marjan, Evy and Fulya; Thank you for visiting and the gifts! :)

Nice to meet you ladies ;))

Thanks for the funky shoes:))

Read Full Post »

>Cuma günü Mr. Memo’nun kaydını yaptırmak ve kilosunu ölçtürmek için sağlık merkezine gittik.

Evden çıkmadan hemen önce altını değiştirdim ancak tartıya koymadan önce soymaya kalkıştığımda bilin bakalım ne gördüm:))

hmmm bakalım kaç kilo olmuşum :))

Çıkışta ver elini Toy’s R Us :)

Artık bizim de bir arabamız var:)

Yeni arabamızı denemek için hemen cumartesi günü bir alışveriş merkezine attık kapağı.

İki kere emzirmem gerekti o gün dışardı. İlkinde BHS’te alışveriş yapıyorduk, bayanlar tuvaletinin içinde küçük bir emzirme ve alt değiştirme odası yapmışlar, orasını kullandım. İkincisinde ise alışveriş merkezinin Baby Care Center adını verdiği, oldukça geniş alanını kullandım.

Bir tane resturantta, bir tane de emzirme bölümünde 3 haftalık 2 bebek vardı:) Onlara bakınca bizimkisi gözüme epey büyük göründü:) İlk zamanlar 2 hafta bile çok şey fark ettiriyor sanırım:)

Ülen yine harçlığı suladık, cepte kuruş kalmadı! Nasıl getireceğiz ay sonunu?

Pazar günü ise babalar ve dedeler gününü kutladık :)
Resimlerdeki cicilerimizi de Yeşim Teyzemiz getirdi pazar günü :) Teşekkürler Yeşim Teyze :)

Köy ağası Memo Emmi:)

Annenin Notu: Bu çocuğun ciddiyeti hasta ediyor beni:)

Read Full Post »

>

Baliklar gibi çupur çupur yüzüyorum:)

O kadar para verip stiylish yatak, ortapedik sünger aldık ancak herhalde tüm bebekler gibi Mr. Memo’nun da en sevdiği uyuma alanları, eciş bücüş olduğu ana kucağ(üst resimde görünen:))) , yine eciş bücüş olduğu anneanne kucağı, bir de tabi öz hakiki ana kucağı:)

Anne karnındaki sıkışık hallerini hatırlattığı için sanırım, bize rahatsız edici bir posizyonmuş gibi gelse de bu şekilde uyumayı tercih ediyor bebekler:) Şu anda da salonda, yanımda, ana kucağı denen yerde eciş bücüş uyuyor. Meral teyze, iyi ki almışsın valla, sen çok yaşa:)

Bir önceki postta bir arkadaş, nasıl olup da bizimkinin banyo yaparken ağlamadığını sormuş.

Bazı bebekler suyu seviyor, bazıları da sevmiyor, sanırım ana sebep bu:) Bir de ilgisi var mı bilmiyorum ama ilk banyodan bu yana kendisini, uykudan uyanıp karnı doyduktan sonra, keyfi yerinde iken yıkadık. Bir de pek öyle yıkıyoruz sayılmaz:) Üzerine su döküp bırakıyoruz:)

Asyacım da, küvetin içindeki süngerle ilgili bir şeyler sormuştu. Süngerin bebeği üşütüp üşütmediğini sormuşsun tatlım, üşüttüğünü sanmıyorum çünkü öncesinde üzerine biraz sıcak su döküyoruz, tabii kısa sürede sünger o suyu emiyor. Sonrasında da bir sorun yok sanırım ki Mr. Memo protesto etmiyor:)

Sağ gaz, sol debriyaj! Irrnnn ırrrnnnn! Haydi marş marş:)

Nimoşum ya, bizim oğlanı manken yapalım demişsin ya, aklıma Berke geldi:P Bugün gördüm Berke’yi… diye başlayan dizeleri, özellikle sonrasını bir gün bizimki için de yazmasınlar sonra:))))
ee ne demişler, etme bulma dünyası:)))

Zeynep Erva‘nın annesi beni, nasıl bloglama yaptığım konusunda sobelemiş. Hemen cevaplayayım:)

Günün muhtelif vakitlerinde, şu an olduğu gibi 05.35 de olabilir:) sayfamı açıyorum. Bu esnada elim kolum boş olabilir, Mr. Memo’yu emziriyor olabilirim, bir şeyler atıştırıyor olabilirim. En çok çay içerek blog dolaşmayı seviyorum:)

İlk önce yorumları okuyup cevaplıyorum. Bazen son yorumlarımı cevaplamadan yeni posta geçiyorum ama inanın hepsini okuyup içimden cevaplıyorum, teşekkür ediyorum:)

Sonrasında ise linklerimdeki blogları değişik tarzlarda dolaşıyorum.

Bazen en baştan başlıyorum aşağıya doğru, bazen en sonran başlayıp yukarıya doğru gidiyorum. Şu son zamanlarda ise bir baştan, bir sondan linkleri dolaşıyorum:)

Kimi zamanlarda da, gelişmeleri merak ettiğim arkadaşların blog adreslerini doğrudan girerek hemen bloglarını kontrol ediyorum. Genelde doğumları yaklaşan ya da yeni doğum yapmış arkadaşların blogları bu gruba giriyor:)))

Bazen bir yandan blogları dolaşırken bir yandan da istatistikleri gösteren siteden hesabımı kontrol ediyor ve kimler nerelerden bana ulaşmış onu kontrol ediyorum:) Böylece beni linklerine ekleyen arkadaşların bloglarını tespit edip, ben de onları linklerime ekliyorum:)

Tabi her zaman bu blog dolaşma kesintisiz olmuyor:) O zaman da bir sonraki sefer kaldığım yerden devam ediyorum:))

Ben de, ben de.. Açalya‘yı, Asya‘yı ve Serra‘yı sobeliyorum:) Anlatın bakalım, siz nasıl dolaşıyorsunuz etrafta:)

İçelim Güzelleşelim:))

Bir diğer sobelendiğim konu ise takıntılarım:) Saymakla bitmez ama ilk aklıma gelenleri sıralayayım:)

Sabah kahvaltısında ve kek-poğaça yiyorsam yanında mutlaka, ince belli bardakta Türk çayı olacak.

Çayın suyu iyi kaynamış, güzel demlenmiş olacak:) Bu konudaki takıntım yüzünden arkadaşlarım çay demlerken bak bakalım iyi kaynamış mı, tamam mı, demleyelim mi diye soruyorlar yoksa bıdı bıdı kafa şişiriyorum:P Yok su iyi kaynamamış, yok bu su-çay çiğ falan filan:P Ama valla çaykolikler beni anlar:)

Eşime, türk fırınına giderken güzelce: 4 susamlı simit, 2 açma, gerisi de ne istersen diye güzelce tarif ettiğimde, çeşit olsun canım diye elinde 2 susamlı, 1 açma, 4 de börekle gelince çıldırırım:P Hayır istediğim şey yapılmayacaksa ben kendim gidip yaparım, söyleyin yeter:)

Eğer canım patatesli poğaça çektiyse ve evde patates yok da peynir varsa gider illa patates alırım:) Bir şeyi nasıl istiyorsam öyle olması konusunda çok takıntım var. Halbuki daha rahat olmak lazım.

Hep boğazla ilgili takıntılar oldu:P Sanırım bir de yemek takıntım var:P

Bir zamanlar her şeyin kenarını sayıp 10’a ya da 100′ e tamamlama takıntım vardı ama kendi kendimi tedavi ettim, geçti:) Evet, mükemmelliyetçiyim:P O da ayrı bir takıntım tabii:)

Say say bitmez aslında ama sonra devam etmek üzere şimdilik virgülleyelim,
;))

Ben de, Şeyma‘yı, Zeyneb’in Günlüğü‘nü ve Şebnem‘i sobeliyorum:)

Read Full Post »

Older Posts »